29 Mayıs 2015 Cuma

Hollanda'ya Alışmak Vol.1

Günlerden cuma, Oki'nin bu akşam çalışması olup işe gidince ben de oturup bir gezi rehberi daha yazayım dedim. Sonra birden 4 aydır burada olduğum ve artık şaşırmadığım hatta benim de yaptığım Hollandalı davranışlarını yazmak geldi aklıma. Bu liste uzun ve gitgide de artmaya devam ediyor. O nedenle bu yazıya "Vol.1" dedim, bakalım zaman geçtikçe kaç tane versiyonu olacak bu listenin :)
Bisikletle ilgili çok yazmayacağım çünkü onları bisikletlerle ilgili yazıma saklıyorum :)

  1. Yazın bile kalorifer yakmak
  2. 20 dereceyi görünce hemen parklara koşmak
  3. Markete giderken yanında poşet taşımak ve unutunca aldıklarını elinde taşımak
  4. Her yerin 6'da kapanmasına şaşırmamak
  5. Kredi kartı veya nakit yerine herkesin bankamatik kartı kullanması
  6. Bütün trafiğin yaya karşıdan karşıya geçsin diye durması
  7. Bisiklet yolunda yürüyen yayalara sinirlenip deli gibi zil çalmak
  8. Bisikletinin lastiği patlayınca gideceğin yere geç kalmak 
  9. Her yere su şişeni taşımak
  10. Restoranlarda musluk suyu istemek
  11. Bahşiş bırakmamak
  12. "Kijken Kijken Niet Kopen" yani " Bak Bak Alma" felsefesini kabullenip gerçekten ihtiyacın olmadan bir şey almamak 
  13. Evin perdelerini kapamamak ve tül kullanmamak
  14. Eve her hafta taze çiçek almak
  15. Her şey için bağış toplanması (Nepal, Suriye, eşekler, şempanzeler, köpekler...)
  16. TV'de eskort reklamları çıkması
  17. İkinci el bir şeyler almanın normal gelmesi
  18. Kimsenin karı-koca kelimelerini kullanmayıp, herkesin "partner (eş)" diye hitap etmesi
  19. Aynı cinsiyetten insanların öpüşüp birbirlerine dokunmalarına şaşırmamak
  20. Takvim ve ajandana aylar öncesinden randevularını not almak
Devamını oku »

15 Mayıs 2015 Cuma

8 Mayıs 2015 Cuma

Hamile Fotoğrafları / Maternity Photography

Fotoğraflarımın izinsiz kullanılması kesinlikle yasaktır











Devamını oku »

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Tommy Sale'de Kültür Şoku

Hollanda çoğu insan tarafından özgürlükler ülkesi olarak tanınır ve açık fikirli insanların memleketidir. İstanbul'dan, hatta İstanbul'un en rahat semtlerden biri olan Kadıköy'den buralara taşınmış ve taşınmadan önce de buralara gezmeye gelmiş birisi olarak bile arada kültür şoku yaşadığımız doğrudur. 

İşte o şoklardan biri de Tommy Hilfiger'ın Sample Sale'ına gittiğimiz gün yaşandı. Burada yaşayan üniversiteden arkadaşım bana Tommy Hilfiger'ın Sample Sale'ı için davetiyesi olduğunu ve bu sene kendisi müsait olmadığı için gidemeyeceğini, istersek davetiyeleri bize verebileceğini söyledi. Ben de çok sevindim ve davetiye e-mail'inden indirim binasına gideceğimiz gün ve saat aralığımızı seçtik. Her aralık 3'er saat şeklinde, mesela 12.00-15.00 veya 15.00-18.00 gibi.

Arkadaşım gitmeden önce beni içeriye çanta alınmadığı ve soyunma odası olmadığı için değişik manzaralarla karşılaşabileceğimiz konusunda bizi uyarmıştı.

İlk olarak her ihtimale karşı çanta götürmediğim için çok sevindim, çünkü girişte raf gibi bir şey yapmışlar ve kilit kapak falan yoktu ve oraya bırakacağım herhangi bir şeyim çalınabilirdi. İçeride kıyafetler askılara asılmıştı ve sıra sıra dizilmişti, her sırada orada satılan ürünün ne olduğu yazıyordu (kadın/erkek/çocuk, kazak/pantolon...vs). Başta fiyatları bir türlü göremedik çünkü bazı ürünlerde etiket vardı bazıların da fiyat bilgisi yoktu ama bir süre sonra duvarlara yansıtılmış projeksiyon ile yansıtılmış fiyatları gördük. Kıyafetleri gruplarına göre sabit bir fiyata satıyorlardı, mesela gömlekler 40 eur, kabanlar 50 eur, tshirtler 30 eur gibi. Merak edenler için bazı ürün gruplarının fiyatları uygunken, bazısı o kadar da uygun değildi.

Biz eşime bir kaç tane gömlek seçtik ve soyunma odası olmadığını ve insanların ortalıkta soyunduğu bildiğimizden askıların orada eşim gömlekleri denemek için kazağını çıkardı ve bir görevli yanımıza gelip kıyafetleri denemek için en sondaki deneme alanına gitmemiz konusunda bizi uyardı. Her ne kadar başımıza gelecekleri tahmin edip içimize tshirt ve pantolon denemek için uzun hırka falan giymiş olsak da bu uyarıya çok sevinmiştik, kendi kendimize "bak adamlar geliştirmiş kendilerini bu sene soyunma kabini koymuşlar" dedik ve kabinlere gitmeden önce bütün reyonları gezip en son deneme kabinlerine gitmeye karar verdik. 

Sonunda alışveriş sepetimiz dolmuştu ve deneme bölümüne varmıştık ki bir de ne görelim, kabin falan yok! Yaşlısı genci, erkeği kadını dip dibe kıyafet deniyor, bikini gibi ürünler de dahil. Neyse dedik biz de başladık kıyafetleri denemeye, Allah'tan hazırlıklıydık ve çok fazla utanmadan bunun da üstesinden geldik :) İlginç bir şekilde kimse kimseyi süzmüyordu, çoğunlukla insanlar hızlı hızlı kıyafetleri deneyip, karar verip soyunma alanınından ayrılıyorlardı. 

Hak verirsiniz ki bu yazıma fotoğraf koyamıyorum çünkü yarı çıplak insanların fotoğrafını çekmedim. Sonuç olarak değişik bir deneyimdi. Ancak şunu da itiraf ediyorum; İstanbul'da İsveçli bir misafirimizin isteği üzerine Çemberlitaş hamamına gitmiştik. Babam Gönenli olmasına rağmen ben hayatımda daha önce hamama gitmemiştim ve orada yaşadığım şok yanında bu deneyim solda sıfır kalır :)

Beliz
Devamını oku »

1 Mayıs 2015 Cuma

Long Live to King!

Selam herkese,

Pazartesi günü (27 Nisan) tatildi çünkü kralın doğumgünüydü. "Kral'ın Günü", "King's Day" yada Hollandacası "Köningsdag" olarak geçiyor.

Sanmayın ki bizdeki gibi askeri yada resmi bir tören oluyor. Bütün ülkede kutlamalar oluyor. Bir gece önceden her meydanda sahneler kuruluyor ve konserler başlıyor, insanlar içmeye başlıyor, ertesi Köningsdag olduğunda ise herkes turuncu bişiler giyiyor, sokaklara çıkıp eğleniyorlar. İsteyenler arkadaşlarını toplayıp tekne kiralıyorlarlar ve gün boyunca tekne partisi yapıyorlar. Bütün şehirde ama özellikle parkların olduğu yerlerde, isteyen herkes tezgah kuruyor ve ikinci el eşyalarını satıyorlar. Bir gün önceden tezgah yada sahne kuracaklar sokaklarda tebeşirle yada hani filmlerde insanları kaçırırken ağızlarını kapatmak için kullanılan metalik büyük bantlar var ya işte onlarla yerlere işaret koyuyorlar.

Bu sene hava şansımıza güneşliydi. Ancak kraliyet ailesi işini şansa bırakmıyor eğer hava yağışlıysa insanlar eğlenebilsin diye havaya bir şeyler atıyorlarmış ve o gün yağmur yağmıyormuş. Tam olarak nasıl oluyor, ne yapılıyor bilmiyorum ama geçen sene bunu uygulamışlar. 

Prinsengracht
Festivalleri ve bu tarz kutlamaları sürekli engellemeye çalışan bir ülkeden gelen biri için oldukça farklı bir deneyim. Çok eğlenceli ve güzeldi. Kutlamaların en yoğun olduğu bölgeleri sıralıyım:
  • Jordaan: Prinsengracht çevresi en kalabalık yeriydi 
  • Dam Square: Ufak bir lunapark kurulmuştu
  • Rembrantplein: Güzel sahneler vardı
  • Leidseplein
  • Museumplein: Çimlerin üstünde takılmak için
  • Vondelpark: Özellikle çocuklu aileler için

King's Day'de ve bir gece öncesinde Amsterdam'ın merkezine doğru bisiklete binmek bile kalabalık nedeni ile zorlaşıyor. Bu nedenle en iyi ulaşım şekli yürüyerek oluyor, hem böylece yukarıda saydığım meydanların hepsinden geçip gezebilirsiniz. Tramvaylar da merkeze girmiyorlar, güzergahlarında değişiklik yapılıyor. Duraklara gerekli uyarıları günler öncesinden asıyorlar.

King's Day'e 1 hafta kala her dükkanda turuncu birşeyler satılmaya başlıyor. Eczaneler bile camlarını turuncu bir şeylerle süslüyorlar. Çünkü hemen hemen herkes o gün turuncu bir şeyler giyiyor. Pastane ve marketlerde turuncu pastalar, donutlar, cupcakeler satılmaya başlıyor. Turuncu peruklar, tırnaklar, takma kirpikler, kravatlar... aklınıza ne gelirse. Benim kabanım turuncu olduğu için daha fazla abartmak istemedim ve turuncu ojelerimi de sürüp kutlamalara o şekilde katıldım.

Kanallarda küçüklü büyüklü tekneler turuncu giyinmiş, müzik çalıp, içkilerini içen ve danseden gruplarla dolu oluyor. Peki insanlar bu kadar içki içince tuvaletleri gelmiyor mu? Geliyor ve tuvalet King's Day'de en büyük problemlerden biri ama çaresizlik ve yaratıcılık çok değişik manzaralar çıkmasını sağlıyor. Amsterdam'a gelenler varsa görmüşlerdir, burada erkekler için sokağa kurulmuş seyyar pisuvarlar var. Şehrin çoğu meydanına ek pisuvarlar kuruluyor. En kalabalık bölge olan Jordaan Prinsengracht çevresinde insanlar evlerindeki tuvaletleri 1-2 eur karşılığında kullanıma açıyorlar, özellikle kadınlar bu evlerin önünde uzun kuyruklar oluşturuyorlar. Bunların dışında kadınlar eğilip, erkekleri de fermuarlarını açıp kaldırım kenarlarına, ağaç diplerine, kanallara yada evlerin önüne tuvaletlerini yapıyorlar. Büyük teknelerde, tekne hareket ederken kanala da tuvaletini yapan erkekleri gördüm. Yine buraya gelenler varsa görmüşlerdir, burada posta kutusu yerine genelde evlerin kapılarında posta atmak için kapaklı aralıklar vardır. İşte duyduğum en iğrenç ve benim başıma gelmediği için komik hikaye, bu posta aralıklarından evlerin içine çişlerini yapanlar olduğuydu. 


Evinin tuvaletini kadınlara açmış biri
Tuvaletini yapmaya hazırlanan biri

Benim King's Day ile ilgili notlarım bu kadar. Kısacası bir gece önceden sahneleri dinlemeye gidin özellikle Rembrantplein'i tavsiye ederim, bir kaç bira için. Gece Dam Square'deki oyuncaklara binebilirsiniz. Ertesi gün de erken çıkarsanız Vondelpark'ta yada Museumplein'de biraz gezin oturup birşeyler yiyin sonra Leidseplein ve Jordaan'a doğru yürüyün. Eğer tekne kiralayacaksınız kalabalık ve büyük teknelerin daha eğlenceli olduğunu unutmayın ve ses sistemi kesinlikle iyi olsun. Doğru düzgün müzik sesi çıkmayan 20-30 kişiyle gezen tekneler baya ezik görünüyorlardı. 

Son olarak da "Doğumgünün kutlu olsun, Willem!"

Devamını oku »

29 Nisan 2015 Çarşamba

Ben Kimim?

Merhaba,

Ben Beliz, bu blogda benim valizim :) Şubat 2015'ten beri Amsterdam'da yaşıyorum. 

İzmit'te doğdum. Depremden sonra yatılı okula gitmek için İzmit'ten ayrıldım. 2003 yılında üniversite için İstanbul'a geldim. Üniversite yıllarımda fotoğrafçılıkla tanıştım.

Haziran 2014'te evlendim. İşime gider, fotoğraf çekerdim. Bir de doktorama devam ediyordum. Sonra Oki'ye Amsterdam'dan iş teklifi geldi. Yıllar önce bu şehre gelip çok sevmiştik ve bu şehirde yaşama fikri bizi heyecanlandırmaya başladı. En sonunda "Daha 30 yaşında bile değiliz bir gidelim ya yapamazsak burası bizim memleketimiz basar döneriz." dedik ve taşınmaya karar verdik. Pılımızı pırtımızı topladık geldik.

Blog yazmayı hep istiyordum ancak İstanbul'daki aşırı yoğun tempomda imkansız gibi bir şeydi. Şimdi Amsterdam'ın tadını çıkartıyorum, sürekli yeni yerleri gezme planı yapıyorum, blog yazıyorum ve yeni dünyaya gelmiş bebişlerin hatta onlar dünyaya gelmeden önce anne ve babalarının fotoğraflarını çekiyorum. Sonra o bebişler büyümeye başlıyorlar, bazılarının kardeşleri oluyor ve aile fotoğraflarını da çekiyorum. Gezmeyi çok ama çok seviyorum. Hayatımda gezi planı yapmadığım bir döneme denk gelmeniz pek olası değil. Yemek yapmayı ve arkadaşlarımı ağırlamayı seviyorum. Bisiklete binmeyi çok seviyorum bu yüzden çok doğru bir ülkede yaşadığımı düşünüyorum. Bakalım zaman geçtikçe hayatımda neler değişecek, burdan sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Bu blogda Hollanda'ya yerleşen expatlara ve Türk'lere yardımcı olacak bilgiler, gezi yazılarım, fotoğraflarım ve benim hayatımdan notlar olacak.

Sevgiler,
Beliz :)
Devamını oku »

24 Nisan 2015 Cuma

Hollanda'da Neyi Nereden Alırım?

Selamlar,

Amsterdam'a geldiğimiz ilk ay eşimin şirketi bize residence/otel gibi bir şey ayarlamıştı, içinde ufak bir mutfağı, oturma alanı falan vardı. Aylardan Şubat, hava soğuk, ayağımızda botlar. Odaya geldik bir baktık ki bavullara terliklerimizi koymamışız, hepsi paketlenmiş şekilde diğer eşyalarımızla birlikte tırdaydı ve biz kendi evimize çıkana kadar gelmeyecekti. Ağır botlarla mı dolaşacaktık odada? Hemen markete gittik. Bırakın pofidik ev terliklerini, parmak arası terlik bile bulamadık. Ben bir kaç gün sonra istanbul'a döndüm, iki hafta kadar İstanbul'da kalacaktım ve eşim bu süre boyunca terlik bulamadı ve ben İstanbul'dan alıp getirdim :) Nereye veya neye bakacağınızı bilmediğiniz zaman en basit şeyi bulmak işkenceye dönüşebiliyor hele ki hava dondurucuysa ve haftaiçi bütün her yer siz işten çıktığınızda çoktan kapanmışsa. İşte bu yüzden az çok neyi nerede bulabileceğinize yardımı dokunacağınızı düşündüğüm genel bir rehber hazırlamaya karar verdim. 
Öncelikle Hollanda'da alışveriş merkezi yaygın değil. Bizim gibi gidip şehrin merkezine saçma sapan bir bina dikip şehrin görüntüsünü mahvetmiyorlar. O nedenle bir alışveriş merkezine gider herşeyi alırım diyemiyorsunuz.

  • Nuri Genco ve Genco: Türk marketi. Çay, ayran, peynir, et, baklagil, kuruyemiş, zeytin... her şey var :)
  • Albert Heijn: Bizim Migros'umuz gibi düşünebilirsiniz. En bilinen, en yaygın market. Fiyatları diğer marketlere kıyasla bazı ürünlerde biraz pahalı ama ürünleri kaliteli ve çok çeşitli. Aşağıda "AH" olarak kısaltacağım.
  • Jumbo: Aynı AH gibi ama onun kadar yaygın değil. Jumbo'nun da ürünleri kaliteli ve fiyatları AH civarı.
  • Dirk: Albert Heijn kadar olmasa da bu da yaygın bir market. Ürünlerin markaları AH'dan farklı olabiliyor.
  • Lidl ve Aldi: Marketlerinin görüntüsü bizim Bim'ler gibi. Ucuz, ürünleri diğer marketler kadar kaliteli olmayabiliyor. Deneyip bakmak lazım. Çok yaygın değiller.
  • Marqt: Organik ve doğal ürünler marketi. Fiyatları yüksek ve ürünleri kaliteli. Hollanda'da organik ürünler "Biologisch" diye geçiyor. 
  • De Tuinen: Bu dükkanlarda bizim aktarlara benziyor. daha çok bitki çayları, sağlık ürünleri, baharatlar, doğal ürünler satılıyor. 
  • Gall Gall: İçki/likör dükkanı. Hemen hemen her AH'nın yanında veya çevresinde dükkanları var. Çok yaygınlar. Rakı bile satılıyor ve Türkiye'den ucuz :)
  • Etos: Türkiye'de yeni yeni yaygınlaşan Gratis/Watson gibi dükkanlara benziyor. Farklı olarak Hollanda'da reçetesiz satılan ilaçları buralardan temin ediyorsunuz. 
  • Blokker: Burası temizlik malzemeleri, züccaciye ve elektrikli ev aletleri satıyor. 
  • Kruidvat: Deterjanlar, kişisel bakım ürünleri tarzı şeyleri marketlere kıyasla biraz daha uyguna bulabilirsiniz.
  • Hema: Bu dükkanlarda kıyafet, çanta, perde, havlu, nevresim, fotoğraf albümü, makyaj ürünleri, sevimli mutfak eşyaları, aklınıza gelmeyecek ıncık cıncık şeyleri bulabilirsiniz. Çok çeşitli ürünler beklemeyin sadece basic çeşitler var ama sevimli ve gerekli şeyler bulabilirsiniz.
  • Action: Büyük bir 1 milyoncu gibi düşünebilirsiniz. Bisiklet malzemelerinden, iç çamaşıra; kırtasiye ürünlerinden bitki tohumuna çok çeşitli ürünler bulabilirsiniz.
  • Gamma ve Praxis: Türkiye'deki Koçtaş mağazaları gibi.
  • Decathlon: Her türlü spor ürünleri bulabileceğiniz mağazalar. Binicilik, okçuluk gibi sporlar da dahil.
  • Van Haren: Bunu sona bırakmak istedim :) terlik aldığımız yer. Çok kaliteli ve çeşitli bir yer düşünmeyin. Terlik ve ayakkabı bulabilirsiniz. 
Bu liste daha uzar gider. Sizin de eklemek istedikleriniz olursa lütfen yorumlarda belirtin. Şunu da söyleyim marketlerde torbalar ücretli (20 cent civarı) ve genelde insanlar alışveriş çantası gibi torbalardan alıp eskiyene kadar onları kullanıyorlar. Marketlerin ve dükkanların çalışma saatlerini ve bulundukları yerleri websitelerinden bulabilirsiniz. 

Eğer aklınıza gelip benim listeye koymadığım mağazalar varsa yorum yaparak beni bilgilendirirseniz sevinirim.

İyi alışverişler dilerim,
Beliz
Devamını oku »

13 Nisan 2015 Pazartesi

Kira Komitesi / Huur Commissie

Selamlar,

Amsterdam'da ev kiralama süreci ile ilgili yazımdan sonra biraz da kiraların fiyatlandırmaları hakkında bilgi vermemin işe yarayacağını düşünüyorum.

Daha önce de bahsettiğim ev arama sitelerine girip evlerin fiyatlarına baktığınızda dudağınız uçuklayabilir. Evet, Amsterdam'da evler pahalı ama expatlara. Biz 1400 eur kira verirken, aynı eve Hollandalı yan komşum 500-600 eur civarı ödemekte. Nasıl mı? Huur Commissie yani kira komitesi sayesinde. 

Hollanda'da evlerin değeri bir puanlama sistemine göre belirleniyor ve evinizin puanı 140 ve altında ise kira komitesi o evden alınabilecek en yüksek kira değerine dair bir rapor veriyor. Puan 141 ve üstüyse o zaman eviniz free market oluyor ve herhangi bir limit olmaksızın istenildiği ücretten kiraya verilebiliyor. 

Peki puanlamayı neler etkiliyor? En önemlisi evin net metrekaresi. Buna bahçe/balkon dahil değil, tabiki de bahçe ve balkonun da metrekaresi hesaba katılıyor sadece puanı evin net metrekaresi ile aynı oranda etkilemiyor. Evin metrekaresinden başka oturduğunuz mahalle, evin yapılma yılı, Amsterdam'daki tarihi bölgenin içinde yer alıp almaması, içindeki eşyalar da puanlamaya etkisi var. Evinizin puanını kendiniz hesaplamak için buraya tıklayarak Huur Commissie'nin sitesindeki testi yapabilirsiniz. Bu site maalesef Hollandaca, Google Chrome kullanıyorsanız sayfada sağa tıklayıp İngilizce'ye çevirebilirsiniz.

Peki uygulama nasıl oluyor? Öncelikle evi tutup, kira sözleşmenizi imzalıyorsunuz. Kira sözleşmeleri Hollandaca oluyor. Bu noktada dikkat etmeniz gereken şey kontratınızın kalıcı olması. Eğer kontratınız geçici ise, ki bu çok özel durumlarda olmakta, ev sahibi istediği ücretten kiraya verebilir. Bu maalesef bizim başımıza geldi. Hollandaca bilmememizden faydalanan uyanık emlakçı ve ev sahibi bize evin geçici kiralandığını söylemedi. Sizin kontratta da aşağıdaki gibi bir yazı varsa anlayın ki kontratınız geçici. Benim şu anki aklım olsaydı kontratı imzalamadan bir kopyasını isterdim ve Google Translate'ten çevirisini yapardım ama daha da iyisi kontratını imzalamadan gidip Huur Team'e yani kira takımına danışmak. Dikkat edin Huur Commissie değil Huur Team!


Huur Team nedir? Huur Team gönüllü olarak kiracıları korumaya çalışan bir organizasyon. www.wswonen.nl sitesinden kendilerine ulaşabilirsiniz. Burada http://www.wswonen.nl/contact/  linkinden evinize en yakın huur team ofisini haritadan bularak çalışma saatlerinde danışmaya gidebilirsiniz. Gittiğinizde genelde bu işlerden sorumlu gönüllü bir avukat kontratınızı kontrol ediyor ve size yön gösteriyor. Evinizin puanını ölçtürmek isterseniz, adınızı ve telefon numaranızı bırakıyorsunuz ve sizi 1-2 gün içinde arayıp randevu ayarlıyorlar. Ben açıkcası eve 2-3 kişilik bir takım gelecek ve bir kaç saat sürecek diye düşünüyordum ki kapıda bir tane universite öğrencisi tipinde bir kız görünce şaştım :). Aşağıda fotoğrafını koyduğum lazer metre ile evi 15 dakikada ölçtü gitti. Aynı gün içerisinde evimizin puanını belirten raporu da mail attı. Huur Team gönüllü olduğu için tüm hizmetleri ücretsiz ve sizin bu noktaya kadar yaptığınız hiç bir şeyden ev sahibinin haberi olmuyor.
Bizim evimizin puanı 140'ın altında olmasına rağmen kontratımız geçici olduğu için kira indirimi yaptıramadık. Ama eğer kontratımız geçici olmasaydı bu noktada bir karar vermemiz gerekecekti. Önümüzde 3 seçenek olacaktı: 
1. Huur Team'e yasal işlem başlatılması için Huur Commissie'ye başvurmasını isteyecektik,
2. Ev sahibine diyecektik ki bu evin değeri 600 eur ama sen 1400 eur kira alıyorsun gel pazarlık yapalım. 
3. Susup hiç bir şey olmamış gibi kiramızı ödemeye devam edecektik. 

Eğer 1 veya 2. seçeneğe karar verirseniz ev sahibi ile işlerin çirkinleşmesine hazırlıklı olun çünkü bütün kozlar sizin elinizde. 

Diyelim 1. seçeneği tercih ettiniz. Huur Team sizin için tüm yazışmaları ve Huur Commissie'ye başvurunuzu yapıyor. Huur Commissie'nin hizmetleri ücretli. Olay Huur Commissie'ye taşındığında ev sahibinize  de haber veriliyor. Huur Commissie de resmi bir puanlama yapmak için evinize geliyorlar, isterse ev sahibi de gelebiliyor. Evin puanı yine 140'ın altında çıkarsa, ki Huur Team'in değerlendirmesi ile genelde paralel oluyor çok fark çıkmıyor, olay mahkemeye devroluyor. Mahkeme sonuçlanınca ve kiracı kazanınca yüksekten ödediği kiraları da geri ödeme olarak alıyor ve ayrıca Huur Commissie'nin masraflarının hepsini ev sahibi ödüyor.

2. seçeneğin birinciye göre ev sahibi için bir çok avantajı var. Mahkemeye giderse kazanma ihtimali yok denecek kadar az. Ev bir kere resmi değerlendirmeye girdi mi, ev tabiri caizse mimleniyor. Huur Commissie'nin kontrolünde oluyor ve hiç bir zaman yüksekten kiraya veremiyor, ayrıca websitesinde de yayınlanıyor. Buradan kira komisyonuna gitmiş evleri bulabilirsiniz. Ayrıca diyelim rapora göre evin kirası 600 eur'yu geçemez ve siz 1400 eur veriyorsunuz. Ev sahibi diyorki kirayı 1000 eur'ya düşürüyorum mahkemeye gitme. Peki sizin kiracı olarak kazancınız ne oluyor? Kiranızı düşürmek için mahkemenin sonuçlanmasını beklemek zorunda kalmıyorsunuz ve uğraşmıyorsunuz. Son olarak şunu da eklemeliyim Huur Commissie'ye başvurabilmeniz için kontratınız 6 aydan eski olmamalı. 

Ev kiralama süreci ile ilgili daha detaylı bilgiye "Amsterdam'da Ev Kiralama" başlıklı yazımdan ulaşabilirsiniz.

Bu sıkıcı ama bir o kadar da önemli yazımın sizlere bir faydası dokunması dileğiyle. Sizin de deneyimlerinizden paylaşmak istedikleriniz varsa yorumlarınızı bekliyorum.

Beliz
Devamını oku »

10 Nisan 2015 Cuma

Amsterdam'da Ev Kiralama

Yeniden merhaba,

Bu yazımda buraya gelen göçmenlerin ilk halletmesi gereken sorun olan "başını sokacak bir yer" bulmaktan bahsedeceğim. Vereceğim bilgilerin çoğunluğu kapsadığını, genelleme olduğunu ve istisnai durumlar olabilleceğini yazıma başlamadan belirtmek istiyorum.

Hollanda'da evler genelde 3 metreye yakın tavan yüksekliği, büyük camları, dar kapı ve merdivenleri, küçük olmaları ve tuğla yapılar olmaları ile dikkat çeker. Eskiden evler ahşapmış ancak şehir yangın ile yerle bir olunca evleri tuğla inşa etmişler ki ben bu tuğlaların görüntüsüne bayılıyorum :) özellikle merkezdeki mahalleler ve caddelerde şehrin silüetini bozacak yapılar görmek zor.

Şimdi gelelim adım adım ev kiralama sürecine. Öncelikle internetten ev arama burada en yaygın yöntem. En çok kullanılan iki websitesi www.pararius.com ve www.funda.nl. İlanlarda eve 1 odalı diyorsa bizim stüdyo gibi düşünebilirsiniz yani yatak odası ve yaşam alanını ayıran bir duvar kapı yok. 2 odalı denildiğinde ise 1+1 evlerden bahsettiklerini göreceksiniz. Kısacası burada salonu da oda olarak sayıyorlar. Ayrıca Amsterdam dünyada en fazla expat barındıran şehirlerden olduğundan evler merkezde büyük çoğunlukla eşyalı kiralanıyor. Tabiki de özel durumlar olmuyor değil. Bir arkadaşımız evin eşyaları eski diye ev sahibine istemediğini söylemiş ve ev sahibi de eşyalarını çıkarmayı kabul etmiş. Ben de ev sahibine Türkiye'den getirdiğim tabak, tencere, yorgan, yastık gibi şeylerim olduğunu söyleyip yer kaplamaması açısından evdekileri almasını rica ettim ve aldı. Bu kısım işin detayı ve tamamen sizin ve ev sahibinin durumuna bağlı. 

Biz tekrar dönelim asıl konumuza... Maalesef Amsterdam'da İstanbul'daki gibi bir evi görüp kiralanmaya karar verme süresi uzun değil ve zaten çok fazla ilan da yok. İlanı görüp hemen emlakçıyı arayıp randevu almanız gerek, hiç zaman kaybetmeyin derim, bu bir yarış :). Emlakçılar genelde haftaiçleri ve 9.00-17.00 çalışırlar. O nedenle size iş saatlerinde bir randevu verecekler, akşam iş çıkışı gidip görmek gibi istekleriniz emlakçıları ufak bir şoka sokabilir :) kim bilir belki şansınız yaver gider akşam saatlerinde evi gösterirler. Evlerin kira fiyatlarına bakarken "included/excluded" olup olmadığına dikkat edin. Bu ne demek? Hollanda'da elektrik, gaz ve suya önceki senenin kullanımına bakılarak tedarikçi şirketlerin belirlediği ücrette her ay sabit bir fatura ödeniyor ve yıl sonunda sizin kullanım oranınıza göre yıllık geri ödeme alıyorsunuz veya fazla kullanımın ücretini ödüyorsunuz. Bazı evlerde faturalar tutarı kiranın içinde alınıyor. İlanların ücret kısmında yada açıklama kısmında bu bilgiyi veriyorlar. Yazmıyorsa emlakçıyı aradığınızda bunu mutlaka sorun. Eğer included ise kira bedelinin 150 yada 200 eur gibi bir kısmı faturalar içindir. İlanda yazmıyorsa bunun ne kadar olduğunu da sormanızı öneririm. Peki faturalar ne kadar geliyor? Bu tamemen evin büyüklüğüne, izolasyonuna ve termometreyi kaç dereceye ayarladığınıza göre değişir. Bizim gibi 55 metrekare, izolasyonu iyi olmayan, 20 derece bir evde oturuyorsanız elekrik, su ve doğalgaza 100-150 eur civarı bir ücret ödersiniz. 

Şimdi yukarıda bahsettiğim yarış olayını biraz daha açıyım. Siz ilanı gördünüz aradınız, o ev siz arayana kadar tutulmuş olabilir veya siz pazartesi aradınız ve çarşambaya randevu aldınız, o ev yine çarşambadan önce randevusu olan biri tarafından hemen tutulmuş olabilir. Yani İstanbul'daki gibi "Ay ben bir düşüniyim, eşime sorayım, yarın haber veriyim" gibi bir durum yok. Tabiki de ertesi gün haber verebilirsiniz, düşünebilirsiniz ancak o süre içinde evin tutulması yüksek ihtimal, kapora diye bir olay da duyulmuş değil. Diyelim evi beğendik, emlakçıya kibarca bu son fiyat mı diye bir sorun belki 50-100 eur gibi bir indirim olabilir. Ben sordum 50 eur indirdiler kiramızı :). Burada ev kiralarken emlakçı ücreti ev sahibinden alınıyor. Ancak siz de bir emlakçı ile anlaşıp istediğiniz evin özelliklerini söyleyip size ev bulmasını isterseniz sizin de ödemeniz gerekiyor. İnternetten bulduğunuz ev için bir ücret talep edemiyorlar. Eğer expatsanız genelde çalıştığınız şirket emlakçı ücretlerini karşılıyorlar. Expat olduğunuzu bilen uyanık emlakçılar da sizden ücret talep ediyorlar, aynı bizim emlakçımız gibi :). Türkiye'den gelince de bu size anormal gelmiyor çünkü Türkiye'de emlakçı ücretini hep kiracı ödüyor. Biz peki bunun hukuki olmadığını nasıl öğrendik, o kısmı bir sonraki yazımda açıkladım, ev kiralarken "Kira Komitesi / Huur Commissie" yazımı da okumanızı öneririm. Depozito olarak genelde bir kira isteniyor, çalıştığınız şirket size depozito yerine "bank guarantee" sağlıyor olabilir, eğer sağlıyorsa emlakçınıza bunu kabul edip etmeyeceğini sorun, genelde kabul etmemeleri için bir neden olmuyor.

Evimizi kiraladık, paracıklarımızı da verdik. Şimdi ne yapıyoruz? Elektrik, su ve doğalgazımızı üstümüze aldırıyoruz. Burada her şey özelleştirilmiş durumda, enerji tedarikçileri de ve birden çok şirket tarafından sağlanıyor. Elektrik ve doğalgaz burada beraber sağlanıyor ve faturaları da beraber geliyor. İstediğiniz tedarikçiyi seçmekte özgürsünüz. Aralarında fiyat olarak çok büyük farklar olmuyor, aylık 5-10 eur gibi bir şey oynar. Yine de karşılaştırmak için www.energievergelijken.nl/en sitesini kullanabilirsiniz. Bu yazımı yakın zamanda okuyanlar olursa diye bir notum var; Media Markt mağazalarında bir kampanya var, orada standı olan tedarikçi şirketine geçerseniz size 175 eur mağaza çeki veriyor, almanız gerekenler varsa belki çek işinize yarar. Su için tek bir tedarikçi var. İnternet ve televizyon da beraber sağlanıyor. Bunda en iyi hizmeti UPC sağlıyor ve biz de onu kullanıyoruz, ancak fiyatı da diğerlerine göre yüksek. O nedenle Telfort, Online, Tele2 gibi diğer şirketlerin de fiyatlarına göz atmakta bence fayda var. Unutmadan, bağlanma sürelerinin ortalama 3 hafta olduğunu unutmayın. Şu an "Neeee 3 hafta mı? Şaka mı bu?" dediğinizi duyar gibiyim.

Peki evimizi tuttuk temizlik için yardıma ihtiyacınız olabilir. Biz ve arkadaşlarımız genelde yine Türk'leri tercih ediyoruz çünkü iletişimi de, temizlik huylarımız da bir Hollandalı'ya kıyasla daha yakın oluyor. Ücret olarak Türkler de Hollandalılar da saatine 12 eur civarı bir ücret alıyorlar.

Şu ana kadar ki adımların sonucunda evimizi tuttuk, temizledik, elektrik su dogalgazımızı, internetimizi bağlattık. Şimdi sıra ikametgahımızı aldırmada. Kira kontratını kaptığımız gibi belediyeye gidiyoruz, danışmada ne için geldiğimizi söyleyip numaramızı alıyoruz. Burada her şey gibi bu da yavaş olacak. Gittiğinizde bir kaç saat beklemeye hazır olun. Hani biraz önce danışmadan numara almıştık ya o sırada numarayı veren kişiye posta kutunuza yapıştırmak için aşağıda resmini koyduğum etiketlerden isteyin, ücretsiz olarak veriyorlar çünkü gelen reklam broşürlerinden bir süre sonra bıkacaksınız. Daha bıkmadıysanız bile siz alın dursun evde bir çekmecede, kesin kullanacaksınız :)



Son adımımız konsolosluğa taşındığınızı bildirmek. Konsolosluk Rotterdam'da. Buraya posta ile yeni adresinizi yollayabiliyorsunuz, ihmal etmeyin. Konsolosluğun web sitesi ve adresinin linki de http://rotterdam.bk.mfa.gov.tr/ContactInfo.aspx şeklinde. 

Böylece yeni eviniz hayırlı olsun, umarım siz de evinizi benim gibi çooook seversiniz. Evinizden ekmeğiniz, tuzunuz ve şarabınız eksik olmasın :)


Sizin de deneyimlerinizden eklemek istediğiniz şeyler varsa yorumlarınızı bekliyorum.
Devamını oku »

7 Nisan 2015 Salı

Hallo Amsterdam!

Herkese merhaba,

İstanbul'dan Amsterdam'a taşınalı yaklaşık 2 ay oldu ve ben sonunda cesaretimi toplayıp bilgisayarın başına oturdum. Aslında bu sürecin 2 ayı bulması  sadece benim cesaret edememden değil Hollanda'nın bir Türk'e göre garip gelen süreçlerinden de kaynaklandı, onları sonraki yazılarımda anlatacağım.

Öncelikle blogumun ismini bulan sevgili arkadaşım Abide'ye çok teşekkür ederim. 5 yıla yakındır gezi blogu yazıp, çektiğim fotoğrafları koymak istiyordum. Buraya taşınıp sıkılmaya başlayınca artık zamanı geldi dedim.

Taşınmamızdan bugüne kadar geçen 2 aylık sürecin sonunda Amsterdam'da şirin evimizde ısınmaya başlayan havaların tadını çıkarıyoruz. Bir sonraki yazımda Amsterdam'daki uzun ev kiralama ve maceralı taşınma sürecinden bahsedeceğim. 

Görüşmek üzere,
Beliz :)


Devamını oku »