23 Temmuz 2015 Perşembe

Hollanda'nın Geleneksel Tatları

Kızartmalara, patatese ve hamurdan yapılan tatlılara düşkünlükleri ile bilinen Hollandalılar... Hollanda'nın geleneksel yemekleri rehberime hoşgeldiniz :)

Atıştırmalıklar:
  1. Patat: Patates kızartması. Kağıt külahlarda satılan ve üstüne Hollanda'nın hafif tatlı mayonezi eklenerek yenmesi gereken şey. Amsterdam için Manneken Pis onlarca sos çeşidi ile 2013'te en patates kızartması mekanı seçilse de ben kalitesini düşürdüğünü düşünüyorum. Albert Cuypmarkt'ta satılanlar ile Vleminckx'i denemenizi tavsiye ederim. 
  2. Bitterballen: Bir çeşit köfte kroket. Biranın yanında atıştırmalık olarak söyleyebilir yada ekmek arası yiyebilirsiniz. Brouwerij 't IJ, Pllek ve Winkel 43'te çok güzel yapsalar da ilk tercihiniz Brouwerij 't IJ olsun. Nedeni için tıklayın :)
  3. Kibbeling: Volendam'a yolunuz düşerse bolca göreceğiniz ufak parçalarda balık etinin kızartılıp yanında mayonezli, sarımsaklı tartar sos ile satıldığı mükemmel atıştırmalık.
  4. Haring: Ringa  balığı demek. Hollandalılar bu balığı kuyruğundan tutup çiğ olarak yerler. Ben yemem, yiyemem. Turşu ve soğan ile ekmek arası da satılır.
Yemek:
  1. Stamppot ve Hutspot: Patates ve çeşitli sebzeleri ezerek yapılan bu iki yemek de Hollandalılar'ın bir numarasıdır. Stamppot genelde kara lahana ile hutspot ise havuç ile yapılır. Moeders restorandı bu yemekleri yemek için doğru adres.
  2. Rookworst: Hollanda'nın sosis-sucuk gibi olan bir et çeşidi. Hollandalılar Hema'larda satılana bayılırlar.
  3. Erwtensoep: Bezelye çorbası. İçine worst denilen Hollanda sosislerinden koyup yenir. Hazır almak için, Unox en ünlü markası.
Tatlılar:
  1. Hagelslag: Bu hepimizin küçükken çok sevdiği (hatta şu an olsa bir tane yerdim valla) Eti Puf'ların üstündeki şekerden yapılma süslemeler var ya onlar. Sadece burada onlarca çeşidi var ve ekmeklerinin üstüne döküp yiyorlar. Koca koca adamları bunları yerken görürseniz şaşırmayın. En ünlü markası ise "De Ruijter".
  2. Poffertjes: Hollandalılar'ın minik ve biraz daha tombik yapılan pancakelere verdikleri isim. Üstlerine pudra şekeri ve bir parça tereyağı koyup servis ediliyor. Pancake yapan kafelerde veya Albert Cuypmarkt'a uğradığınızda yiyebilirsiniz.
  3. Appeltaart: Elmalı tart. Bir çok yerde çok güzel yapıyorlar. İçine kuru üzüm konularak yapılan ve şurupla servis edilenleri olsa da benim favorim Winkel 43'ün elmalı tartı. 
  4. Stroopwafel: Hollandalılar'ın dünyaya armağanı olan bu tatlıyı yemeden olmaz. İçi karamel şuruplu bu ince waffleları kahve fincanınızın üstüne koyup içindeki karameli biraz eritip yemek adettendir. Eğer Albert Cuypmarkt'ta satılan taze, sıcak ve büyük boyutlardakilerden alırsanız dikkatli yiyin, karamelinin her tarafınıza bulaşması muhtemel.
  5. Boterkoek: Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler, ev sahibimizin bize getirdiği geleneksel Hollanda'nın hamur ve yağ ile yapılan tartı. Albert Heijn marketlerinden alabilirsiniz.
  6. Dropjes: Genelde siyah renkli olan şeker. Tek bir şey söylemek istiyorum, YEMEYİN!
İçecekler:
Hollandalılar en az alkol tüketen Avrupa ülkesi olsa da iki çeşit kendilerine özgü içkileri bulunuyor.
  1. Advocaat: Yumurta likörü. Koyu kıvamlı, şişeleri çirkin, renginde meymenet olmayan ama güzel ve şekerli bir içki. Üstüne kremşanti ile servis edilince çok havalı görünse de gelen misafirlerimizi denemeye ikna edemedik :(
  2. Jenever: Hollanda cini ve çeşitli aromalarda olanları likör gibi oluyor. Wynand Fockink'te çeşitli aromalarda içebileğiniz güzel bir içki. House of Bols'ta da tadına bakabilir ve değişik bir deneyim yaşayabilirsiniz.
O zaman yazımı bitirirken herkese "Smakelijk" ve "Proost" diyorum :)

Devamını oku »

14 Temmuz 2015 Salı

Gerçek Pesto Soslu Makarna

Geçen hafta İtalya'nın Cenova şehrinde doğmuş büyümüş arkadaşlarımız bizi yemeğe çağırdılar. Cenova pesto sosunun anavatanı, hatta marketlerden hazır pesto sos alıyorsanız etiketinde "Pesto alla Genovese" yazdığını görürsünüz.
Ben arkadaşımla o gün erken buluşmuştum ve markete beraber gittik. Taze fesleğenimizi (burada saksıda satılıyor), makarnamızı, parmesanımızı aldık. "Krema almayacak mısın" dediğimde boş gözlerle bana bakıp "Ne için" dedi. Bu noktada normalde yediğim pesto soslu makarnadan farklı bir şeyin beni beklediğini anladım. İkinci şokumu ise makarnayı haşlarken koydukları patates ve taze fasülye ile yaşadım. 
O zaman artık tarifi verme vakti. Türkiye'de bulması zor yada pahalı malzemeler için yerine kullanabileceğiniz önerilerimi de yazacağım. Malzemelerin miktarlarını kendi damak tadınıza göre değiştirebilirsiniz. Fıstık ve peynir sosumuza yağlandıran malzemeler, bu nedenle birini çoğaltıp diğerini azaltabilirsiniz.

Malzemeler (4-5 kişilik):
  • Pesto Sos İçin:
    • 1 demet taze yemeklik fesleğen (Yemeklik fesleğenlerden, masalarımıza güzel koku için koyduklarımızdan değil)
    • 50 gr çam fıstığı (Türkiye'de çam fıstığı pahalı olduğundan yerine kaju da kullanabilirsiniz)
    • 2-3 diş sarımsak
    • 50 gr rendelenmiş parmesan peyniri (Türkiye'de güzel parmesan bulmak zor olduğundan yerine eski kaşar kullanabilirsiniz)
    • Yarım çay bardağı zeytinyağı
    • Tuz
  • Makarna İçin:
    • 1 paket Linguine, Tagliatelle, Fettucine (bunların bulamazsanız yassı spagetti yada normal spagetti ile yapabilirsiniz)
    • 400 gr ince taze fasülye (resmini koyduğum fasülyelerden bulamazsanız normal taze fasülyeyi uzunlamasına ikiye bölebilirsiniz)
    • 3 adet orta boy patates
    • Tuz
Yapılışı:
  • Pesto Sos: Orijinalinde sosun havanda yapıldığını belirtiyim. Eğer geniş havanınız varsa önce tuz ve sarımsağı dövüp, ardından çam fıstığını ekleyip iyice dövün. Bundan sonra da iyice yıkayıp kurulanmış fesleğen yapraklarını üçer beşer ekleyip dövün, karışıma yedirdikçe yeni yaprak ekleyip işleme devam edin. Yapraklar bitince peyniri de ekleyin ve karıştırın. Bu noktada karışım macun gibi oluyor, sıvılaştırmak için azar azar zeytin yağı ekleyip karıştırın. Eğer havanınız yoksa yada uğraşmak istemiyorsanız rondo veya blenderda bütün malzemeleri aynı anda koyup karıştırın. Sadece zeytinyağını yine azar azar eklemenizi tavsiye ederim. Tuzu da kendi damak tadınıza göre ekleyin. Eğer sosunuzun fesleğen tadı ve kokusu azsa daha çok fesleğen yaprağı ekleyebilirsiniz. Sosumuzun kıvamı bozadan biraz daha katı olmalı.
  • Makarna: Normalde makarna, içinde tanesi olmayan taze fasülyeler (galiba çalı fasülye deniyor) ile yapılıyor, ancak siz onlardan bulamadıysanız kalın fasülyelerinizi uzunlamasına ikiye kesip inceltebilirsiniz. Elimizdeki fasülyeleri ayıkladıktan sonra, boyutları yemeklik olacak şekilde kesiyoruz ve patatesleri de soyup, küp küp doğruyoruz. Hepsini tenceremizde kaynayan suyun içine atıyoruz. İsterseniz tuz da ekleyin. Makarnayı da ekleyip hepsini beraber haşlıyoruz. Eğer patates ve taze fasülyeleriniz geç pişecek cinstense onları makarnadan önce kaynatmaya başlayın ve makarnayı sonra içine ekleyip, kaynatmaya devam edin. Her şey haşlanınca kalan suyunu süzün, ancak sakın ama sakın sudan geçirmeyin! Bu da Türk insanının makarna pişirirken yaptığı en büyük yanlıştır.
  • Veeee makarnamız, sebzelerimiz ve pesto sosumuz hazır. Süzgeçten tekrar tencereye aldığımız sebzeli makarnamıza pesto sosumuzun yarısını ekleyip iyice karıştırıyoruz, bu sırada patateslerimiz dağılıp parçalanırsa bence makarnanın tadı daha güzelleşiyor. Bu noktada bence yemeğinizin tadına bakın ve ona göre daha ne kadar pesto sos eklemeniz gerektiğine karar verin. Ben 1 paket makarnaya bütün sosu koyuyorum. Üstüne rendelenmiş parmesan ve fesleğen yaprakları koyup servis edebilirsiniz. 
Herkese afiyet olsun, yedikten sonra yorumlarınızı bekliyorum. Türkiye'de yerine kullanılabilecek başka malzeme önerileriniz varsa ve yorumlarda paylaşırsanız sevinirim.
Son olarak gerçek fesleğen soslu makarnayı öğrettikleri için Marco ve Jelena'ya çok teşekkür ediyorum.

   
 

Devamını oku »

29 Haziran 2015 Pazartesi

Amsterdam Yeme İçme Rehberi Vol.1

Haftasonu arkadaşlarla akşam yemeği için buluştuk ve öncesinde güzel havayı da güzel görünce bir kokteylcide bir şeyler içelim dedik. O sırada bizim çılgın arkadaşlardan biri iki kişiyle yanımıza döndü :) Amsterdam'a tatile gelmişler ve o gece hep beraber takıldık. Ben onlara mekan tavsiyelerinde bulunurken bir tanesi "Çok mu geziyorsun sen, ne kadar çok yer biliyorsun" dedi. Ben de bu cümlenin üstüne Amsterdam'da sevdiğim ve trendi olan mekanlardan 10 tanesini yazmaya karar verdim.
  • Omelegg: Adından da anlayacağınız gibi omletçi :) Her gün akşamüstü 4'e kadar açık. Dekorasyonu çok sıcak ve güzel. Porsiyonları büyük, ekmeğine bayılıyorum. Çeşit çeşit omletleri var. İsmine tıklayarak websitesini görebilirsiniz, site Hollandaca ancak İngilizce menüsüne bakabilirsiniz. Rezervasyon almıyorlar. De Pijp mahallesinde, 3 ve 12 nolu tramvay ile ulaşabilirsiniz. Wifi var.
  • Bagels and Beans: Bir çok şubesi bulunan, tazecik bagellara (bizim simitlerin ufağı gibi düşünebilirsiniz) çeşit çeşit sandviçler yapan, kocaman ve çeşit çeşit fincanlarında çok güzel kahveler sunan mekan. Kahvaltı ve öğle yemeği için ideal. Wifi var, rezervasyon almıyorlar.
  • De Laatste Kruimel: Burası merkezde ufacık bir mekan. Sandviçleri, tuzlu kişleri, ev yapımı kek, kurabiyeleri ve cheesecakeleri harika. Havuçlu keki baya meşhur ama bence herşeyi çok başarılı. Çoğu Amsterdam mekanı gibi içerde oturacak çok bir yer olmadığından hemen bir şeyler yiyip kalkmak için ideal. Her gün akşam 8'e kadar açık. Wifi yok, rezervasyon almıyorlar. Tramvayla Spui durağında (Dam'dan bir önceki durak) inip ulaşabilirsiniz. 
  • Van Stapele: Yine Spui durağındaki meşhur kurabiyeci. Sadece tek bir çeşit kurabiye üretiyorlar, çikolatalı kurabiyenin içine bir parça beyaz çikolata koyuyorlar ve cenneti damağınızda hissediyorsunuz. Tek kurabiye 1,95 eur. İçerde oturacak yer yok, kurabiyenizi ve isterseniz kahvenizi alıp yürüyerek yiyebilirsiniz. Her gün akşam 6'ya kadar açıklar. 
  • De Ysbreeker: İstanbul'daki Midpoint'e benzettiğim mekan. Yüksek tavanı ve ferah ortamı ile Amsterdam'da benzerine pek rastlanmayan geniş bir mekan. Hava güzelken nehrin kenarındaki masalarında oturup kahve veya şarabınızı içebilirsiniz. Ben yemek yemek için çok tercih etmesem de kahvaltıdan akşam yemeğine kadar her şeyi bulabileceğiniz sabah 8'den gece 1'e kadar açık olan mekan.
  • Winkel 43: Şehrin en meşhur mekanlarından biri, olmazsa olmazı. En meşhur appel pie (elmalı tart) burada! Ben appel pie hiç sevmem diyenlerdenseniz bile, ki ben öyleydim, buna aşık olacaksınız. Yanına kremşanti istemeyi unutmayın. Yine meşhur naneli çayından içebilirsiniz, kahveleri de çok güzel. Rezervasyon almıyorlar, wifi var. Jordaan mahallesinde, pazartesi ve cumartesi öğlene kadar kurulan antika pazarının önünde, denk getirebilirseniz bu pazara da bir göz atın derim. Her gün sabah 8'den gece 1'e kadar açıklar. Tam çalışma saatleri için websitesini kontrol edin. Ayrıca atıştırmalıkları da var ve bar olarak da hizmet veriyor.
  • Cafe Brecht: Heineken Experience'a yakın, Alman biralarının ağırlıkta olduğu, İtalyan kahvesi yapan, atıştırmalık olarak sandviç, kek, peynir tabağı tarzı yemekleri menüsünde bulunduran, Türk marketinden aldığı portakallar ile meyve suyu yapan çok şirin, romantik, sıcak cafe-bar tarzı mekan. Her gün öğlen 12'den gece 1'e kadar (haftasonu gece 3'e kadar) açık. Rezervasyon almıyorlar.
  • Bierfabriek: Amsterdam'a gelen hemen hemen herkesin akşam yemeği için uğrak mekanı. 24 saat bira ile marine edilip çevirme yapılan tavukları, kendi ürettikleri 3 çeşit biraları, duvarlarına astıkları çuvallarından avuç avuç alıp yiyebileceğiniz yerfıstıkları ile meşhur mekan. Yerfıstıklarının kabuklarını yere atmak adettendir. Spui durağında inerek ulaşabilirsiniz. Rezervasyon yaptırmayı ihmal etmeyin. 6 kişi ve daha büyük gruplar olarak sadece atıştırmalık yiyip bira içmek isterseniz, "Tap Table" denen bira muslukları olan masalardan rezervasyon yaptırıp biraları litre olarak ısmarlıyorsunuz. Rezervasyonlar hakkında daha detaylı bilgi için websitesini ismine tıklayarak ziyaret edebilirsiniz.
  • Bouwerij't IJ: Hollanda'ya gelip de yeldeğirmeni görmeden olur mu? Bu mekan yeldeğirmenin hemen yanında kendi biralarını üreten (hatta marketlerde de satılıyor) bahçesindeki masalarda, masalar doluysa yeldeğirmenine sırtınızı yaslayıp yerde, oturup süper biralarını içeceğiniz çok güzel bir yer. Her gün öğlen 2'den akşam 8'e kadar açık olan bu mekanda bira üretimi ile ilgili turlar da düzenliyorlar. Turlar ve adres için websitesini kontrol etmeyi unutmayın.
  • Bo Cinq: Pek turistik olmayan, her gün akşam 6'dan haftasonu gece 2'ye kadar açık olan kokteylleri ile meşhur bar. Restaurant kısmında Arap-Fransız yemekleri servis ediyorlar ve bu kısım için rezervasyon yapmanızı şiddetle öneririm. Bar tarafı ise her zaman çoook kalabalık ve içeceğinizi alıp ayakta müzik dinleyip, müziğin el verdiğince de sohbet edebileceğiniz, Amsterdam'ın expat barı olarak da bilinen mekanı. Hollanda'da genelde kıyafet dert olmasa da buraya sandalet, postal, yandan cepli pantalon, sırt çantası tarzında değil de biraz daha özenli giyinip gitmenizi tavsiye ederim. Prinsengrach üstünde bulunan mekan yoldan geçerken dikkatinizi çekmeyecektir bu nedenle adresine bakıp da gidin. 
İkinci yeme içme rehberimde sizin de favori mekanlarınıza yer verebilmem için yorumlarınızı bekliyorum :)
Devamını oku »

2 Haziran 2015 Salı

Hollandalı'nın Kibarı

Şöyle bir düşüncem vardır: Bir ülkenin dili kabaysa insanları da kabadır. Mesela Fransızları ele alalım... Şiir gibi bir dilleri var ve giyimlerinden yemeklerine kadar kibarlar. Bir de Hollandalılara bakalım... Almanca'dan çok daha kaba bir dilleri var ve kendilerinin dobra veya açık sözlü olduklarını iddia etseler de bence biraz da kabalık genlerinde var. 

Ben ve Oki'nin yanda fotoğrafını koyduğum biraz önceki what's app konuşmamızı görmüşsünüzdür. Kwinten bizim ev sahibinin adı ve gerçekten tanışabileceğiniz en kibar ve başka kültürlere açık Hollandalı, zaten kız arkadaşının Çinli olması da bunun en büyük kanıtlarından. Bizimki geçen haftalarda Çin'e gitti kızla beraber ve evlenme teklif etmiş. Bugün bana mesaj atıp onu anlattı tabi ben de hemen Oki'ye anlattım :)  

Şimdi gelelim Oki'nin pasta esprisinin arkasındaki olaya...
Biz ilk taşındığımız zamanlarda Kwinten bize çok yardım etti ve her ihtiyacımız olduğunda geliyordu. Yine bir gün geldiğinde Hollandalılar'ın meşhur bir tatlısı olan yarısı yenmiş boterkoek getirmişti. Ben bu ne diye sorunca haftasonu doğumgünü olduğunu ve bunu yediklerini, yarısının kaldığını ve bizim de denememiz için getirdiğini söyledi. Bu cümleyi okuyup aklınızda muhtemelen uçuşan soru işaretleri "Doğumgünü pastası nerede?", "Ne kadar düşünceli bir hareket, bunda ne var?" şeklinde diye düşünüyorum. Hollandalılar'ın kabalığı yanında bilmeniz gereken en önemli özellikleri cimrilikleri. Bu nedenle marketten alınmış bir kaç eurluk bir keki doğumgünü pastası yerine kesmeleri beni hiç şaşırtmadı. Bence Kwinten'ın yaptığı da çok düşünceli bir davranıştı. Neyse, ben de tam kahve yapmıştım, oturduk karşılıklı kahvemizi içip kekimizi yedik. Hala kekin çeyreği duruyordu. Bunun üstüne Kwinten giderken dedi ki "Okan'a da bir dilim ayır, kalanını ben akşam kahvemin yanında yemek için götüreyim". Sizin bunu okuduğunuzdaki şaşkınlık ifadesi bende olmadı. Gelmeden önce okuduğum bloglar ve burada yaşayan arkadaşlarım sayesinde böyle şeylere hazırlıklıydım. Oki düğün pastası yazdı ama ben Albert Heijn'dan alınmış 10 tane boterkoek'i üstüste koyup "Düğün pastamız da buydu" demelerini bekliyorum :)

Süper İkili: Boterkoek ve Kahve

Devamını oku »

29 Mayıs 2015 Cuma

Hollanda'ya Alışmak Vol.1

Günlerden cuma, Oki'nin bu akşam çalışması olup işe gidince ben de oturup bir gezi rehberi daha yazayım dedim. Sonra birden 4 aydır burada olduğum ve artık şaşırmadığım hatta benim de yaptığım Hollandalı davranışlarını yazmak geldi aklıma. Bu liste uzun ve gitgide de artmaya devam ediyor. O nedenle bu yazıya "Vol.1" dedim, bakalım zaman geçtikçe kaç tane versiyonu olacak bu listenin :)
Bisikletle ilgili çok yazmayacağım çünkü onları bisikletlerle ilgili yazıma saklıyorum :)

  1. Yazın bile kalorifer yakmak
  2. 20 dereceyi görünce hemen parklara koşmak
  3. Markete giderken yanında poşet taşımak ve unutunca aldıklarını elinde taşımak
  4. Her yerin 6'da kapanmasına şaşırmamak
  5. Kredi kartı veya nakit yerine herkesin bankamatik kartı kullanması
  6. Bütün trafiğin yaya karşıdan karşıya geçsin diye durması
  7. Bisiklet yolunda yürüyen yayalara sinirlenip deli gibi zil çalmak
  8. Bisikletinin lastiği patlayınca gideceğin yere geç kalmak 
  9. Her yere su şişeni taşımak
  10. Restoranlarda musluk suyu istemek
  11. Bahşiş bırakmamak
  12. "Kijken Kijken Niet Kopen" yani " Bak Bak Alma" felsefesini kabullenip gerçekten ihtiyacın olmadan bir şey almamak 
  13. Evin perdelerini kapamamak ve tül kullanmamak
  14. Eve her hafta taze çiçek almak
  15. Her şey için bağış toplanması (Nepal, Suriye, eşekler, şempanzeler, köpekler...)
  16. TV'de eskort reklamları çıkması
  17. İkinci el bir şeyler almanın normal gelmesi
  18. Kimsenin karı-koca kelimelerini kullanmayıp, herkesin "partner (eş)" diye hitap etmesi
  19. Aynı cinsiyetten insanların öpüşüp birbirlerine dokunmalarına şaşırmamak
  20. Takvim ve ajandana aylar öncesinden randevularını not almak
Devamını oku »

21 Mayıs 2015 Perşembe

Havasına Suyuna, Taşına Toprağına...

...Bir başkadır benim memleketim! Gerçekten de öyledir. Amsterdam'a gelince anladım ne kadar başka olduğunu.

Havası...
Türkiye'nin havası sıcaktır. Şu an millet şortları, t-shirtleri giymeye başlamıştır hatta Oki'nin memleketi Adana'da nisan ayında denize bile girmeye başlanmıştır. Nemden nefes alamazsın, toplu taşıma duş almaktan ve deodoranttan bihaber vatandaşlarımın kokusundan #direnburun diye hashtag yaratmama neden olmuştur. Sonra sonbahara gelir sıra. Yağmurlar başlar. İstanbul'da evinden 5 dakika yürüme mesafesindeki metroya ulaşana kadar bütün ayaklarının içi pis çamurlu su dolar. İşe arabayla gitmek istersin ama yeni yapılan üst geçit (evet hem de üst geçit) yerçekimine bile meydan okuyan bir mühendislik harikasıdır ve yarım metreye kadar su birikir üstünde, arabanın motoru su altında kalır korkusuyla işe arabayla gitmekten vazgeçersin. Akşam eve geldiğinde bir bakarsın İstanbul, Ankara, Antalya... bütün büyük şehirleri sel basmış. Sıra kışa geldi. İstanbul ve çevresinde 2-3 hafta kar ya olur ya olmaz. Ege ve Güney Anadolu'da kar bile olmaz. Peki ya olursa? Okullar tatil, neden çünkü yollar güvenli değil yada yol yok! Belediye ne yapar peki? Orası meçhul. Bir de havanın temizliği konusu var. İstanbul, Gebze falan bir cennet o konuda. O sanayi şehirleri nasıl orman dolu, yemyeşil. Aaaa pardon ya o ormanlar Almanya'nın sanayi şehirlerindeydi, Türkiye'de sanayi şehrinde yaşamak akciğer kanseri ile barışık yaşamak demek oluyordu.
Geldik Hollanda'ya. Bir rüzgarı var soğuk içinize işliyor, bisiklette dengede kalmak zorlaşıyor hatta düşüyorsunuz. Burası deniz seviyesinin altında bir ülke ve barajlar ile sular altında kalması önleniyor. Havası Londra gibi, sürekli yağmur bekleyebilirsiniz. Kışları uzun, fırtınası eksik olmaz. Yazın da akşamları şort, terlik veya hırkasız gezmek pek söz konusu olmaz. Peki bu kadar yağış görülüyor ve ülkenin çoğu deniz seviyesinin altında, sel olmuyor mu? Olmuyor! Kar yağınca okullar tatil oluyor mu? Olmuyor! Yollar çamur falan da olmuyor pırıl pırıl. Millet giyiyor patenlerini başlıyor buzpateni yapmaya. Yazın da kışın da kimse kokmuyor, toplu taşıma lüks bir araca binmek gibi. Fırtına veya yağış oldu diye elektrik falan da kesilmiyor. Hava temizliği mi? Her mahallede parklar, ormanlar (Amsterdam ormanlarını görüp Türkiye'de olsa bu şehrin içindeki araziye kaç gökdelen yaparlardı diye düşündüm), her sokakta ağaçlar. Sizce havası nasıldır?

Suyu...
Türkiye'de damacanalarımız vardı, sağlıksız dediler. 5 litrelik almaya başladık, plastik dediler. Cam alın dediler fiyatları cebimizi yaktı. Su yerine bira içelim dedik ona da vergi üstüne vergi... Peki bu millet ne içecek? Hadi diyelim paramız yetti camda aldık sularımızı yada yetmedi damacanaya devam dedik. Peki özellikle yazın hemen hemen her gün kesilen sulara ne çare? Panik olmayın, yine bizim damacanalar imdadımıza yetişir. Hem tuvalet hem de duş için kullanılması uygundur. Küçük çocukların ulaşamayacağı yerlere kaldırınız.
Sıra Hollanda'nın suyunda. Su kesilmesi mi diye sordunuz? Bence cevap vermeme gerek bile yok. İçme suyuna gelince, musluk var ya. Tadı da gayet güzel. Kireçli mi? Evet, sular kireçli. Bu nedenle ben De Tuinen dükkanlarında, bol.com'da yada Brita'nın kendi websitesinde satılan filtreli sürahilerinden kullanıyorum. Kullanmasınız olmaz mı, olur.

Taşı...

Türkiye'nin Arnavut kaldırımları ne güzeldir, değil mi? Tabi çocukluğumdan beri her belediye kaldırım taşlarını her sene söküp sürekli inşaat halinde bırakmasa, güzel olduğunu söyleyebilirdim ama maalesef hiç tamamlanmış olarak görmek nasip olmadı. Her belediye yandaşına para kazandırmak için düzgün de olsa o taşları mutlaka sökerdi. İstiklal caddesine bile asfalt döken bir ülkedir, Türkiye.
Hollanda'da ise her yer gerçekten Arnavut kaldırım :) düzgün, kırık çıkık, eksik, çukur yok. Bütün ülkede bisiklet yolları var, hani şu kırmızı olanlardan da var :), ve gerçekten bisiklet kullanmaya uygun.

Toprağı...
Türkiyem'in toprağı çok verimlidir. Tabi çiftçime tarım yapması için devlet desteği sağlansa, bir de binadan ve yoldan toprak kalsa... Şehirlerde kalan 3-5 tane parka bahçeye de anneler çocuklarını gönül rahatlığı ile salamıyorlar çünkü sokak hayvanları her yerde ve tuvaletlerini de buralara yapıyorlar.
Yine sıra Hollanda'da. Tek bir tane sokak hayvanı yok. Hepsi barınaklarda ve gerçekten çok güzel bakılıyorlar. Sahipli hayvanlar da sokağa tuvaletlerini yaptıklarında sahipleri mutlaka topluyor tuvaletlerini. Böylece Hollandalı çocuklar parklarda bahçelerde gönül rahatlığı ile yuvarlanıp oynuyorlar ve dünyanın en mutlu çocuklarının yaşadığı ülke olarak Hollanda listenin birinci sırasına oturuyor.

Cennet ülkemizin nasıl cehenneme dönüşmeye başladığını maalesef Hollanda'ya taşınınca gören ben, bu yazıyı şöyle bitirir: "Yeniden doğdum dersin, derya olur gidersin. Bir başkadır benim memleketim..."



Devamını oku »

19 Mayıs 2015 Salı

Dünyanın En Seksi Yeri "Red Light District"

Amsterdam’da evimize taşınıp televizyon yayınımızın bağlandığı ilk akşam TV’de dizi izlerken birden hafif pornografik görüntüler çıktı ekranda. Başta kumandaya yanlışlıkla basıp yetişkin kanalı açtığımı düşünmüştüm ki bir baktık sadece eskort reklamıymış. Eşim ise bu sırada perdeleri açık evimizin önünden geçenlerin sapık olduğumuzu düşünmesinden panik olmuştu J Hollanda’da yaşıyorsanız televizyonda CSI tarzı bir dizinin ortasında eskort reklamı görmeniz oldukça normal, çünkü burada fahişelik yasal.

Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, yazmak istediğim "bazı bilgilere" eşim; "Abazaları mı toplayacaksın sitene" diyerek tepki gösterdi. Ama bence kadın-erkek çoğu insan merak ediyordur, o nedenle eşime de biraz hak verip detaya girmeden biraz sansürlü olarak "bazı bilgiler" de vermeye karar verdim. Bu rehberimi FAQ/SSS yani sık sorulan sorulan tarzında soru cevap olarak yazmaya karar verdim. O zaman başlayalım. İşte size meşhur “Red Light District” rehberi ve daha fazlası...

1.      Hollanda’da Fahişelik yasal mı?
Bütün Hollanda’da fahişelik yasal. Buna genelevler, eskort hizmetleri, özel kulüpler ve red Light District’teki gibi camda fahişelik yapmak dahil. Ancak sokakta fahişelik yapmak yasal değil. Bu nedenle sokakta gezen arabanıza yanaşan fahişe görmeniz pek olası değil.

2.      Neden yasal?
Hollanda dünyanın en güvenli ülkelerinden, ayrıca insan haklarına da en çok önem verilen ülkelerinden biri. Seks sektöründeki suç oranını düşürmek ve cinsel istismarcılığı durdurmak için devlet fahişeliği yasallaştırıyor ve bunun sorumluluğunu alıyor. Fahişelik dünyanın en eski mesleği ve dünyanın her ülkesinde var. Bu mesleği yasallaştırmayan ülkelerin hükümetleri bence ödlekten başka bir şey değil! Çünkü yasallaştırıp bu olayın sorumluluğunu almayı reddediyorlar ve her türlü cinsel istismara kucak açıyorlar. Amsterdam'daki “Oude Kerk” yani “Old Church” önünde “Belle” isimli cam kapıda duran fahişeyi temsil eden bronz bir heykel bulunuyor ve açıklamasında “Respect sex workers all over the world” yazıyor.

3.      Fahişelik için yaş sınırı nedir?
21.

4.      Fahişelerin çalışma koşulları nasıl?
Fahişeler Hollanda’da sosyal güvenceleri olan, sağlık kontrolleri yapılan, vergi ödeyen kayıtlı çalışanlar. Tamamen devlet kontrolü altındalar, kendilerini pazarlayan birileri yok. Sadece genelevlerin, seks kulüplerinin sahipleri var ve devlet tarafından gerekli koşulları sağlamaları için düzenli olarak denetleniyorlar. Fahişelerin çift vardiya çalışmaları yasak. Tamamen kendi iradeleriyle, Hollanda’da çalışma izinleri olan ve sağlık kontrolünden geçenler fahişe olarak çalışabiliyorlar. Fahişelere düzenli sağlık kontrolleri, dil kursları (Hollandaca, İngilizce) ve self-defense kursları ücretsiz olarak sağlanıyor.

5.      Red Light District nedir?
Red Light District, Kırmızı Fener Bölgesi demek ve Amsterdam’da “Window Prostitution” denilen cam kapılar arkasında çalışan fahişelerin en yoğun bulunduğu bölge. Cam kapıların ardındaki fahişelerin dışında Red Light’ta canlı porno showların sergilendiği seks kulüpleri (en ünlüsü Casa Rosso), striptiz kulüpleri, coffeeshoplar, sexshoplar ve fahişelik müzesi (Red Light Secrets: Museum of Prostitution) bulunuyor. Bölgenin en canlı kısmı Casa Rossa’nın da bulunduğu “Oudezijds Achterburgwal” sokağı ve çevresi. 

6.      Neden bölgeye “Red Light” deniliyor?
Aslında mahallenin adı De Wallen ve burası Amsterdam’ın en eski mahallesi. “Red Light District” adı ilk kez Amerika’da 1894’te kaydedilmiş. Red Light isminin nereden dair bir kaç hikaye var. En yaygınları şunlar: Eskiden fahişelerin müsait olduklarında kırmızı ışık yada mum yaktıkları için Red Light denildiği, diğeri ise genelevleri ziyaret eden tren görevlilerinin herhangi bir acil durumda nerede olduklarının belirlenmesi için taşıdıkları kırmızı fenerleri genelev ziyaretlerinde camın önüne koymalarından kaynaklandığı şeklinde. Bugün halen camlarda kırmızı floresanlar yanmakta.

7.      Neden bazı camlarda mavi ışık var?
Bazı transseksüel fahişeler mavi ışık kullanmayı tercih ediyorlar ve Red Light bölgede bir sokakta sadece transseksüel fahişeler bulunuyor. Mor ışıkların ise kırmızı ışıklardan bir farkı yok.

8.      “Black Corner” nedir?
Red Light District’te çoğunun Güney Amerikalı siyahi fahişelerin oluşturduğu bölgeye “Black Corner” deniyor.

9.      Peki “threesome”?
2 tane kızın bulunduğu camları da görebilirsiniz. Yani burda threesome/üçlü grup seks de var. Hatta heteroseksüel bir çiftin, camdaki bir kadınla pazarlık yaptığını gördüm. Herhalde çift olarak da gidip threesome yapılabiliyor.

10.  Camlarda çalışan heteroseksüel erkek fahişe var mı?
Camlarda gün itibariyle erkek fahişe çalışmıyor ancak seks kulüplerinde, online ve eskort servislerde çalışan erkek fahişeler var.

11.  Red Light ne zamanlar açık?
Sabah 6.00-8.00 arasındaki 2 saat dışında, her gün açık.

12.  Fotoğraf çekebilir miyim?
Red Light bölgesinde camlarda çalışan fahişelerin kimliğini belli edecek şekilde fotoğraf çekmek yasak. Kabinlerde düğmeler var ve çektiğinizi gördüklerinde anında polis çağırıyorlar. Diyelim bir şekilde çektiniz ve eve döndünüz, bu fotoğrafları yayımlamanız yasak. Ama sokağın fotoğrafını çekmenizde bir sakınca yok. Fahişeler kimliklerinin ifşa olmasını istemiyorlar. Ben de bu nedenle bu yazımda sadece internetten bulduğum fotoğrafları kullanmayı tercih ettim.

13.  Bazı camların perdeleri kapalı, bu ne demek?
Eğer perdeler kapalı ise o kabinin o sırada meşgul
olduğunu anlayabilirsiniz.

14.  Project 1012 nedir?
Posta kodu 1012 olan Red Light bölgesinde yoğunlaşan seks sektörü nedeniyle, turistlerin de sıkça uğrak yeri olan bu bölgenin iyileştirme projesidir. Bölgenin güvenliğinin arttırılması için cam genelevlerin sayısını yarıya düşürmek, genelev ve seks kulüplerin çalışma şartlarını iyileştirmek, fahişelerinin eğitimini sağlamak ve moda tasarımı gibi yüksek kaliteli/lüks iş yerleri açmayı hedefleyen projedir. 

15.  Ve son olarak, fiyat nedir?
15 dakikalık “Straight s*ck and f*ck” (evet, kullanılan tabir bu, ben uydurmadım) 50 eur. Diğer her şey ekstra, hatta üstlerini çıkarmalarının bile ekstra olduğunu duydum, doğru mu bilmiyorum. Araştırmalara göre bir ziyaretin 10 dakikadan fazla sürdüğü çok nadirmiş, ortalaması da 6 dakikaymış. Daha güzel kızlar daha pahalı veya çirkin diye daha ucuz değil. Pazarlık olaylarının transseksüel, siyahi ve uzakdoğulu fahişelerde daha yaygın olduğunu duydum. Maalesef bu konuda da bir ırkçılık var. Şunu unutmayın bu kadınları pazarlayan kimse yok, kendi iradeleri ile bu işi yapıyorlar ve kendilerinin patronları. Bu nedenle sizi beğenmeyebilirler, istemeyebilirler, indirim yapabilirler, yapmayabilirler, aklınızdaki şeyi kabul de edebilirler, etmeye de bilirler. Bunları yazarken bile çok mutlu oluyorum çünkü seks sektöründe çalışan kadınların bu kadar söz sahibi olduğu bir ülke burası.

Yine de Red Light District'i ziyaret etmeden önce bir iki dakikanızı ayırıp bir video izlemenizi rica ediyorum. Videoya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Benim bilgilerim bu kadar. Eklemek istedikleriniz olursa yorumlarınızı bekliyorum. Unutmadan, yorumlarda uygun bir dil kullanmak zorunludur.



Devamını oku »

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Tommy Sale'de Kültür Şoku

Hollanda çoğu insan tarafından özgürlükler ülkesi olarak tanınır ve açık fikirli insanların memleketidir. İstanbul'dan, hatta İstanbul'un en rahat semtlerden biri olan Kadıköy'den buralara taşınmış ve taşınmadan önce de buralara gezmeye gelmiş birisi olarak bile arada kültür şoku yaşadığımız doğrudur. 

İşte o şoklardan biri de Tommy Hilfiger'ın Sample Sale'ına gittiğimiz gün yaşandı. Burada yaşayan üniversiteden arkadaşım bana Tommy Hilfiger'ın Sample Sale'ı için davetiyesi olduğunu ve bu sene kendisi müsait olmadığı için gidemeyeceğini, istersek davetiyeleri bize verebileceğini söyledi. Ben de çok sevindim ve davetiye e-mail'inden indirim binasına gideceğimiz gün ve saat aralığımızı seçtik. Her aralık 3'er saat şeklinde, mesela 12.00-15.00 veya 15.00-18.00 gibi.

Arkadaşım gitmeden önce beni içeriye çanta alınmadığı ve soyunma odası olmadığı için değişik manzaralarla karşılaşabileceğimiz konusunda bizi uyarmıştı.

İlk olarak her ihtimale karşı çanta götürmediğim için çok sevindim, çünkü girişte raf gibi bir şey yapmışlar ve kilit kapak falan yoktu ve oraya bırakacağım herhangi bir şeyim çalınabilirdi. İçeride kıyafetler askılara asılmıştı ve sıra sıra dizilmişti, her sırada orada satılan ürünün ne olduğu yazıyordu (kadın/erkek/çocuk, kazak/pantolon...vs). Başta fiyatları bir türlü göremedik çünkü bazı ürünlerde etiket vardı bazıların da fiyat bilgisi yoktu ama bir süre sonra duvarlara yansıtılmış projeksiyon ile yansıtılmış fiyatları gördük. Kıyafetleri gruplarına göre sabit bir fiyata satıyorlardı, mesela gömlekler 40 eur, kabanlar 50 eur, tshirtler 30 eur gibi. Merak edenler için bazı ürün gruplarının fiyatları uygunken, bazısı o kadar da uygun değildi.

Biz eşime bir kaç tane gömlek seçtik ve soyunma odası olmadığını ve insanların ortalıkta soyunduğu bildiğimizden askıların orada eşim gömlekleri denemek için kazağını çıkardı ve bir görevli yanımıza gelip kıyafetleri denemek için en sondaki deneme alanına gitmemiz konusunda bizi uyardı. Her ne kadar başımıza gelecekleri tahmin edip içimize tshirt ve pantolon denemek için uzun hırka falan giymiş olsak da bu uyarıya çok sevinmiştik, kendi kendimize "bak adamlar geliştirmiş kendilerini bu sene soyunma kabini koymuşlar" dedik ve kabinlere gitmeden önce bütün reyonları gezip en son deneme kabinlerine gitmeye karar verdik. 

Sonunda alışveriş sepetimiz dolmuştu ve deneme bölümüne varmıştık ki bir de ne görelim, kabin falan yok! Yaşlısı genci, erkeği kadını dip dibe kıyafet deniyor, bikini gibi ürünler de dahil. Neyse dedik biz de başladık kıyafetleri denemeye, Allah'tan hazırlıklıydık ve çok fazla utanmadan bunun da üstesinden geldik :) İlginç bir şekilde kimse kimseyi süzmüyordu, çoğunlukla insanlar hızlı hızlı kıyafetleri deneyip, karar verip soyunma alanınından ayrılıyorlardı. 

Hak verirsiniz ki bu yazıma fotoğraf koyamıyorum çünkü yarı çıplak insanların fotoğrafını çekmedim. Sonuç olarak değişik bir deneyimdi. Ancak şunu da itiraf ediyorum; İstanbul'da İsveçli bir misafirimizin isteği üzerine Çemberlitaş hamamına gitmiştik. Babam Gönenli olmasına rağmen ben hayatımda daha önce hamama gitmemiştim ve orada yaşadığım şok yanında bu deneyim solda sıfır kalır :)

Beliz
Devamını oku »

1 Mayıs 2015 Cuma

Long Live to King!

Selam herkese,

Pazartesi günü (27 Nisan) tatildi çünkü kralın doğumgünüydü. "Kral'ın Günü", "King's Day" yada Hollandacası "Köningsdag" olarak geçiyor.

Sanmayın ki bizdeki gibi askeri yada resmi bir tören oluyor. Bütün ülkede kutlamalar oluyor. Bir gece önceden her meydanda sahneler kuruluyor ve konserler başlıyor, insanlar içmeye başlıyor, ertesi Köningsdag olduğunda ise herkes turuncu bişiler giyiyor, sokaklara çıkıp eğleniyorlar. İsteyenler arkadaşlarını toplayıp tekne kiralıyorlarlar ve gün boyunca tekne partisi yapıyorlar. Bütün şehirde ama özellikle parkların olduğu yerlerde, isteyen herkes tezgah kuruyor ve ikinci el eşyalarını satıyorlar. Bir gün önceden tezgah yada sahne kuracaklar sokaklarda tebeşirle yada hani filmlerde insanları kaçırırken ağızlarını kapatmak için kullanılan metalik büyük bantlar var ya işte onlarla yerlere işaret koyuyorlar.

Bu sene hava şansımıza güneşliydi. Ancak kraliyet ailesi işini şansa bırakmıyor eğer hava yağışlıysa insanlar eğlenebilsin diye havaya bir şeyler atıyorlarmış ve o gün yağmur yağmıyormuş. Tam olarak nasıl oluyor, ne yapılıyor bilmiyorum ama geçen sene bunu uygulamışlar. 

Prinsengracht
Festivalleri ve bu tarz kutlamaları sürekli engellemeye çalışan bir ülkeden gelen biri için oldukça farklı bir deneyim. Çok eğlenceli ve güzeldi. Kutlamaların en yoğun olduğu bölgeleri sıralıyım:
  • Jordaan: Prinsengracht çevresi en kalabalık yeriydi 
  • Dam Square: Ufak bir lunapark kurulmuştu
  • Rembrantplein: Güzel sahneler vardı
  • Leidseplein
  • Museumplein: Çimlerin üstünde takılmak için
  • Vondelpark: Özellikle çocuklu aileler için

King's Day'de ve bir gece öncesinde Amsterdam'ın merkezine doğru bisiklete binmek bile kalabalık nedeni ile zorlaşıyor. Bu nedenle en iyi ulaşım şekli yürüyerek oluyor, hem böylece yukarıda saydığım meydanların hepsinden geçip gezebilirsiniz. Tramvaylar da merkeze girmiyorlar, güzergahlarında değişiklik yapılıyor. Duraklara gerekli uyarıları günler öncesinden asıyorlar.

King's Day'e 1 hafta kala her dükkanda turuncu birşeyler satılmaya başlıyor. Eczaneler bile camlarını turuncu bir şeylerle süslüyorlar. Çünkü hemen hemen herkes o gün turuncu bir şeyler giyiyor. Pastane ve marketlerde turuncu pastalar, donutlar, cupcakeler satılmaya başlıyor. Turuncu peruklar, tırnaklar, takma kirpikler, kravatlar... aklınıza ne gelirse. Benim kabanım turuncu olduğu için daha fazla abartmak istemedim ve turuncu ojelerimi de sürüp kutlamalara o şekilde katıldım.

Kanallarda küçüklü büyüklü tekneler turuncu giyinmiş, müzik çalıp, içkilerini içen ve danseden gruplarla dolu oluyor. Peki insanlar bu kadar içki içince tuvaletleri gelmiyor mu? Geliyor ve tuvalet King's Day'de en büyük problemlerden biri ama çaresizlik ve yaratıcılık çok değişik manzaralar çıkmasını sağlıyor. Amsterdam'a gelenler varsa görmüşlerdir, burada erkekler için sokağa kurulmuş seyyar pisuvarlar var. Şehrin çoğu meydanına ek pisuvarlar kuruluyor. En kalabalık bölge olan Jordaan Prinsengracht çevresinde insanlar evlerindeki tuvaletleri 1-2 eur karşılığında kullanıma açıyorlar, özellikle kadınlar bu evlerin önünde uzun kuyruklar oluşturuyorlar. Bunların dışında kadınlar eğilip, erkekleri de fermuarlarını açıp kaldırım kenarlarına, ağaç diplerine, kanallara yada evlerin önüne tuvaletlerini yapıyorlar. Büyük teknelerde, tekne hareket ederken kanala da tuvaletini yapan erkekleri gördüm. Yine buraya gelenler varsa görmüşlerdir, burada posta kutusu yerine genelde evlerin kapılarında posta atmak için kapaklı aralıklar vardır. İşte duyduğum en iğrenç ve benim başıma gelmediği için komik hikaye, bu posta aralıklarından evlerin içine çişlerini yapanlar olduğuydu. 


Evinin tuvaletini kadınlara açmış biri
Tuvaletini yapmaya hazırlanan biri

Benim King's Day ile ilgili notlarım bu kadar. Kısacası bir gece önceden sahneleri dinlemeye gidin özellikle Rembrantplein'i tavsiye ederim, bir kaç bira için. Gece Dam Square'deki oyuncaklara binebilirsiniz. Ertesi gün de erken çıkarsanız Vondelpark'ta yada Museumplein'de biraz gezin oturup birşeyler yiyin sonra Leidseplein ve Jordaan'a doğru yürüyün. Eğer tekne kiralayacaksınız kalabalık ve büyük teknelerin daha eğlenceli olduğunu unutmayın ve ses sistemi kesinlikle iyi olsun. Doğru düzgün müzik sesi çıkmayan 20-30 kişiyle gezen tekneler baya ezik görünüyorlardı. 

Son olarak da "Doğumgünün kutlu olsun, Willem!"

Devamını oku »

24 Nisan 2015 Cuma

Hollanda'da Neyi Nereden Alırım?

Selamlar,

Amsterdam'a geldiğimiz ilk ay eşimin şirketi bize residence/otel gibi bir şey ayarlamıştı, içinde ufak bir mutfağı, oturma alanı falan vardı. Aylardan Şubat, hava soğuk, ayağımızda botlar. Odaya geldik bir baktık ki bavullara terliklerimizi koymamışız, hepsi paketlenmiş şekilde diğer eşyalarımızla birlikte tırdaydı ve biz kendi evimize çıkana kadar gelmeyecekti. Ağır botlarla mı dolaşacaktık odada? Hemen markete gittik. Bırakın pofidik ev terliklerini, parmak arası terlik bile bulamadık. Ben bir kaç gün sonra istanbul'a döndüm, iki hafta kadar İstanbul'da kalacaktım ve eşim bu süre boyunca terlik bulamadı ve ben İstanbul'dan alıp getirdim :) Nereye veya neye bakacağınızı bilmediğiniz zaman en basit şeyi bulmak işkenceye dönüşebiliyor hele ki hava dondurucuysa ve haftaiçi bütün her yer siz işten çıktığınızda çoktan kapanmışsa. İşte bu yüzden az çok neyi nerede bulabileceğinize yardımı dokunacağınızı düşündüğüm genel bir rehber hazırlamaya karar verdim. 
Öncelikle Hollanda'da alışveriş merkezi yaygın değil. Bizim gibi gidip şehrin merkezine saçma sapan bir bina dikip şehrin görüntüsünü mahvetmiyorlar. O nedenle bir alışveriş merkezine gider herşeyi alırım diyemiyorsunuz.

  • Nuri Genco ve Genco: Türk marketi. Çay, ayran, peynir, et, baklagil, kuruyemiş, zeytin... her şey var :)
  • Albert Heijn: Bizim Migros'umuz gibi düşünebilirsiniz. En bilinen, en yaygın market. Fiyatları diğer marketlere kıyasla bazı ürünlerde biraz pahalı ama ürünleri kaliteli ve çok çeşitli. Aşağıda "AH" olarak kısaltacağım.
  • Jumbo: Aynı AH gibi ama onun kadar yaygın değil. Jumbo'nun da ürünleri kaliteli ve fiyatları AH civarı.
  • Dirk: Albert Heijn kadar olmasa da bu da yaygın bir market. Ürünlerin markaları AH'dan farklı olabiliyor.
  • Lidl ve Aldi: Marketlerinin görüntüsü bizim Bim'ler gibi. Ucuz, ürünleri diğer marketler kadar kaliteli olmayabiliyor. Deneyip bakmak lazım. Çok yaygın değiller.
  • Marqt: Organik ve doğal ürünler marketi. Fiyatları yüksek ve ürünleri kaliteli. Hollanda'da organik ürünler "Biologisch" diye geçiyor. 
  • De Tuinen: Bu dükkanlarda bizim aktarlara benziyor. daha çok bitki çayları, sağlık ürünleri, baharatlar, doğal ürünler satılıyor. 
  • Gall Gall: İçki/likör dükkanı. Hemen hemen her AH'nın yanında veya çevresinde dükkanları var. Çok yaygınlar. Rakı bile satılıyor ve Türkiye'den ucuz :)
  • Etos: Türkiye'de yeni yeni yaygınlaşan Gratis/Watson gibi dükkanlara benziyor. Farklı olarak Hollanda'da reçetesiz satılan ilaçları buralardan temin ediyorsunuz. 
  • Blokker: Burası temizlik malzemeleri, züccaciye ve elektrikli ev aletleri satıyor. 
  • Kruidvat: Deterjanlar, kişisel bakım ürünleri tarzı şeyleri marketlere kıyasla biraz daha uyguna bulabilirsiniz.
  • Hema: Bu dükkanlarda kıyafet, çanta, perde, havlu, nevresim, fotoğraf albümü, makyaj ürünleri, sevimli mutfak eşyaları, aklınıza gelmeyecek ıncık cıncık şeyleri bulabilirsiniz. Çok çeşitli ürünler beklemeyin sadece basic çeşitler var ama sevimli ve gerekli şeyler bulabilirsiniz.
  • Action: Büyük bir 1 milyoncu gibi düşünebilirsiniz. Bisiklet malzemelerinden, iç çamaşıra; kırtasiye ürünlerinden bitki tohumuna çok çeşitli ürünler bulabilirsiniz.
  • Gamma ve Praxis: Türkiye'deki Koçtaş mağazaları gibi.
  • Decathlon: Her türlü spor ürünleri bulabileceğiniz mağazalar. Binicilik, okçuluk gibi sporlar da dahil.
  • Van Haren: Bunu sona bırakmak istedim :) terlik aldığımız yer. Çok kaliteli ve çeşitli bir yer düşünmeyin. Terlik ve ayakkabı bulabilirsiniz. 
Bu liste daha uzar gider. Sizin de eklemek istedikleriniz olursa lütfen yorumlarda belirtin. Şunu da söyleyim marketlerde torbalar ücretli (20 cent civarı) ve genelde insanlar alışveriş çantası gibi torbalardan alıp eskiyene kadar onları kullanıyorlar. Marketlerin ve dükkanların çalışma saatlerini ve bulundukları yerleri websitelerinden bulabilirsiniz. 

Eğer aklınıza gelip benim listeye koymadığım mağazalar varsa yorum yaparak beni bilgilendirirseniz sevinirim.

İyi alışverişler dilerim,
Beliz
Devamını oku »