5 Ağustos 2015 Çarşamba

Mehmet Barış'ı Seviyor!

Tarih: 1 Ağustos 2015
Yer:    Prinsengracht, Amsterdam

Tüm yıl beklenen o gün gelmişti. Bir hafta boyunca kutlanan Amsterdam Gay Pride Haftası'nın Canal Parade yani Kanal Geçiş'i günüydü. Taaa Mart başında kura ile seçilen 80 bot Westerdok'tan başlayıp Prinsengracht boyunca şovlarını sergileyip Oosterdok'taki bitiş noktasına varacaklardı. 
Biz de sabahtan Prinsengracht'ın kenarında kendimize bir yer bulduk ve oturduk. Herkes pembe yada gay bayrağı renklerinde giyinmişti. Kanalda, seçilen 80 bot dışındaki botların seyahat etmesi o gün yasak olsa da kanal kenarlarında her bot bir konsept partisi düzenleyerek yerlerini almışlardı. Geçiş başlamadan önce ben de bu botlardaki tiplerin fotoğraflarını çekmeye başladım. Ancak geçiş başlayınca anladım ki o zamana kadar gördüğüm hiç bir şeymiş. 
Fotoğrafçılıkla ilgilenip portre çekmeyi sevenler için kaçırılmaması gereken ve dolu pil ile gidilmesi gereken bir olay. Ben bu kadar çok fotoğraf çekeceğimi düşünmemiştim ve pilimin yeteceğini düşünmüştüm. Geçişin yarısında makinemin pili bitti ve kalanını olabildiğince telefonla çekmek zorunda kaldım. Umarım seneye daha güzel fotoğraflar post edebilirim. 

Peki başlık neden "Mehmet Barış'ı Seviyor"? İlk beş bottan biriydi sanırım. Bizim önümüzden geçtiler, biraz ileride bir pankart açtılar ve üstünde Türkçe "Mehmet Barış'ı Seviyor" yazıyordu ama ben fotoğrafını çekene kadar indirdiler :) ben bu yazımı insan haklarından habersiz ülkelerde baskı ile yaşamak zorunda kalan tüm LGBT'lere adıyorum.
Peki bu 80 botun içinde kimlerin botları vardı? Belediye, polis, adalet bakanlığı, askeriye, Post.nl (bizim PTT), politik partiler, Waternet (bizim İSKİ gibi), savunma bakanlığı, bankalar, Aids fonları, GVB (bizim İETT gibi), telekom şirketleri, Google, ambulans ve benim daha anlayamadığım bir çok kuruluş ve şirket... Bizde polis tomaları akrepleri ile Gay Pride'a destek veredursun; burada müzikleri, dansları ve tekneleri ile şova katılsınlar. Neyse ben daha fazla yazmayım ve fotoğraflarla sizi baş başa bırakayım. Fotoğrafların üstüne tıklayarak büyük hallerini görebilirsiniz.
























Askeriye'nin Teknesi
Savunma Bakanlığı'nın Teknesi

Waternet Teknesi yani İstanbul'un İSKİ'si
Aids Fonu kanal kenarlarındakilerden yardım toplarken...
Post.nl Teknesi yani Türkiye'nin PTT'si
GVB Teknesi yani İstanbul'un İETT'si
Ve son olarak Polislerin Teknesi...


Devamını oku »

4 Ağustos 2015 Salı

Lüks'ün Lüksemburg Hali

Şeker Bayramı'nın ilk günü cuma akşamı... Burada tatil yok tabi ve hatta Oki o akşam işten geç dönecekti, Zeynoş'umun da beyi barbekü partisinde olunca biz de bizim evin bahçesinde oturduk mumlarımızı yaktık, biralarımızı aldık. 
Amsterdam'da durum buyken, memlekette Facebook ve Instagram, milletin kumsalda ayak, denize karşı elde dondurma veya havalı içecek fotoğrafları ile dolup taşmıştı. Kıskanıyor muyduk? Ertesi sabah Lüksemburg'a gidiyor olmak içimize biraz su serpiyordu diyelim.
Sabah oldu, Zeynoşlar kiraladığımız arabayı teslim alıp, bizim eve geldiler. Aman Allah'ım o da ne? Beyaz bir Fiat 500 mü? Yehuuu! Hem de sunroof'u da var! Termosumuzda çayımız, kaplarımızda fırından yeni çıkardığım ıspanaklı böreğimiz, depoda benzinimiz road trip'e hazırdık :)

Nasıl gidilir?
Lüksemburg'ta havaalanı bulunuyor ancak Almanya, Belçika ve Fransa ile komşu olduğundan buralardan araba ile de ulaşabilirsiniz. Biz Amsterdam'dan 4-5 saatlik bir yolculuk ile vardık. 

Nereleri görmeli?
Ülkenin ve başkenti olan şehrin adının aynı olması kafa karışıklığına neden olmasın. Bu rehber Lüksemburg şehrinin rehberi. Ayrıca buraya tıklarak da gezilecek yerler hakkında fiyat ve ziyaret saatleri hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

  • William II Meydanı: Belediye binası (Hotel de Ville) ve turist ofisinin de bulunduğu meydan. Turist ofisine uğrayıp şehir haritası alabilmeniz için turunuza burdan başlamanızı tavsiye ederim.
  • Place d'Armes: Antika pazarı kurulan ve klasik müzik konserleri verilen şehrin en hareketli meydanı. Buradaki bir cafede oturup konserleri dinlemenizi tavsiye ederim.
  • Adolphe Bridge: Adolf Köprüsü. İsmine bakıp aklınıza Adolf Hitler gelmesin. Bu isim Dük Adolphe'tan gelmektedir. Biz gittiğimizde köprü inşaat altındaydı ve trafik akışı için yanına "Blue Bridge" dedikleri mavi bir köprü kurmuşlardı. Galiba köprüyü tekrar açmaları biraz vakit alacak. Köprü şehrin vadiyle ayrılmış iki yakasını birbirine bağlıyor. Manzara çok güzel. Gittiğinizde köprü açıksa üstünden değilse aşağıdaki vadide gezebilirsiniz. 
  • Golden Lady Heykeli: I.Dünya Savaşı'nda ölenler adına dikilmiş bu heykel Adolf Köprüsüne yakın. Çok bir şey beklemeyin ama köprünün yakınındaysanız da bir görün bence. 
  • Palais Grand Ducal: Büyük Dükler Sarayı. Gördüğümüzü anlamadığımız saraydan çok villaya benzettiğimiz küçük ama güzel bina. Temmuz ve ağustosta çarşamba günleri dışında 10 eur'ya ziyaret edebilirsiniz. 
  • Casamates du Bock: Unesco tarafından koruma altında olan şehir kale ve tünellerinin ismi. Bence Lüksemburg'un en güzel yeri. Şehrin Grund denilen bence en güzel mahallesine yukardan bakabilirsiniz. Tüneller marttan kasıma her gün ziyarete açık. Giriş 4 eur.
  • Grund: Aşağı şehir denilen, Bock bölgesindeki surlardan mükemmel görünen Lüksemburg'un bence en güzel mahallesi.
Ne yenir içilir?
Mutfağının Fransa ve Almanya'dan etkilendiği ama her türlü dünya mutfağını bulabileceğiniz bu şehirin gece hayatı da çok hareketli. Kulüplere giderken bile makyajsız, tayt, tshirt ve babetten başka bir şey giymeyen Hollandalılar'dan sonra süper bakımlı, dekolteli ve topuklu ayakkabıları ile gördüğüm Lüksemburg halkı beni Nişantaşı'nda hissettirdi. 
  • Charles sandviçlerinden salatasına kahvaltı veya öğle yemeğiniz için güzel bir adres. Coffee Lounge'taki bagel ve paniniler de kahve ve pancakeleri kadar güzel.
  • Biraz kalabalıktan uzaklaşmak ve kahve içmek için Konrad'ı tavsiye ederim, havuçlu keki baya meşhur. Hareketli olarak ise Place d'Armes'teki kafelerde de oturabilirsiniz.
  • Yemek için biz risk almayıp Vapiano'yu tercih ettik. Bunun dışında Rue de l'Eau'da pasajın içindeki Goethe Stuff ve Come Prima restaurantları da gayet güzelmiş.
  • Belçika'daki bir çok çikolatacının Lüksemburg'ta da dükkanları bulunuyor (Detaylı bilgi için buraya bir tık). Ayrıca Fransız tatlıları olan bir çok pastanede bulunuyor. L'aduree'dan macaron, Amorino'dan dondurma, Chocolate House Nathalie Bonn'dan sıcak çikolata denemeyi unutmayın. 
  • Rue de la Boucherie'deki Urban Bar en hareketlilerden biri ama o sokakta herhangi bir barda oturup gecenizi geçirmenizi tavsiye ederim. Ayrıca akşam yemeğinizi de Urban Bar'da yiyebilirsiniz. Rue Large'deki cafe ve barlara da uğrayabilirsiniz.
Son Notlar
  • Dünyada dükalık ile yönetilen tek ülkedir.
  • Kişi başı geliri dünyada Katar'dan sonra en yüksek olan ülkedir. 
  • Biraz pahalı bir şehir olduğu doğru ancak içki, benzin, sigara gibi şeyler diğer Avrupa ülkelerinden daha ucuz.
  • Şehir merkezinde "CITYLUXFREE" ismi ile ücretsiz internet hizmeti sağlanmış. Coooool, ha?
  • Toplu taşımanın cumartesi günü ücretsiz olduğu yazıyordu ancak pazar günü para vermeye çalıştığımda da kabul etmediler ve ücretsiz olduğunu söylediler. 
  • Şapkalara düşkün olmasanız bile Modes Nita mağazasını gezmenizi şiddetle öneririm.
  • Şehri bir günde gezebilirsiniz ancak vaktiniz varsa ülkenin doğası çok güzel ve trekking gibi sporlar için çok uygun. Detaylar için buraya tıklayın.

Devamını oku »

31 Temmuz 2015 Cuma

Bebek Fotoğrafları / Baby Photography

Fotoğraflarımın izinsiz kullanılması kesinlikle yasaktır.







Devamını oku »

23 Temmuz 2015 Perşembe

Hollanda'nın Geleneksel Tatları

Kızartmalara, patatese ve hamurdan yapılan tatlılara düşkünlükleri ile bilinen Hollandalılar... Hollanda'nın geleneksel yemekleri rehberime hoşgeldiniz :)

Atıştırmalıklar:
  1. Patat: Patates kızartması. Kağıt külahlarda satılan ve üstüne Hollanda'nın hafif tatlı mayonezi eklenerek yenmesi gereken şey. Amsterdam için Manneken Pis onlarca sos çeşidi ile 2013'te en patates kızartması mekanı seçilse de ben kalitesini düşürdüğünü düşünüyorum. Albert Cuypmarkt'ta satılanlar ile Vleminckx'i denemenizi tavsiye ederim. 
  2. Bitterballen: Bir çeşit köfte kroket. Biranın yanında atıştırmalık olarak söyleyebilir yada ekmek arası yiyebilirsiniz. Brouwerij 't IJ, Pllek ve Winkel 43'te çok güzel yapsalar da ilk tercihiniz Brouwerij 't IJ olsun. Nedeni için tıklayın :)
  3. Kibbeling: Volendam'a yolunuz düşerse bolca göreceğiniz ufak parçalarda balık etinin kızartılıp yanında mayonezli, sarımsaklı tartar sos ile satıldığı mükemmel atıştırmalık.
  4. Haring: Ringa  balığı demek. Hollandalılar bu balığı kuyruğundan tutup çiğ olarak yerler. Ben yemem, yiyemem. Turşu ve soğan ile ekmek arası da satılır.
Yemek:
  1. Stamppot ve Hutspot: Patates ve çeşitli sebzeleri ezerek yapılan bu iki yemek de Hollandalılar'ın bir numarasıdır. Stamppot genelde kara lahana ile hutspot ise havuç ile yapılır. Moeders restorandı bu yemekleri yemek için doğru adres.
  2. Rookworst: Hollanda'nın sosis-sucuk gibi olan bir et çeşidi. Hollandalılar Hema'larda satılana bayılırlar.
  3. Erwtensoep: Bezelye çorbası. İçine worst denilen Hollanda sosislerinden koyup yenir. Hazır almak için, Unox en ünlü markası.
Tatlılar:
  1. Hagelslag: Bu hepimizin küçükken çok sevdiği (hatta şu an olsa bir tane yerdim valla) Eti Puf'ların üstündeki şekerden yapılma süslemeler var ya onlar. Sadece burada onlarca çeşidi var ve ekmeklerinin üstüne döküp yiyorlar. Koca koca adamları bunları yerken görürseniz şaşırmayın. En ünlü markası ise "De Ruijter".
  2. Poffertjes: Hollandalılar'ın minik ve biraz daha tombik yapılan pancakelere verdikleri isim. Üstlerine pudra şekeri ve bir parça tereyağı koyup servis ediliyor. Pancake yapan kafelerde veya Albert Cuypmarkt'a uğradığınızda yiyebilirsiniz.
  3. Appeltaart: Elmalı tart. Bir çok yerde çok güzel yapıyorlar. İçine kuru üzüm konularak yapılan ve şurupla servis edilenleri olsa da benim favorim Winkel 43'ün elmalı tartı. 
  4. Stroopwafel: Hollandalılar'ın dünyaya armağanı olan bu tatlıyı yemeden olmaz. İçi karamel şuruplu bu ince waffleları kahve fincanınızın üstüne koyup içindeki karameli biraz eritip yemek adettendir. Eğer Albert Cuypmarkt'ta satılan taze, sıcak ve büyük boyutlardakilerden alırsanız dikkatli yiyin, karamelinin her tarafınıza bulaşması muhtemel.
  5. Boterkoek: Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler, ev sahibimizin bize getirdiği geleneksel Hollanda'nın hamur ve yağ ile yapılan tartı. Albert Heijn marketlerinden alabilirsiniz.
  6. Dropjes: Genelde siyah renkli olan şeker. Tek bir şey söylemek istiyorum, YEMEYİN!
İçecekler:
Hollandalılar en az alkol tüketen Avrupa ülkesi olsa da iki çeşit kendilerine özgü içkileri bulunuyor.
  1. Advocaat: Yumurta likörü. Koyu kıvamlı, şişeleri çirkin, renginde meymenet olmayan ama güzel ve şekerli bir içki. Üstüne kremşanti ile servis edilince çok havalı görünse de gelen misafirlerimizi denemeye ikna edemedik :(
  2. Jenever: Hollanda cini ve çeşitli aromalarda olanları likör gibi oluyor. Wynand Fockink'te çeşitli aromalarda içebileğiniz güzel bir içki. House of Bols'ta da tadına bakabilir ve değişik bir deneyim yaşayabilirsiniz.
O zaman yazımı bitirirken herkese "Smakelijk" ve "Proost" diyorum :)

Devamını oku »

14 Temmuz 2015 Salı

Gerçek Pesto Soslu Makarna

Geçen hafta İtalya'nın Cenova şehrinde doğmuş büyümüş arkadaşlarımız bizi yemeğe çağırdılar. Cenova pesto sosunun anavatanı, hatta marketlerden hazır pesto sos alıyorsanız etiketinde "Pesto alla Genovese" yazdığını görürsünüz.
Ben arkadaşımla o gün erken buluşmuştum ve markete beraber gittik. Taze fesleğenimizi (burada saksıda satılıyor), makarnamızı, parmesanımızı aldık. "Krema almayacak mısın" dediğimde boş gözlerle bana bakıp "Ne için" dedi. Bu noktada normalde yediğim pesto soslu makarnadan farklı bir şeyin beni beklediğini anladım. İkinci şokumu ise makarnayı haşlarken koydukları patates ve taze fasülye ile yaşadım. 
O zaman artık tarifi verme vakti. Türkiye'de bulması zor yada pahalı malzemeler için yerine kullanabileceğiniz önerilerimi de yazacağım. Malzemelerin miktarlarını kendi damak tadınıza göre değiştirebilirsiniz. Fıstık ve peynir sosumuza yağlandıran malzemeler, bu nedenle birini çoğaltıp diğerini azaltabilirsiniz.

Malzemeler (4-5 kişilik):
  • Pesto Sos İçin:
    • 1 demet taze yemeklik fesleğen (Yemeklik fesleğenlerden, masalarımıza güzel koku için koyduklarımızdan değil)
    • 50 gr çam fıstığı (Türkiye'de çam fıstığı pahalı olduğundan yerine kaju da kullanabilirsiniz)
    • 2-3 diş sarımsak
    • 50 gr rendelenmiş parmesan peyniri (Türkiye'de güzel parmesan bulmak zor olduğundan yerine eski kaşar kullanabilirsiniz)
    • Yarım çay bardağı zeytinyağı
    • Tuz
  • Makarna İçin:
    • 1 paket Linguine, Tagliatelle, Fettucine (bunların bulamazsanız yassı spagetti yada normal spagetti ile yapabilirsiniz)
    • 400 gr ince taze fasülye (resmini koyduğum fasülyelerden bulamazsanız normal taze fasülyeyi uzunlamasına ikiye bölebilirsiniz)
    • 3 adet orta boy patates
    • Tuz
Yapılışı:
  • Pesto Sos: Orijinalinde sosun havanda yapıldığını belirtiyim. Eğer geniş havanınız varsa önce tuz ve sarımsağı dövüp, ardından çam fıstığını ekleyip iyice dövün. Bundan sonra da iyice yıkayıp kurulanmış fesleğen yapraklarını üçer beşer ekleyip dövün, karışıma yedirdikçe yeni yaprak ekleyip işleme devam edin. Yapraklar bitince peyniri de ekleyin ve karıştırın. Bu noktada karışım macun gibi oluyor, sıvılaştırmak için azar azar zeytin yağı ekleyip karıştırın. Eğer havanınız yoksa yada uğraşmak istemiyorsanız rondo veya blenderda bütün malzemeleri aynı anda koyup karıştırın. Sadece zeytinyağını yine azar azar eklemenizi tavsiye ederim. Tuzu da kendi damak tadınıza göre ekleyin. Eğer sosunuzun fesleğen tadı ve kokusu azsa daha çok fesleğen yaprağı ekleyebilirsiniz. Sosumuzun kıvamı bozadan biraz daha katı olmalı.
  • Makarna: Normalde makarna, içinde tanesi olmayan taze fasülyeler (galiba çalı fasülye deniyor) ile yapılıyor, ancak siz onlardan bulamadıysanız kalın fasülyelerinizi uzunlamasına ikiye kesip inceltebilirsiniz. Elimizdeki fasülyeleri ayıkladıktan sonra, boyutları yemeklik olacak şekilde kesiyoruz ve patatesleri de soyup, küp küp doğruyoruz. Hepsini tenceremizde kaynayan suyun içine atıyoruz. İsterseniz tuz da ekleyin. Makarnayı da ekleyip hepsini beraber haşlıyoruz. Eğer patates ve taze fasülyeleriniz geç pişecek cinstense onları makarnadan önce kaynatmaya başlayın ve makarnayı sonra içine ekleyip, kaynatmaya devam edin. Her şey haşlanınca kalan suyunu süzün, ancak sakın ama sakın sudan geçirmeyin! Bu da Türk insanının makarna pişirirken yaptığı en büyük yanlıştır.
  • Veeee makarnamız, sebzelerimiz ve pesto sosumuz hazır. Süzgeçten tekrar tencereye aldığımız sebzeli makarnamıza pesto sosumuzun yarısını ekleyip iyice karıştırıyoruz, bu sırada patateslerimiz dağılıp parçalanırsa bence makarnanın tadı daha güzelleşiyor. Bu noktada bence yemeğinizin tadına bakın ve ona göre daha ne kadar pesto sos eklemeniz gerektiğine karar verin. Ben 1 paket makarnaya bütün sosu koyuyorum. Üstüne rendelenmiş parmesan ve fesleğen yaprakları koyup servis edebilirsiniz. 
Herkese afiyet olsun, yedikten sonra yorumlarınızı bekliyorum. Türkiye'de yerine kullanılabilecek başka malzeme önerileriniz varsa ve yorumlarda paylaşırsanız sevinirim.
Son olarak gerçek fesleğen soslu makarnayı öğrettikleri için Marco ve Jelena'ya çok teşekkür ediyorum.

   
 

Devamını oku »