29 Ocak 2016 Cuma

Kuzey Kutbu'nda Bir Ada: Tromso

Hani çocukken çizgi filmlerde olurdu ya bembeyaz, dağları çam ağaçları ile kaplı, ışıl ışıl ülkeler... İşte öyle bir masaldı Tromso.

Hazırlıklara aylar önceden başladık. Bana bu süreçte geçen sene Tromso'da 12 gün geçiren Yasemen'in blogu da, kendisi de çok yardımcı oldu. Tromso gezisi, kuzey ışıkları turu, kızaklı hasky turu, fiyort turu, kar ayakkabıları ile yürüyüş turu ve teleferik ile ilgili yazılarını üstlerine tıklayarak okumanızı tavsiye ediyorum. Üstteki fotoğraf da kendisine ait. Bir de resmi turizm ofisinin sitesi "Visit Tromso"yu da ziyaret edin. Burada sitede tur firmaları hakkında da bilgi bulabilirsiniz.

Ne Zaman Gidilir?
Tromso'ya neden kışın gidilir? Tabii ki kuzey ışıklarını görmek için. Kuzey ışıkları aslında tüm yıl var ancak görmek için gecelerin uzun olduğu dönemler daha elverişli. Bu nedenle Ekim-Mart ayları arasında gitmek en mantıklısı. Yazın kuzey ışıklarının görüldüğü bölgelerde 24 saate kadar güneş batmadığından, ışıkları görmek mümkün değil. Daha detaylı bilgiyi Kuzey Işıkları rehberimde paylaşacağım. Tromso, Körfez Akıntısı (Gulf Stream) alanında olduğundan çok soğuk olmuyor. Bu nedenle belki de karlar diyarına bir gezi hayal edenler için olsun, kuzey ışıkları için olsun en ideal yer. Yollar karlı da olsa açık. Arabalarda da özel çivili lastikler var. O kadar tepelik olmasına rağmen hiç kaymıyorlar. İnsanlar Amsterdam'da olduğu gibi köpeklerini bisikletle gezdiriyorlar ama köpekler husky ve bisikletler kar lastikli.

Ne Götürmeli?
  • Kıyafet: Dostlar poponuzun donmaması için yün içlik şart! Merino yün candır, gerisi yalandır. Pahalı derseniz termal içlik de olur ama merino yün terletmiyor, koku yapmıyor, kuru kalıyor. Kuru kalması en önemlisi olduğundan pamuk içeren şeyleri, iç çamaşırınız dışında, kesinlikle giymeyin. Biz fiyatları uygun diye Decathlon'dan aldık. Zaten çoğu Türkiye üretimi, muhtemelen Türkiye'de daha ucuzdur. İçlikleri elinize aldığınızda "Bu incecik şey mi beni sıcak tutacak?" diyebilirsiniz, biz de dedik. Amsterdam'a dönerken son gün içlikleri giymedik ve otelin köşesindeki kafeden kahve almaya gidene kadar dondum. Kalın bir atkı, herhangi bir bere, dışı deri içi pofuduk eldivenle çok mutlu olursunuz. Çorap önemli, onu da yün alın, hatta gidin ayak ısıtıcılarından da ("o ne ki" dediysen, buraya tıkla) alın, yün çorabın üstüne yapıştırın, mis. Ayakkabı olarak kurumsal hayatta giydiğimiz şıkıdım bot ve çizmeler olmaz ama abartmaya da gerek yok, Timberland tarzı botlar da gayet yeterli. Kaban olarak ise, içlik üstüne kazak ve üstüne normal polar hırka ile her zaman giydiğiniz kışlık kabanlarınızı giyerseniz bizim gibi üşümeden gezinizi tamamlarsınız. 
  • Fotoğraf: Geniş açı bir lens, DSLR fotoğraf makinemiz, makinemizin pili için şarj aleti, yedek hafıza kartı ve isterseniz tripod. Sadece kuzey ışıkları turunda tripod kurucam diyorsanız boşuna taşımayın, katılacağınız turlar tripod sağlıyor. Yedek piliniz varsa getirin ama makineniz çok eksi teknoloji değilse, o kadar para verip pil almanıza gerek yok. Benim pilim tüm gece yarıya bile inmedi. 
  • İlaç: C vitamini tableti götürün. Ayakları üşütüp, bağısakları bozmaya karşı Buscopan götürün. Soğuğa karşı olan bitki çaylarından ve ufak bir kettle (eğer otelinizde yoksa) koyun bavula. Bir de mucizevi Bepanthen merhem (kremi yada plus olanı değil, MERHEM!) o soğukta dudakların, ellerin ve yüzünüzün kurtarıcısı olacak, benden söylemesi.

Nasıl Gidilir?
"Kutup çizgisi geç abi, ordan Kutup Yıldızı yönünde 10 saat gittin mi Tromso hemen karşına çıkacak". İşte Tromso o kadar kuzeyde. Biz Oslo'dan aktarmalı olarak SAS ile gittik. Türkiye'den gelenler de muhtemelen SAS ile gideceklerdir çünkü SAS da THY gibi Star Alliance üyesi ve muhtemelen THY bu rotada SAS'ı kullanıyordur. Bu arada SAS uçuşlarında yemek yok; kahve, çay ve bardak su ücretsiz. O kahvenin yanına verdikleri minnoş sütleri açarken dikkat edin. Her seferinde üstüme döktüm hatta artık en sonuncusunda uçakta yanımızda oturan Tromso belediye başkanı (tepkinizi duyar gibiyim, evet adam bizim gibi ekonomide uçuyordu, bizim gibi beleş kahveden içiyordu, normal giyimliydi, koruması falan yoktu) tükürüklerini saçarak koptu. Tromso'da gümrük olmadığından aktarma sırasında bavulunuzu alıp, tekrar Tromso uçağına vermeniz gerekiyor. Oslo-Tromso uçuşunda cam kenarında oturun, böyle bir manzara yok! Güneş arkanızda kalıyor ve sanki gitgide karanlığa gömülüyorsunuz, inanılmazdı. Tromso'ya varınca havaalanı ve şehir merkezi arasında Türkiye'deki Havaş gibi Flybussen var. Bileti gidiş-dönüş alırsanız uyguna geliyor (140 NOK, ortalama 15 EUR) ve otobüste kredi kartı ile ödeyebiliyorsunuz. Eğer 2 kişiden fazlaysanız taksiye binin çünkü havaalanı şehre çok yakın ve otobüsten ucuza gelecektir. 

Nerede Kalınır?
Tromso ufacık bir ada ama siz yine de şehir merkezinde kalın. Eğer odam deniz manzaralı olsun diye tutturmazsanız bizim kaldığımız Comfort Hotel Xpress fiyatına göre beklentimi çok aştı. Bir İskandinav ülkesinde o fiyata bu kadar merkezi ve temiz bir yerde kalmak bizi çok mutlu etti. Otel odaları dört gecede bir temizliyorlar. Bilmiyorum sizin için sorun mu ama ben evimde de her gün çarşaf değiştirmiyorum ve odaya temizliğe gelecekler diye eşyalarımı kaldırmak çok sinirimi bozan bir durum. Zaten artık çoğu otel çevreye duyarlılık için oda temizliklerinde bu tarz politikalara gidiyor. Bir de otelin 7.katında kalırsanız manzara çok güzel. Eğer uzun kalacaksanız Airbnb veya mutfaklı bir otel bakmanız daha iyi olabilir çünkü yemek pahalı arkadaş. Neyse bu konuya biraz geleceğim...

Ne Yapılır?
  • Kuzey Işıkları: Bu derin bir mevzunun rehberi için buraya tıklayın.
  • Husky Turu: Dog Sledding diye geçen tur. Maviş dostlarımızın çektiği kızaklarla yaptığımız bu güzel turumuzun yazısı için buraya tıklayın.
  • Ren Geyiği Turu: Reindeer Sledding denilen tur. Yapanlardan genelde husky turuna göre çok yavaş ve kısa sürdüğünü, biraz sıkıcı olduğunu duyduk. Yine de denemek isteyenlere Lyngsfjord firmasını tavsiye ederim.
  • Balina İzleme: Whale Watching diyorlar. Bizim çok ilgimizi çekmese de gitmek isteyenler için en iyi zamanın aralık ve ocak ortasına kadar olduğunu söylemek isterim. Bu dönemde yüzlerce balina olurken daha sonrasında deniz ısınmaya başlayınca sayıları onlu rakamlara düşüyormuş. Tur için Tromso'nun en bilindik firması Arctic Explorers'ı tavsiye ederim.
  • Fiyort Turu: Norveç'in fiyortları gelmişken gezilmesi gereken doğa harikalarından. İnanılmaz manzaralar sunan bu tura yine Arctic Explorers ile katılabilirsiniz.
  • Teleferik: İçimde kaldı... Teleferik bu sene bakım nedeni ile nisan ayına kadar kapalıydı. Tromso bir ada olduğu için teleferikten acayip manzaralar sunuyormuş. Kafesi de varmış. İsmi Fjellheisen. Ben göremedim, o nedenle aşağıdaki fotoğraf Yasemen'e ait.
  • Katedral: Arctic Cathedral olarak geçen, Tromso Köprüsü diğer tarafında bulunuyor. Köprüden yürüyerek, manzarayı izleye izleye diğer tarafa geçebilirsiniz. Katedral'in binası dışardan çok hoş, içinin çok bir esprisi yok. Kilisede her sene kuzey ışıkları konserleri veriliyor. Tarihler için websitesine bakabilirsiniz.
Bunlardan başka snowmobile (kar arabası), snowshoeing (kar ayakkabılı yürüyüş), cross country skiing (kayak) turları yapabilir, Polaria Müzesi'ni ve kütüphaneyi gezebilirsiniz. Ben şahsen bu küçücük şehirde bile böylesine güzel bir kütüphane olmasından çok mutlu oldum. Bütçesi el verenler için helikopter turlarının yapıldığını da not düşmek isterim, eminim çok güzel bir manzara sunacaktır.

Ne Yenir İçilir?
Geyik eti ve somon meşhur bu memlekette. Bir de balık dilinden kalamarımsı bir yemekleri de var. Su çeşmeden içiliyor, zaten herhangi bir mekana girdiğinizde bardakların ufak bir çeşmenin yada sürahinin yanında dizildiğini göreceksiniz. Ortalama olarak fiyatlardan da bahsedeyim. Kahve 5 euro, ana yemek 30-35 euro, bira 10 euro. Market olarak Eurospar var, hafta içi burada uygun fiyata sıcak yemek de satılıyor, alıp otelde yiyebilirsiniz. Kahve ve atıştırmalık için Kaffebonna'yı tek geçiyorum. Cam kenarında oturun ve manzaranın tadını çıkarın, adres Stortorget 3. Cafe Sann'ın yemekleri de ortamı da çok hoştu, yeri kütüphanenin karşısında köşede. Makarna, sandviç gibi yemekler de menüde yer alıyor. Olhallen, Mack Brewery'nin bar kısmı ve kendi biralarını satıyorlar. Bira içmek için şehrin en iyi mekanı. Kağıtlarını getirip iskambil oynayanlar bile vardı, çok rahat bir ortamı var. Solid ise şehrin ana caddesi Storgata üstünde popüler bir mekan. Bardus Bistro'nun ve Emma's Drommekjokken'ın geleneksel geyik etli ve balıklı Norveç yemekleri meşhur. Kitchen & Table Tromso'nun ise vejeteryan da dahil geniş bir menüsü var.

Ne Alınır?
İndirim zamanına denk gelirseniz çok kaliteli ve güzel yünlü kıyafetler alabilirsiniz. Marketten geyik suçuğu ve Norveç'in brown cheese denilen kahverengi karamelize peynirinden alabilirsiniz. Hediyelik olarak ise Tromso Gift & Souvenir Shop'ta çok çeşitli şeyler bulabilirsiniz. Şunu da not düşeyim, ben hiç bir şey almadım. Bir kaç kartpostal yolladım o kadar. Neden mi? Her şey pahalı annem. Şöyle anlatayım; İsveç'e ucuz, İsveçliler'e de fakir diyen bir milletten bahsediyoruz.
Biliyorum uzun oldu ama gidince bana bu bilgiler için teşekkür edeceksiniz. Fotoğrafların üstüne tıklayıp büyük hallerini görebilirsiniz. Şimdiden hepinize iyi tatiller diliyorum.
Devamını oku »

25 Aralık 2015 Cuma

Noel Pazarları Bahane, Kızlar Haftasonu Şahane!

Bugün Noel! Bizim adetlerimizde noel var ya da yok umrumda değil, burada yaşıyorsam ve tatilse bu benim noeli sevmem için onlarca sebepten biridir. Diğer sebepler ise harika noel ruhu ile geliyor. Her yer ışıl ışıl, rengarenk, insanlar heyecanlı ve hediyeler her yerde.


Hollanda'da noel pazarları küçük ve çirkin olsa da Almanya'daki harika noel pazarları haftasonu kaçamağı için bizi çağırıyordu. Oki ile planımızı yaptık, biletlerimizi aldık ve Köln'ün meşhur noel pazarları için heyecanlanmaya başladık. Sonra bir gün Oki aradı ve Köln'e gideceğimiz cumartesi işe gitmesi gerektiğini söyledi. İyi ki o sırada Res'in evinde oturup şarap içiyordum ve telefonu kapatıp Res'e Köln'deki noel pazarları bahanesi ile "Girls Weekend" yapmak ister mi diye sordum. Noel heyecanı ve memleket hasreti depreşen Res hemen biletini aldı ve ben başladım: "Jingle bells, jingle bells, jingle all the way..." 

Beklenen haftasonu geldi. Sabah 8'de, Res ile trenimize bindik. Yerimiz mükemmeldi, hani Harry Potter filmindeki trende kabinler var ya işte bizim de öyle bir kabinimiz vardı. Hemen 2 gün önce aldığım selfie çubuğumu çıkardım ve Köln'e gitmeden nasıl kullanacağımızı öğrenmeye koyulduk. Res bu arada bir şişe prosecco (köpüklü İtalyan şarabı) çıkardı ve "Açmak ister misin?" dedi. Saate baktım, sabah 8 buçuktu, bir dumur oldum. Almanla tatil demek, içmeye sabahtan başlamak demekmiş. Başta bu saatte içemem desem de sonra dayanmayıp 9'da şişeyi açtık ve gazoz gibi içtik. Bir yandan dedikodu, bir yandan selfie çekmece derken, biraz da çakır keyif, bir baktık ki Köln'e gelmişiz.

Günün ilk ışıklarıyla proseccolarını yudumlayan biz...
Köln Katedrali tren istasyonundan çıktığımız gibi bizi görkemi ile karşıladı. Katedrali, Katolik biriyle gezerek bakın neler öğrendim: Her şeyin 3, 4 ve 7 gibi kutsal sayılara göre inşa edildiğini, katedrallere tepeden bakıldığında haç şeklinde olduğu, mozaiklerdeki resimlerin anlamlarını ve mumluklara (bizim kapı süsü olarak kullandığımız yuvarlak çam ağacından olan şeye benzer mumluklar) noelden 4 hafta önce başlayarak her hafta bir mum koyarak bunun yakıldığını noelde de 4 tane mumun yandığını... Bu kadar bilgi yeter, Köln rehberi isteyenler buraya tıklasın bakalım...
İşte o mumluklar...

Gelelim işin eğlenceli yanına. Christmas market'te glühwein, romlu sıcak çikolata, bal şarabı, romlu eggnog (bunun Türkçe'de karşılığı varsa yorumlarda paylaşırsanız sevinirim) için, yanında da zencefilli kek, zencefilli kurabiye, çikolata, kestane kebap, elma püresi ile yenilen patates mücveri ve benim uğruna öldüğüm marzipanlardan (badem ezmesi) yiyin. Bir de içecekler her noel pazarında farklı fincanlarda veriliyor. Benim favorim Köln Altstadt (eski şehir) ve Neumarkt (yeni şehir) meydanlarında verilen, üstünde Köln cinlerinin resimleri ve hikayeleri olan fincanlardı. İyiki Theresa yanımdaydı da bana tercüme etti bu hikayeleri ve ben de ayakkabıcı cinin fincanını aldım çünkü bu cin o kadar tatlıymış ki insanlar birbirini alnından öpebilsin diye topuklu ayakkabıları icat ediyor. Aşağıda belli başlı pazarları listeledim, bunların arasında gezmek için otobüsler geziyor ama hepsi birbirine o kadar yakın ki bilmiyorum gerek var mı otobüse. Bir de Hollanda'dan Köln ve Düsseldorf'taki noel pazarlarına günübirlik uygun fiyatlı (bu sene 20 eur idi) turlar düzenleniyor, sonra yok biz duymadık demeyin.
  1. Dom: Katedral'in meydanına kurulan pazar. En kalabalığıydı ve yürümek bile zordu. Glühwein kötüydü. Ufak bir sahne vardı, kısa kısa konserler veriliyordu. Standlar ise çok güzeldi.
  2. Altstadt: Burada buz pateni sahası kuruluyor. Burada selfie çubuğunu kullanmaya çalışırken sen dök elindeki güzelim romlu sıcak çikolatanı, hani farkında olmazsın o bir yandan dökülür ve sen farkettiğinde ise bardak çoktan boşalmıştır ya, sonra bir bakarsın bekarlığa vedaya gelmiş kostümlü Almanlar sana sırayla "High Five" yapıyorlar.
    Herşey bu selfie içindi. Res koptu, ben de fincanın dibinde kalanı içmeye çalışıyorum.
  3. Neumarkt: En güzeli burasıydı bence. Zaten melekler marketi demişler buraya. Işıklandırması, standları o kadar güzeldiki. Bir de bu pazarın karşısındaki Butlers mağazasına da uğrayın derim.
  4. Rudolfplatz: Burasının girişi de içi de çok hoştu. Zaten bu meydanın olduğu yer Köln'ün hipi mahallesi olan Belçika mahallesinde. Burada bot şeklinde fincanlarda şarap servis ediliyordu.
  5. Stadtgarten: Bu pazar şehir merkezinin biraz dışında genelde Kölnlüler'in gittiği bir pazardı ve bir gece önce Max Stark'ta (Köln'de yemek için en iyi adres, genelde Kölnlüler var ve herkes birbirini tanıyor) koyu bir muhabbet dalıp bize bira ısmarlayan amca burayı tavsiye etmeseydi biz de gitmezdik. Ancak iyi ki gitmişiz. En güzel içecek ve yiyecekler buradaydı. Bal şarabı kesinlikle denenmeli. 
İki gün boyunca Res ile yedik, içtik, çakır keyif dolaştık, bütün kırmızı ışıklarda Alman disiplini ile yeşili bekledik. Sonunda dönüş yolu için, tabi ki modumuz çakır keyif, trendeki yerimizi aldık. Çantam Oki'ye aldığım çikolatalar, marzipanlar ve zencefilli keklerle, telefonum ise selfielerle doldu taştı. Geçirdiğim bu haftasonu en güzel anılardan biri olarak hafızalara ve bloguma yazıldı...

Devamını oku »

5 Aralık 2015 Cumartesi

Amsterdam Gezilecek Yerler

Bu yazının vakti geleli çok olmuştu. Amsterdam'ın görülmesi gereken belli başlı meydanları, müzeleri ve mahallelerini listeledim. Ufak bir not: Şu ana kadar Amsterdam hakkında bir şeyler okumuşsanız yada şimdi okuyacaksanız, bol bol "plein" ile biten meydan isimleri görecekseniz. Hollandaca'da "meydan", "plein" demek, bu nedenle haritanızda, rehberlerde bolca karşılaşabilirsiniz.
  • Centraal Station: Amsterdam Merkez İstasyonu. Tren, otobüs, vapur, tramvay ve tabi ki bisiklet... Hepsi Centraal Station'da. Binanın güzelliğine hayran kalmamak elde değil.
  • Red Light District: Amsterdam'ın en merak edilen mahallesi. Detaylar için isme tıklayın. 
  • Dam Meydanı: Şehrin merkez meydanı. Kraliyet Sarayı, Yeni Kilise (Nieuwe Kerk), Madame Tussauds, Ulusal Anıt ve De Bijenkorf mağazası buradadır.
  • Bloemenmarkt: Laleleri ile ünlü Hollanda'nın çiçek pazarından lale soğanlarının yanı sıra bir çok hediyelik de bulabilirsiniz.
  • Rembrandtplein: Gece kulüpleri, kafeler, Booking.com'un binası ve Rembrant'ın heykeline ev sahipliği yapan şehrin en hareketli meydanlarından biri.
  • Leidseplein: Hele hava da güzelse Leidseplein'de oturup bira içmek süperdir. Bulldog Coffeeshop, Hard Rock Cafe ve Apple Store'u bu meydanda bulabilirsiniz.
  • Museumplein: Şu önünde fotoğraf çektirmeyeni dövdükleri "Iamsterdam" yazısı buradadır. Yemyeşil bir meydandır burası. Ben Türkiye'den gelen arkadaşlarımla burada buluşmayı tercih ediyorum çünkü bir kaç noktasında (giftshop, Van Gogh Müzesi) şifresiz, ücretsiz wifi bulunuyor. 
  • Van Gogh Müzesi: Dilimize "Van Gok" diye geçmiş, Hollandaca'da "Fan Hoh" (ama H'ler gırtlaktan, balgam çıkarır gibi) denilen meşhur kulağı kesik ressamımızın müzesi. Çok güzel bir müzedir, ben derim ki biletinizi internetten alın kuyruk beklemeyin. 
  • Rijksmuseum: Ulusal müzedir. "Iamsterdam" yazısının arkasındaki o görkemli binadır. Bence en az 4 saat ayrılması gerekilen müzedir. Rembrandt, Van Gogh başta olmak üzere bir çok Hollandalı sanatçının eserlerine ev sahipliği yapar. Bileti yine internetten alın.
  • Vondelpark: Şehrin en merkezdeki en büyük parkı. Hava güzelse mutlaka burada piknik yapın, bisiklete binin ve yürüyüş yapın. Museumplein'deki Albert Heijn marketinden şarap, peynir, ekmek ve meyve alıp tüm öğleden sonramı parkta geçirmeyi özledim...
  • Jordaan: Amsterdam'ın en güzel mahallelerinden biri. Kanallar ile çevrili bu mahallede Prinsengracht en büyük ve hareketli kanaldır. Dokuz küçük sokakçık anlamına gelen "De Negen Straatjes" ise cafeleri, dükkanları ve kanal manzarası ile turistlerin başlıca ziyaret ettiği yerlerden.
  • Anne Frank Müzesi: Kitabını okuyun, zaten incecik. Havaalanı yolunda, uçağı beklerken, uçakta okuyun bitiverir zaten. Sonra da gelin bu genç kızın İkinci Dünya Savaşı sırasında 2 yıl boyunca saklandığı bu evi ziyaret edin. Biletinizi mutlaka önceden alın, çünkü sıra inanılmaz oluyor!
  • Heineken Experience: Süper zevkli, hele ki arkadaş grubu ile ziyaret ederseniz çok eğlenirsiniz. Yine bileti internetten almakta fayda var.
  • Albert Cuypmarkt: Avrupa'nın en büyük pazarı. Hediyelik ve peynir almanın yanı sıra stroopwafel, poffertjes, kibbeling ve patat gibi Hollanda'nın geleneksel tatlarını taze taze yiyebilirsiniz.
  • Begijnhof: Burası bugün de rahibelerin yaşadığı eski Hollanda evlerini görebileceğiniz bir alan. Kalverstraat'tan (alışveriş caddesi) geçerken 5 dakikanızı ayırıp görmenizi tavsiye ederim. Girişini farketmek biraz dikkat gerektirebilir. Bu alanda ayrıca "Houten Huis" denilen 1425'te yapılmış Amsterdam'ın en eski evi bulunuyor. Bu evin diğer bir özelliği ise Amsterdam'da kalan iki ahşap evden biri olması. 
Belli başlı gezilecek yerler yukarıda saydıklarım. Bunun dışında fotoğraf severlere Foam ve Huis Marseille, çocuklu ailelere Artis Hayvanat Bahçesi ve NEMO'yu öneririm. Amsterdam Müzesi, ülkenin en büyük müzesi Tropen Museum ve film müzesi EYE ise hem büyüklerin hem de çocukların ilgisini çekebilecek müzelerden. Verzetsmuseum, İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkede ve şehirde yaşananları anlatan, özellikle Junior kısmındaki savaş sırasında yaşamış dört çocuğun hikayesinin anlatıldığı kısım oldukça etkili. Modern sanatla ilgiliyseniz Stedelijk Museum'u da görülecek yerler listenize ekleyin. Hermitage Amsterdam, Houseboat Museum ve Het Scheepvaartmuseum (Gemicilik Müzesi) ziyaret edebileceğiniz diğer müzeler.
Devamını oku »

25 Kasım 2015 Çarşamba

Burası "Harlem" değil "Haarlem"

Haarlem deyince aklına Amerika gelenler parmak kaldırsın! Peki o aklınıza gelen Harlem'in adının Hollanda'daki Haarlem'den geldiğini söylesem... Hikaye kısaca şöyle: New York'u Hollandalılar keşfediyor, adını da New Amsterdam koyuyor. Sonra bizim Hollandalılar gidiyor şehri İngilizler'e satmak zorunda kalıyor. İngilizler de adını New York olarak değiştiriyorlar ama semtlerin adlarıyla pek oynamıyorlar. Harlem de o nedenle aynı kalıyor. Ancak New York'taki Harlem'in pek de iyi olmayan ünü, sizi Hollanda'daki Haarlem konusunda bir önyargı içine sokmasın. Haarlem tasarım butikleri, kafeleri, güzel evleri, nehir manzarası, yeldeğirmeni, şehir meydanı, kilisesi, müzeleri ile bana göre Hollanda'nın en şık şehri. 

Nasıl Gidilir? 
Amsterdam Centraal Station'dan trenler ile ortalama 15 dakikada, arabayla ise yarım saatte Haarlem’e ulaşabilirsiniz. Kondisyonuna güvenenler için ise yaz aylarında Amsterdam'dan 1,5 saatlik bir yolculuk ile Haarlem'e ulaşabilirsiniz. 

Nereleri Görmeli?
Haarlem şehir olarak evleri, nehri, sokakları ve şirin dükkanları ile çok güzel bir şehir. Aşağıdaki listedekileri görmenin yanı sıra, sokaklar arasında gezmeye de mutlaka zaman ayırın.
  • Grote Markt: Her Avrupa şehrinde olduğu gibi burada da bir şehir meydanı olmazsa olmaz. Haarlem'e aralık ayında gidecekler için, her sene aralık ortasında bu meydanda kurulan Noel pazarına zaman ayırmalarını tavsiye ederim.
    St Bavo ve Vleeshal
  • St. Bavo Kilisesi: Grote Markt'taki bu görkemli kiliseyi görmemenize imkan yok. İçerisini gezmek isterseniz, giriş ücreti 2,50 eur. 
  • Vleeshal veya De Hallen: Yine Grote Markt'ta göreceğiniz tuğladan yapılmış, eski görkemli bina aslında et haliymiş. Bugün ise modern sanatlar müzesi olarak hizmet veriyor.
  • Spaarne Nehri: Haarlem'in içinden geçen bu nehir manzarasını görmeden olmaz.
  • Teylers Müzesi: Hollanda'nın en eski müzesi, Spaarne nehrinin kenarında kendini belli ediyor. Çok ilgi çekici ve gezmekten sıkılmayacağınız bir müze. Kalıcı ve dönemsel sergiler hakkında detaylı bilgi websitesinde var, isme tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Frans Hal Müzesi
  • Frans Hal Müzesi: Hollanda'nın altın çağından bu yana Haarlem'in ne kadar önemli bir şehir olduğunu bu müze ile görebilirsiniz. Ayrıca çocuklu aileler için de güzel bir aktivite.
  • Corrie ten Boomhuis: Bu ev İkinci Dünya Savaşı'nda sığınma amacı ile kullanılmış ve 800 kişinin (tahmini) hayatını kurtarmıştır. Evi ziyaret etmek için 2,50 eur gibi bir bağış yapmanız gerekiyor.
  • "De Adriaan" Yeldeğirmeni: Ziyaretçilere açık sayılı yeldeğirmenlerinden biri. Fotoğraflamak için nehrin karşı tarafına geçmenizi tavsiye ederim.
  • Amsterdamse Poort: Haarlem'in eski şehir kapısı. Gidin, görün, fotoğrafını çekin. Gerçekten Orta Çağ'da gibi hissedeceksiniz.
Ne Yenir İçilir:
Eskiden kilise, günümüzde ise bira fabrikası olan Jopenkerk'te bira içilir, yemek yenir ve mutlu mesut mekandan ayrılınır. Hava güzelse Cafe de Vijfhoek'un terası tek geçilir. Atıştırmalıklar ve kahve için ise Wolkers, Bagels&Beans ve Mogador (tavandaki bisiklete dikkat) tavsiye edilir. "İtalyan mutfağı candır" diyenler ise Woodstone Pizza and Wine veya De Pizzabakkers'a (nakit kabul etmiyor, kredikartı yada banka kartı ile ödeme yapabilirsiniz) uğrayabilirler. 

Spaarne Nehri ve Teylers Müzesi

Devamını oku »

20 Kasım 2015 Cuma

Baklava Şehri Gaziantep

Çok severim Gaziantep'i. Kim sevmez ki? Şehirlerin en fıstığı! Başlığı baklava koymamın nedeni ise, buradaki yabancı arkadaşlarıma Gaziantep'i "Baklava City" olarak anlatmam, daha baklavanın ne olduğunu bilmeyeni görmedim :) 

Nasıl gidilir?
Ulaşım gayet kolay. Uçaklar gayet sık, fiyatlar da biraz önceden planlarsanız gayet uygun. Araba parketmek merkezde biraz sorun olabiliyor. Havaalanından Havaş var, şehir içinde de biraz yürüyün, o kadar götürceksin baklavaları lahmacunları, az da erit. 

Nerede kalınır?
Ben her gittiğimde konaklarda kalmaya çalışıyorum ve fiyatları da yüksek değil. İmam Çağdaş en merkezi yerlerden. Eğer burayı referans alıp otelinizi buraya yürüme mesafesinde ayarlarsanız çok rahat edersiniz. Programınızın yoğunluğuna göre değişse de Gaziantep'i gezmek için 2 gün yeterli olacaktır.

Nereleri görmeli?
  • Zeugma Mozaik Müzesi: Memleketimin gururu sayılabilecek modernlikte ferahlıkta bir müze. Kesin gidin, çok çok güzel. Çingene Kızı'nı görün. Merkezden minibüse atlayın önünde ineceksiniz. Aç karnına gidin. Nedenini "Ne yenir içilir" kısmında anlatacağım.
  • Gaziantep Kalesi: Manzarası güzel, içi gezilebiliyor ve Kurtuluş Savaşı'nın canlandırması bulunuyor.
  • Gaziantep Hayvanat Bahçesi: Özellikle çocuklu aileler burada güzel zaman geçirebilir. Çok başarılıdır.
  • Zincirli Bedesten: Antep'in en sevdiğim yeri. Ufak bir Kapalı Çarşı.
  • Bakırcılar Çarşısı: Hiç bir şey almasanız bile içinden geçin, bakır ustalarını izleyin.
  • Elmacı Pazarı: Tabiki de Gaziantepliler Almacı diyor, nar ekşisine nar eşkisi diyorlar. Burası da Mısır Çarşısı'nın ufağı gibi.
  • Bayazhan Kent Müzesi: Zeugma'yı gördükten sonra çok da ziyaret edilmesi şart olmayan bir müze bence. Ama Bayazhan'a gidin. Avlusundaki restoranda akşam yemeğinizi yiyin.
  • Emine Göğüş Mutfak Müzesi: Bir 15 dakikanız varsa uğrayın. Giriş ücreti de 3 TL'ydi ben gittiğimde. Hem eski bir Antep evini görme şansını yakalarsınız, hem de aileler nasıl yaşıyormuş biraz fikir sahibi olabilirsiniz. İsminde mutfak geçmesine aldırmayın.
  • Medusa Cam Eserler Müzesi: Burası da hızlı gezilebilecek ve yine giriş ücreti ben ordayken 3 TL olan bir müze. Varsa bir yarım saatiniz uğrayın bence.
Ne yenir içilir?
Bu bir gurme turudur, Antep'ten dönerken pantolonunuzun üst düğmesini açmak serbesttir. Ne nerede yenir, aşağıda yazdim. Not alabilirsiniz.
  • Baklava: Baklava için en bilinen iki adres Koçak ve İmam Çağdaş. Ben Koçak'ın ortamını ve çalışanlarının tavrını sevmediğimden İmam Çağdaş'ı tek geçerim. Bir de Zeki İnal var ki şöbiyeti dillere destan. Fıstıklı kurabiyeleri hepsinin çok güzel. Yanınızda götürmelik mutlaka kuru baklava alın, diğerleri bir kaç güne şekerleniyor.
  • Katmer: Bak çok canım çekti şimdi bunu yazarken. Baklavayı pek sevmem ama katmere ölür biterim. Zekeriya Usta en bilinen katmerci, bu işin ustası. Sabah erken gidin, 13.00'da kapatıyor amcam dükkanı. Bir de Gaziantep'in Orkide Pastanesi var ki her şeyi mi güzel olur adamların. Kahvaltısı zaten ünlüdür, katmeri taş fırında yapmıyor diye biliyorum ama yine de benim çok hoşuma gidiyor. Tabi zevk meselesi... Fiyatları normalin üstünde gelebilir ancak porsiyonları gayet büyük, bir katmeri iki hatta üç kişi yiyebilirsiniz.
  • Ciğer: Ali Haydar amcanın özenle hazırladığı ciğerleri çok meşhur. İlk Antep ziyaretimizde kaldığımız konağın sahibi anlattı. Bu adam sabahın 5'i gibi açarmış dükkanı, 7 gibi de bitermiş o ciğerler kaparmış dükkanı. Gidermiş et ve balık pazarına yeni taze ciğerlerden alırmış. Bunların her birini aynı boyda olacak şekilde küp küp kesermiş ve şişe koyarmış. Ciğerin kenarları daha ince diye onlar kalite kontrolden geçemeyip kavurma tavasında yerini alıyormuş. Pazartesi kapalıymış çünkü pazar günü et ve balık pazarı kapalı oluyormuş. Yeri Gaziantep Kalesi'nin alt tarafında, biraz garip bir yeri var. Bir de bu amcam kafasına esiyormuş bazen dükkanı günlerce açmıyormuş. Üzülmeyin Ciğerci Mustafa Kemal de şehrin olmazsa olmaz mekanlarından.
  • Küşleme: Küşleme yazdığıma bakmayın şimdi size bir adres vericem, adamın salatası bile efsane. Kebapçı Halil Usta! Burası Zeugma Müzesi'nin bir kaç sokak arkasında. Giderken mahalle garip gelebilir ama korkmayın gidin. Zeugma'ya aç gidin ve mutlaka Halil Usta'ya da uğrayın. Küşlemesi menüdeki en bomba şey. 
  • Kebap: Kebapçı Halil Usta'dan başka, İmam Çağdaş'ın da kebapları çok meşhurdur. Bu İmam Çağdaş şehrin simgesi gibi bir şey olmuş ve bence ününün hakkını veriyor. Lahmacunları da, Ali Nazik'i de çok meşhur.
  • Beyran: İçmedim, kokusundan bile rahatsız oldum ama Oki sevdiği için buraya yazmayı bir borç bildim. Sabah kahvaltı niyetine içilen bu çorba için Metanet Lokantasına marş marş...
  • Ev Yemekleri: İçli köfteler, çorbalar, dolmalar... En bilinen adres Aşina ama hiç tavsiye etmiyorum. Bir de Bayazhan var. Burası hem kebap, hem Antep ev yemekleri servis eden alköllü hoş bir mekan. Meyhane ve restoran olarak hanın avlusunda hizmet veriyorlar. Fasılı mı dersiniz, rakısı mı derseniz hepsi Bayazhan'da!
  • Kahve: Antep'e gidip de Tahmis Kahvesi'nde menengiç kahvesi eşliğinde okeye dönmeden, mars etmeden dönmek olmaz. Benim Antep'te akşamlarımı geçirmek için en sevdiğim mekan. Yazın terasında, kışınsa içeri de sobanın yanında... Ohhh mis...
  • Kahke: Bir çeşit kurabiye. Ben pek sevmesem de meşhur. Bir blogger olarak buraya not düşmeyi bir borç bildim.

Ne alınır?
  • Salça: İlk Antep ziyaretimde yine kaldığımız konağın sahibinin tavsiyesi ile Saçıbeyaz'ın salçaları ile tanıştım. Ev yapımı domates salçasını, otur kaşık kaşık ye. Biber salçası da domatesin hiç gerisinde kalmıyor. Ben bu salçaları Amsterdam'a taşıdım hey hey hey. Bu sene eylül başında aradım adamları dediler ki "Abla yeni salçalar kuruyor, yollayamam" yani öyle de dürüstler. Almacı (yada Elmacı) Pazarı'nda dükkanlarını görebilirsiniz.
  • Baharat: İpek pul biber, isot yine hep Saçıbeyaz'dan. Onları da taşıdım valla taaa buralara...
  • Bakır ürünler: Menemenlik bir bakır tas mı alırsınız yoksa Tahmis Kahvesi'nden aldığınız menengiç kahvesini pişirmek için çezve mi alırsınız bilmem ama Bakırcılar Çarşısı'ndan hepsini bulabilirsiniz. Gerçek bakır olduğundan emin olun.
  • Antepfıstığı: Saydığım baklavacılardan da alabilirsiniz, Almacı Pazarı'ndan da.
  • Yarı Değerli Taşlar: Her gittiğimde kendimi kaptırıp aldığım taştan rengarenk hatta ton ton kolyelerimi Zincirli Bedesten'den aldım. Bunları tesbih olarak da çokça satıyorlar.
  • Sedefli Ürünler: Biraz cep yaktıklarından, biraz da sevmediğimden olsa gerek ben almadım. Ancak sedef ile süslenmiş bir çok ürünü Bakırcılar Çarşısı'nda bulabilirsiniz.
  • Kumaş: İpek Yolu geçer de ipek kumaş satılmaz mı? Yemeni ve kutnular çeşit çeşit.
  • Deri Ürünler: Rengarenk çarıklar benim favorim. Daha modern ürünler de dükkanlarda sizi bekliyor.
  • Kurutulmuş Sebzeler: Kuru patlıcanı, biberi, bamyası, kabağı... Artık aklına ne gelirse Almacı Pazarı'ndan bavula doldur.
  • Çingene Kız Magneti: Zeugma müzesinin en meşhur eserinin magnetini almadan dönmeyin. Fotoğrafının çekilmesi yasak bari magneti olsun.
Son Notlar:
  • Konaklar akşamları biraz serin olabiliyor, kalın pijama götürmek de fayda var.
  • Her mevsim gidilip, alışveriş yapılıp, yenip içilip dönülebilir. Haftasonunu geçirmek için Türkiye'nin en iyi adreslerinden biri.
  • Bazı mekanların isimleri başka renk ya, işte siz hemencecik tıklayabilin diye ben onlara link koydum. Korkmadan tıklayabilirsiniz.
  • Valla ben Antep'i gezmeye doyamam. Salçalarına, baharatlarına, kahve ve yemeklerine ise hiç doyamam. Almışım zaten kilocukları, yarın spor salonuna başlıyorum. Yine de beni ziyarete gelirken fıstıklı kurabiye olsun, salça olsun getirirseniz hayır demem :)
Devamını oku »

9 Kasım 2015 Pazartesi

Sonbahar'ın En Güzel Hali: Yedigöller

Aslında bu yazım da Gay Pride yazım gibim fotoğraflarla dolu olsun isterdim ancak ülke değiştirme sırasında bir tane harddiskimiz kaybolmuştu ve ben de düzenli olsun mantığı ile her Yedigöller'e gittiğimde çektiğim fotoğraflarını tek dosyada oraya koymuşum. Belki çıkar bir yerlerden, umudumu kaybetmek istemiyorum ama şimdilik Facebook'taki bir kaç fotoğrafla idare edeceğim. İlk olarak da Oki'nin çektiği "Beliz ve Sonbahar" isimli fotoğrafı koyayım :) 

Gelelim Yedigöller gezi rehberimize...
Yedigöller Milli Parkı sonbaharda sarı ve kırmızının her tonunu görebileceğiniz, fotoğrafçıların gözbebeği bir cennet. Adından da anlaşılacağı gibi parkta yedi tane göl vardır. İsimleri sırasıyla; Seringöl, Büyükgöl, Deringöl, Kurugöl, Nazlıgöl, İncegöl, Sazlıgöl'dür.

Nasıl Gidilir?
Yedigöller Milli Parkına ulaşmak çok da kolay değildi ve ben olmamasını yeğlerdim ki o cennetimizi de günübirlik piknikçiler ile kaybetmeyelim. Ancak gel gör ki tam Yedigöller'in en çok ziyaret edildiği mevsim olan sonbahardan önce Bolu merkezden gidilen yolu mis gibi asfaltlamışlar. Bu yolu Ankara'dan da İstanbul'dan da gelenler kullanabilir. İstanbul'dan gelenler ayrıca Yığılca yolunu da kullanabilirler, bu yol hala çetrefilli. Bir de iki yol için de arabayı kullanan kişinin acemi olmamasını tavsiye ederim çünkü yollar hala çok virajlı ve tek şerit. Eğer gece kalmayacaksanız da hava kararmadan dönüş yoluna koyulun. Kendi arabasıyla gelmek istemeyenler ise sonbaharda tur şirketlerince sürekli düzenlenen kamplı veya günübirlik Yedigöller turlarına katılabilirler. Benim Karadeniz için vazgeçilmezim Bukla Tur.  Deep Nature'ın da iyi olduğunu biliyorum.



Ne Zaman Gidilir?
Tabiki de sonbaharda! Özellikle Ekim diye düşünüyorum. Eylülde yapraklar sararsa da Ekim, Kasım gibi göller ve yerler dökülen yapraklarla kaplanıyor ve toprak nerde bitiyor göl nerde başlıyor belli olmuyor. Aşağıdaki fotoğraf mesela gölün üstü. Süper ötesi! 




Nerede Kalınır?
Yedigöller Milli Parkı'nda çadır kampı dışında konaklanılabilecek bungalovlar da mevcut ancak hiç müsait olmazlar. Yani konaklayacaksanız çadırı tek seçenek olarak düşünebilirsiniz. Tuvaletler son gittiğimde düzeltilmişti ve gayet temizdi. Yine de ben olsam çantama sabunumu, tuvalet kağıdımı koyarım; ne olur ne olmaz...




Ne yapılır?
Fotoğraf makinesi elde trekking'e başlanır, gölleri şelaleyi göreyim derken saatler geçer. Sonra mangal alanına dönülür, mangal yakılır. Sucuk ekmekler afiyetle yenir, üstüne termostaki sıcacık çaydan da içilir. Offf daha ne olsun? 
Yanınızda su, yiyecek, mangal kömürü (mangal orda var, taşımanıza gerek yok), fotoğraftaki gibi mangal teli ve tabi ki tripodunuzu, fotoğraf makinenizi ve geniş açılı lensinizi unutmayın. 
Gece kalacaklar gece yıldızları yada sabah gün doğumunu fotoğraflayabilirler.

Son olarak akşamları serin olduğunu ve benim gittiğim zaman 3G'nin de (artık Türkiye kaç G'de ben anlayamıyorum, ondan ülkeden ayrıldığımda kaçsa onu söylüyorum) hatta telefonun da çok çekmediğini belirtiyim. Huzur dolmanız dileğiyle...
Devamını oku »

21 Eylül 2015 Pazartesi

En Yakın Komşu: Meis Adası

Bir buçuk ay sonra sonunda blogumun başına oturdum ve farkettim ki çok özlemişim. Bu süre zarfında üç haftalık Türkiye ziyaretimiz ve sonrasında tekrar buralara adapte ol, elindeki fotoğraf çekimlerini söz verdiğin tarihe yetiştirmeye çalış derken ancak yazabiliyorum. Heee bir de tam tamına 30 yaşında bir çıtır oldum, "Gelukkige Verjaardag voor Beliz!" Tabi ki de koskoca 30 yaş kutlamamı şurada yazdığım bir cümle ile geçiştirmeyeceğim. Doğumgünü yazım, coming soon...

Buralarda kaloriferler cayır cayır yanarken, yazın girdiğim en güzel denizin fotoğraflarına bakarak içimden bugün Meis Adası rehberi yazmak geldi. O zaman başlayalım bakalım.

Meis, Yunanistan'a en uzak, Türkiye'ye en yakın minik mi minik, güzel mi güzel bir Yunan Adası. Bu küçücük ada da bile bütün binaların birbiri ile uyumlu olmasını takdir ettim ki ara sokaklara girdiğimizde yeni yapılan bir kaç bina gördük ve bunlar da aynı mimari ile inşa ediliyordu. Kaş'a gitmişken ve eğer Schengen'iniz yada havalı renklerde pasaportunuz varsa bence kesinlikle görülmesi gereken bir yer.

Nasıl Gidilir?
Kaş'tan her gün Meis'e sabah 10'da gidip, akşamüstü 4'te dönen vapur seferleri var. 20-30 dakikada Meis'e varıyorsunuz. Bu seferler Meis Express ve Meis Ferry Lines tarafından gerçekleştiriliyor ve ücreti ben bu yazıyı yazdığım sene 25eur/75tl idi. Tabi ki de TL ödedik çünkü kur 3,30 civarında seyrederken böylesi daha karlı oldu. Bir de bu ücrete eğer yabancı pasaportunuz veya oturum kartınız yoksa, bana bu zamana kadar evlat acısı gibi koyan, yurtdışı çıkış harcını da eklemeniz gerekecek. Çok şükür biz bu ücreti artık ödemediğimizden 30tl cebimize kaldı. Kaş'ta herhangi bir tur acentasına gidip Meis turu alabilirsiniz. Ayrıca haftasonları akşam turları da oluyor ama ben denize girmek istediğim için çok ilgimi çekmedi.

Ne Yapılır?
Öncelikle adada TL geçiyor ve kuru biz gittiğimizde 3'ten hesapladıkları için EUR harcamaktan daha karlıya gelmişti. Bir de ben Turkcell hattımı sıkıntısız kullandım, diğerlerini deneyimleyeniz varsa yorum yazarsa sevinirim. 
Adada bir deniz taksiler var ve sizi Mavi Mağara ve Saint George Beach'e götürüyor. Kişi başı 10 eur ücretleri var. Ancak vapurdan indiğinizde ilk karşınıza çıkan deniz taksici, çoğu blogta yazan ve benim de arkadaşlarımın bana söylediği Kostas 15 eur alıyor. Ne farkı mı var? Adam uyanık geçiniyor, farkı bu. Bir de kuru da yüksek hesaplayıp, başka deniz taksiciler ile gidenlerin 30 tl ödediği turdan, bizden kişi başı 50 tl aldı. O nedenle sahilde yürümeye devam edin ve ilerdeki bir tanesine binin.
  • Mavi Mağara: Adaya ilk indiğinizde "Ben şöyle bir adayı geziyim önce" demiyorsunuz ve ilk olarak bir deniz taksiye atlayıp Mavi Mağara'ya gidiyorsunuz. Buraya öğlen 12-13'ten sonra girmek su seviyesi yükseldiği için tehlikeli. Bize yine Kostas burada bir kazık attı ve bizi ilk Saint George Beach'e götürdü ki o arada başka müşteri de alabilsin. O nedenle biz öğlen gittik Mavi Mağara'ya ve su yükseldiğinden baya maceralı bir şekilde mağaraya girdik. Kostas sırtını kafasını mağara girişine çarptı. Biz teknede 6 kişiydik ve çok korktuk çünkü Kostas yaşlıydı ve fenalaştı. Allah'tan 5-10 dakika içinde başka tekneler de geldi (ki onlar gayet profesyonelce hiç bir yere çarpmadan girdiler mağaraya) ve Kostas'a yardım ettiler, biz de böylece mağaranın içinde denize girebildik ancak çok çok kısa bir süre. Yani ne kadar söylesem az Kostas'tan uzak durun. Neyse bu kötü anıları bir kenara koyarsak, mağara mükemmel. Mağaraya ışık yansıyarak girdiği için denizi florasan mavi gibi, gerçekten doğanın mükemmelliğine hayran kalmamak elde değil. Ayrıca biz denk gelmedik ama mağarada çok insan gelmediği zaman fok balıkları da oluyormuş. 
  • Saint George Plajı: Mavi Mağara'nın ardından deniz taksi sizi bu plaja getirecek. Burası Yabancı Damat modelinde evlilikleri olan genç bir çift tarafından işletiliyor. Deniz harika. Bence Kaş'tan da, Meis'in merkezindeki denizden de çok daha güzel. Meis'in merkezinde de denize giriliyor ancak burayı görünce o denizi beğenmeme ihtimaliniz yüksek.
  • Adanın Merkezi: Saat en geç 2 gibi adanın merkezine dönmenizi tavsiye ederim. Ara sokakları gezin, yemek yiyin, kahve için, isterseniz kale ve kiliseyi görün. Eğer içki de alacaksanız adadaki free shop, Hollanda'dan falan da baya ucuzdu. 
Ne Yenir İçilir?
Adada deniz ürünleri on numara. Merkezde sıra sıra balık restoranları göreceksiniz, aman ilkine gitmeyin, Kostas'ın oğlunun. Biz Alexandra's'ta yedik (sarı şemsiyeli). Size cacığını mı, kalamarını mı, nohut köftesini mi anlatsam? Yanına da rakıdan daha çok sevdiğim ufak bir uzo açtık, caretta carettalar da bize denizin içinden kafalarını uzattılar ve Oki'mle öyle mükemmel bir yemek yedik işte. Yazıya yemeklerin, restoranın fotoğrafını koymak isterdim ama görünen o ki yemekleri silip süpürürken, fotoğraf çekmeyi unutmuşum.
Ardından komşuya gidip de kahve içmemek olmaz dedik ve yemeğin üstüne bir de Yunanistan'ın meşhur frappelerinden de içtik. Biz Meltemi cafeye gittik kahve için ve çok sevdik. Radio Cafe'nin de güzel olduğunu duydum. 

Saatlerimiz 15.30'u gösterince vapurumuza doğru yöneldik ve yine bir Yunan Adası ziyaretimden yüzümde gülücüklerle ayrıldım.


Devamını oku »

4 Ağustos 2015 Salı

Lüks'ün Lüksemburg Hali

Şeker Bayramı'nın ilk günü cuma akşamı... Burada tatil yok tabi ve hatta Oki o akşam işten geç dönecekti, Zeynoş'umun da beyi barbekü partisinde olunca biz de bizim evin bahçesinde oturduk mumlarımızı yaktık, biralarımızı aldık. 
Amsterdam'da durum buyken, memlekette Facebook ve Instagram, milletin kumsalda ayak, denize karşı elde dondurma veya havalı içecek fotoğrafları ile dolup taşmıştı. Kıskanıyor muyduk? Ertesi sabah Lüksemburg'a gidiyor olmak içimize biraz su serpiyordu diyelim.
Sabah oldu, Zeynoşlar kiraladığımız arabayı teslim alıp, bizim eve geldiler. Aman Allah'ım o da ne? Beyaz bir Fiat 500 mü? Yehuuu! Hem de sunroof'u da var! Termosumuzda çayımız, kaplarımızda fırından yeni çıkardığım ıspanaklı böreğimiz, depoda benzinimiz road trip'e hazırdık :)

Nasıl gidilir?
Lüksemburg'ta havaalanı bulunuyor ancak Almanya, Belçika ve Fransa ile komşu olduğundan buralardan araba ile de ulaşabilirsiniz. Biz Amsterdam'dan 4-5 saatlik bir yolculuk ile vardık. 

Nereleri görmeli?
Ülkenin ve başkenti olan şehrin adının aynı olması kafa karışıklığına neden olmasın. Bu rehber Lüksemburg şehrinin rehberi. Ayrıca buraya tıklarak da gezilecek yerler hakkında fiyat ve ziyaret saatleri hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

  • William II Meydanı: Belediye binası (Hotel de Ville) ve turist ofisinin de bulunduğu meydan. Turist ofisine uğrayıp şehir haritası alabilmeniz için turunuza burdan başlamanızı tavsiye ederim.
  • Place d'Armes: Antika pazarı kurulan ve klasik müzik konserleri verilen şehrin en hareketli meydanı. Buradaki bir cafede oturup konserleri dinlemenizi tavsiye ederim.
  • Adolphe Bridge: Adolf Köprüsü. İsmine bakıp aklınıza Adolf Hitler gelmesin. Bu isim Dük Adolphe'tan gelmektedir. Biz gittiğimizde köprü inşaat altındaydı ve trafik akışı için yanına "Blue Bridge" dedikleri mavi bir köprü kurmuşlardı. Galiba köprüyü tekrar açmaları biraz vakit alacak. Köprü şehrin vadiyle ayrılmış iki yakasını birbirine bağlıyor. Manzara çok güzel. Gittiğinizde köprü açıksa üstünden değilse aşağıdaki vadide gezebilirsiniz. 
  • Golden Lady Heykeli: I.Dünya Savaşı'nda ölenler adına dikilmiş bu heykel Adolf Köprüsüne yakın. Çok bir şey beklemeyin ama köprünün yakınındaysanız da bir görün bence. 
  • Palais Grand Ducal: Büyük Dükler Sarayı. Gördüğümüzü anlamadığımız saraydan çok villaya benzettiğimiz küçük ama güzel bina. Temmuz ve ağustosta çarşamba günleri dışında 10 eur'ya ziyaret edebilirsiniz. 
  • Casamates du Bock: Unesco tarafından koruma altında olan şehir kale ve tünellerinin ismi. Bence Lüksemburg'un en güzel yeri. Şehrin Grund denilen bence en güzel mahallesine yukardan bakabilirsiniz. Tüneller marttan kasıma her gün ziyarete açık. Giriş 4 eur.
  • Grund: Aşağı şehir denilen, Bock bölgesindeki surlardan mükemmel görünen Lüksemburg'un bence en güzel mahallesi.
Ne yenir içilir?
Mutfağının Fransa ve Almanya'dan etkilendiği ama her türlü dünya mutfağını bulabileceğiniz bu şehirin gece hayatı da çok hareketli. Kulüplere giderken bile makyajsız, tayt, tshirt ve babetten başka bir şey giymeyen Hollandalılar'dan sonra süper bakımlı, dekolteli ve topuklu ayakkabıları ile gördüğüm Lüksemburg halkı beni Nişantaşı'nda hissettirdi. 
  • Charles sandviçlerinden salatasına kahvaltı veya öğle yemeğiniz için güzel bir adres. Coffee Lounge'taki bagel ve paniniler de kahve ve pancakeleri kadar güzel.
  • Biraz kalabalıktan uzaklaşmak ve kahve içmek için Konrad'ı tavsiye ederim, havuçlu keki baya meşhur. Hareketli olarak ise Place d'Armes'teki kafelerde de oturabilirsiniz.
  • Yemek için biz risk almayıp Vapiano'yu tercih ettik. Bunun dışında Rue de l'Eau'da pasajın içindeki Goethe Stuff ve Come Prima restaurantları da gayet güzelmiş.
  • Belçika'daki bir çok çikolatacının Lüksemburg'ta da dükkanları bulunuyor (Detaylı bilgi için buraya bir tık). Ayrıca Fransız tatlıları olan bir çok pastanede bulunuyor. L'aduree'dan macaron, Amorino'dan dondurma, Chocolate House Nathalie Bonn'dan sıcak çikolata denemeyi unutmayın. 
  • Rue de la Boucherie'deki Urban Bar en hareketlilerden biri ama o sokakta herhangi bir barda oturup gecenizi geçirmenizi tavsiye ederim. Ayrıca akşam yemeğinizi de Urban Bar'da yiyebilirsiniz. Rue Large'deki cafe ve barlara da uğrayabilirsiniz.
Son Notlar
  • Dünyada dükalık ile yönetilen tek ülkedir.
  • Kişi başı geliri dünyada Katar'dan sonra en yüksek olan ülkedir. 
  • Biraz pahalı bir şehir olduğu doğru ancak içki, benzin, sigara gibi şeyler diğer Avrupa ülkelerinden daha ucuz.
  • Şehir merkezinde "CITYLUXFREE" ismi ile ücretsiz internet hizmeti sağlanmış. Coooool, ha?
  • Toplu taşımanın cumartesi günü ücretsiz olduğu yazıyordu ancak pazar günü para vermeye çalıştığımda da kabul etmediler ve ücretsiz olduğunu söylediler. 
  • Şapkalara düşkün olmasanız bile Modes Nita mağazasını gezmenizi şiddetle öneririm.
  • Şehri bir günde gezebilirsiniz ancak vaktiniz varsa ülkenin doğası çok güzel ve trekking gibi sporlar için çok uygun. Detaylar için buraya tıklayın.

Devamını oku »