2 Haziran 2015 Salı

Hollandalı'nın Kibarı

Şöyle bir düşüncem vardır: Bir ülkenin dili kabaysa insanları da kabadır. Mesela Fransızları ele alalım... Şiir gibi bir dilleri var ve giyimlerinden yemeklerine kadar kibarlar. Bir de Hollandalılara bakalım... Almanca'dan çok daha kaba bir dilleri var ve kendilerinin dobra veya açık sözlü olduklarını iddia etseler de bence biraz da kabalık genlerinde var. 

Ben ve Oki'nin yanda fotoğrafını koyduğum biraz önceki what's app konuşmamızı görmüşsünüzdür. Kwinten bizim ev sahibinin adı ve gerçekten tanışabileceğiniz en kibar ve başka kültürlere açık Hollandalı, zaten kız arkadaşının Çinli olması da bunun en büyük kanıtlarından. Bizimki geçen haftalarda Çin'e gitti kızla beraber ve evlenme teklif etmiş. Bugün bana mesaj atıp onu anlattı tabi ben de hemen Oki'ye anlattım :)  

Şimdi gelelim Oki'nin pasta esprisinin arkasındaki olaya...
Biz ilk taşındığımız zamanlarda Kwinten bize çok yardım etti ve her ihtiyacımız olduğunda geliyordu. Yine bir gün geldiğinde Hollandalılar'ın meşhur bir tatlısı olan yarısı yenmiş boterkoek getirmişti. Ben bu ne diye sorunca haftasonu doğumgünü olduğunu ve bunu yediklerini, yarısının kaldığını ve bizim de denememiz için getirdiğini söyledi. Bu cümleyi okuyup aklınızda muhtemelen uçuşan soru işaretleri "Doğumgünü pastası nerede?", "Ne kadar düşünceli bir hareket, bunda ne var?" şeklinde diye düşünüyorum. Hollandalılar'ın kabalığı yanında bilmeniz gereken en önemli özellikleri cimrilikleri. Bu nedenle marketten alınmış bir kaç eurluk bir keki doğumgünü pastası yerine kesmeleri beni hiç şaşırtmadı. Bence Kwinten'ın yaptığı da çok düşünceli bir davranıştı. Neyse, ben de tam kahve yapmıştım, oturduk karşılıklı kahvemizi içip kekimizi yedik. Hala kekin çeyreği duruyordu. Bunun üstüne Kwinten giderken dedi ki "Okan'a da bir dilim ayır, kalanını ben akşam kahvemin yanında yemek için götüreyim". Sizin bunu okuduğunuzdaki şaşkınlık ifadesi bende olmadı. Gelmeden önce okuduğum bloglar ve burada yaşayan arkadaşlarım sayesinde böyle şeylere hazırlıklıydım. Oki düğün pastası yazdı ama ben Albert Heijn'dan alınmış 10 tane boterkoek'i üstüste koyup "Düğün pastamız da buydu" demelerini bekliyorum :)

Süper İkili: Boterkoek ve Kahve

Devamını oku »

29 Mayıs 2015 Cuma

Hollanda'ya Alışmak Vol.1

Günlerden cuma, Oki'nin bu akşam çalışması olup işe gidince ben de oturup bir gezi rehberi daha yazayım dedim. Sonra birden 4 aydır burada olduğum ve artık şaşırmadığım hatta benim de yaptığım Hollandalı davranışlarını yazmak geldi aklıma. Bu liste uzun ve gitgide de artmaya devam ediyor. O nedenle bu yazıya "Vol.1" dedim, bakalım zaman geçtikçe kaç tane versiyonu olacak bu listenin :)
Bisikletle ilgili çok yazmayacağım çünkü onları bisikletlerle ilgili yazıma saklıyorum :)

  1. Yazın bile kalorifer yakmak
  2. 20 dereceyi görünce hemen parklara koşmak
  3. Markete giderken yanında poşet taşımak ve unutunca aldıklarını elinde taşımak
  4. Her yerin 6'da kapanmasına şaşırmamak
  5. Kredi kartı veya nakit yerine herkesin bankamatik kartı kullanması
  6. Bütün trafiğin yaya karşıdan karşıya geçsin diye durması
  7. Bisiklet yolunda yürüyen yayalara sinirlenip deli gibi zil çalmak
  8. Bisikletinin lastiği patlayınca gideceğin yere geç kalmak 
  9. Her yere su şişeni taşımak
  10. Restoranlarda musluk suyu istemek
  11. Bahşiş bırakmamak
  12. "Kijken Kijken Niet Kopen" yani " Bak Bak Alma" felsefesini kabullenip gerçekten ihtiyacın olmadan bir şey almamak 
  13. Evin perdelerini kapamamak ve tül kullanmamak
  14. Eve her hafta taze çiçek almak
  15. Her şey için bağış toplanması (Nepal, Suriye, eşekler, şempanzeler, köpekler...)
  16. TV'de eskort reklamları çıkması
  17. İkinci el bir şeyler almanın normal gelmesi
  18. Kimsenin karı-koca kelimelerini kullanmayıp, herkesin "partner (eş)" diye hitap etmesi
  19. Aynı cinsiyetten insanların öpüşüp birbirlerine dokunmalarına şaşırmamak
  20. Takvim ve ajandana aylar öncesinden randevularını not almak
Devamını oku »

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Tommy Sale'de Kültür Şoku

Hollanda çoğu insan tarafından özgürlükler ülkesi olarak tanınır ve açık fikirli insanların memleketidir. İstanbul'dan, hatta İstanbul'un en rahat semtlerden biri olan Kadıköy'den buralara taşınmış ve taşınmadan önce de buralara gezmeye gelmiş birisi olarak bile arada kültür şoku yaşadığımız doğrudur. 

İşte o şoklardan biri de Tommy Hilfiger'ın Sample Sale'ına gittiğimiz gün yaşandı. Burada yaşayan üniversiteden arkadaşım bana Tommy Hilfiger'ın Sample Sale'ı için davetiyesi olduğunu ve bu sene kendisi müsait olmadığı için gidemeyeceğini, istersek davetiyeleri bize verebileceğini söyledi. Ben de çok sevindim ve davetiye e-mail'inden indirim binasına gideceğimiz gün ve saat aralığımızı seçtik. Her aralık 3'er saat şeklinde, mesela 12.00-15.00 veya 15.00-18.00 gibi.

Arkadaşım gitmeden önce beni içeriye çanta alınmadığı ve soyunma odası olmadığı için değişik manzaralarla karşılaşabileceğimiz konusunda bizi uyarmıştı.

İlk olarak her ihtimale karşı çanta götürmediğim için çok sevindim, çünkü girişte raf gibi bir şey yapmışlar ve kilit kapak falan yoktu ve oraya bırakacağım herhangi bir şeyim çalınabilirdi. İçeride kıyafetler askılara asılmıştı ve sıra sıra dizilmişti, her sırada orada satılan ürünün ne olduğu yazıyordu (kadın/erkek/çocuk, kazak/pantolon...vs). Başta fiyatları bir türlü göremedik çünkü bazı ürünlerde etiket vardı bazıların da fiyat bilgisi yoktu ama bir süre sonra duvarlara yansıtılmış projeksiyon ile yansıtılmış fiyatları gördük. Kıyafetleri gruplarına göre sabit bir fiyata satıyorlardı, mesela gömlekler 40 eur, kabanlar 50 eur, tshirtler 30 eur gibi. Merak edenler için bazı ürün gruplarının fiyatları uygunken, bazısı o kadar da uygun değildi.

Biz eşime bir kaç tane gömlek seçtik ve soyunma odası olmadığını ve insanların ortalıkta soyunduğu bildiğimizden askıların orada eşim gömlekleri denemek için kazağını çıkardı ve bir görevli yanımıza gelip kıyafetleri denemek için en sondaki deneme alanına gitmemiz konusunda bizi uyardı. Her ne kadar başımıza gelecekleri tahmin edip içimize tshirt ve pantolon denemek için uzun hırka falan giymiş olsak da bu uyarıya çok sevinmiştik, kendi kendimize "bak adamlar geliştirmiş kendilerini bu sene soyunma kabini koymuşlar" dedik ve kabinlere gitmeden önce bütün reyonları gezip en son deneme kabinlerine gitmeye karar verdik. 

Sonunda alışveriş sepetimiz dolmuştu ve deneme bölümüne varmıştık ki bir de ne görelim, kabin falan yok! Yaşlısı genci, erkeği kadını dip dibe kıyafet deniyor, bikini gibi ürünler de dahil. Neyse dedik biz de başladık kıyafetleri denemeye, Allah'tan hazırlıklıydık ve çok fazla utanmadan bunun da üstesinden geldik :) İlginç bir şekilde kimse kimseyi süzmüyordu, çoğunlukla insanlar hızlı hızlı kıyafetleri deneyip, karar verip soyunma alanınından ayrılıyorlardı. 

Hak verirsiniz ki bu yazıma fotoğraf koyamıyorum çünkü yarı çıplak insanların fotoğrafını çekmedim. Sonuç olarak değişik bir deneyimdi. Ancak şunu da itiraf ediyorum; İstanbul'da İsveçli bir misafirimizin isteği üzerine Çemberlitaş hamamına gitmiştik. Babam Gönenli olmasına rağmen ben hayatımda daha önce hamama gitmemiştim ve orada yaşadığım şok yanında bu deneyim solda sıfır kalır :)

Beliz
Devamını oku »