11 Mayıs 2016 Çarşamba

Amsterdam Yeme İçme Rehberi Vol.2

Uzun zaman süren sessizliğimi bugün girdiğim Hollandaca konuşma sınavımla bozmuşken, sınavdan geçmenin verdiği gurur ile bir yazı patlatayım dedim. Hazır yaz da gelirken yine Amsterdam'ın kafe ve restoranlarından bir kaç öneride daha bulunayım. Eğer bu yazımın ilk bölümüne göz atmak isterseniz buraya, Amsterdam'ın en iyi coffeeshoplarını arıyorsanız da buraya tıklayıp o yazıları da okuyabilirsiniz. 
Back to Black
  • Back to Black: Benim Amsterdam'daki favori kafem. Duvarlarının rengi, kahvesinin lezzeti, cam kenarındaki masaları, kedisi... Her şeyiyle favori mekanım. Ücretsiz wifi da var. Her hafta mutlaka uğrayıp kendi kendime 2 fincan kahve içip saatlerce kitap okuduğum mekandır. İçerde elinde Türkçe bir kitapla, siyah gözlüklü birini görürseniz gelin bir merhaba deyin :)
  • Greenwoods: İki şubesi olan ve ikisinin de gayet başarılı olduğu, kahvaltı için Amsterdam'ın önde gelen mekanlarından. Özellikle Keizersgracht'taki şubesinin terası direk kanalın dibindedir, yer bulursanız "Değmeyin keyfime" moduna geçersiniz.
  • Cafe de Jaren: Terası ile pek bir meşhurdur. Yemekleri, ortamı ve Amsterdam'da eşine az rastlanan uzun çalışma saatlerine sahip kafe/restoranlardan biri olması nedeniyle de eğer yolunuz düşerse uğranabilinecek mekanlardan biridir. 
  • Blue Amsterdam: Hollanda bilindiği üzere dümdüz bir ülke ve Amsterdam kazıkların üstüne kurulduğu için "Şu tepeye yada kuleye çıkıp bir manzara izleyim" diyebileceğiniz pek bir yer yok. Blue Amsterdam, Amsterdam'ın alışveriş caddesi olan Kalverstraat'taki Kalvertoren'ın en üst katında 360 derece manzaraya sahip bir kafe. Çok turistik olduğunu ve yiyecek-içeceklerinin çok da iyi olmadığını ama manzarası için bir ziyareti hakettiğini düşündüğüm mekan.
    Trust
  • Trust: Meşhur Albert Cuypmarkt'ın kurulduğu sokakta bulunan değişik konsepti nedeniyle listeme aldığım mekan. Öncelikle şunu söylemeliyim, bu mekana gidecekseniz açken gitmeyin çünkü siparişinizin gelme süresi ortalama 1 saat, içeceğiniz gelme süresi ortalama yarım saat. Çalışanlarını (belki de gönüllülerini demem daha doğru olabilir), sizin siparişinizi hazırlamak yerine meditasyon yada sarılma terapisi yaparken görmeniz, bu mekan için normal bir durum. Bu mekanda menüde fiyat yazmıyor, siz kalkmadan önce ne kadar ödemek isterseniz o kadar ödeyip mekandan ayrılıyorsunuz. Yiyip içip hiç bir şey ödemeden de kalksanız kimse size bir şey demiyor. Hatta ben bir kere "biz şurda oturuyorduk, bakın bırakıyorum parayı" dedim de, kadın bana gülümseyerek "We trust" dedi. Tipik bir Türk insanı mekanın beleşçilerle dolup taşacağını ve batacağını düşünse de, dünyada bu konseptteki kafelerin gayet başarılı olduğu görülmüş.
  • Cafe de Klos: Yemek mekanlarına geçişi, Amsterdam'ın en bomba etçilerinden biriyle yapıyoruz. Haftasonları ortalama 2 saat kuyruk bekledikten sonra girenlerin anlata anlata bitiremediği ufacık mekan. Spare ribs denen yemeği pek bir meşhurdur. Websitesi yok, o nedenle adresini şuracığa not düşeyim; Kerkstraat 41. Akşamüstü 4'te açıldığını da unutmayın.
    Moeders
  • Moeders: Hollandaca'da "Anneler" demek olan ("iyi ki bir geçtin konuşma sınavını Beliz ya, amma böbürlendin" mi dedi birisi?) Moeders'ın isminden de anlaşılacağı gibi geleneksel Hollanda yemeklerini tadabileceğiniz mekandır. Mekanın şöyle bir hikayesi var: Sahibi mekanın açılışına gelen herkesten evlerinden birer tabak, bardak ve çatal-kaşık getirmelerini istiyor ve 25 yıl sonra da mekanda halen bunlar kullanılıyor. Bu mekana gideceklere önerim menüye bir göz atmaları. Hollanda mutfağı çok gelişmiş değil ve domuz eti çok kullanılıyor. Vejeteryan yemeğe de menülerinde yer verseler de sonra gidip de aç kaldık demeyin, benden söylemesi...
  • Saturnino: Çoğu büyük şehirde olduğu gibi Amsterdam'da da çok fazla İtalyan restoranı bulmak mümkün. Ancak burdakilerin bir özelliği çoğunun Türkler tarafından işletilmesi, o nedenle Saturnino gibi garsonlarının bile İtalyan olduğu bir İtalyan restoranı bulunca insan mutlu oluyor. Saturnino'nun uygun fiyatları, büyük porsiyonları, ev şarabından kahvesine kadar başarılı menüsü şöyle kenarda dursun; o yemekten önce getirdikleri pizza hamurundan yapılmış sıcacık minik ekmekleri ve sarımsaklı tereyağı nedir ya!
  • SkyLounge: Amsterdam'da çok fazla mekana manzarası güzel diye gittim ve hep bir hayal kırıklığı yaşadım. İstanbul'dan gelen birini etkileyecek manzara çok da kolay bulunmuyor diye düşünmeye başlamıştım. O nedenle SkyLounge'a çoook uzun süre gitmedim. En sonunda bir gün dil kursundan arkadaşlarım "Nasıl gitmemiş olabilirsin, hemen şimdi götürüyoruz seni!" diyerek kolumdan sürükleye sürükleye götürdüler. Double Tree otelinin lobisinden asansörle 11.kata çıktığınızda daha SkyLounge'ın kapısından girerken manzaraya hayran kalıyorsunuz. Gündüz kahve içmeye olsun, akşam içki için olsun mutlaka uğrayın derim. Terası güzel olsa da alçakta oturduğunuzdan manzara pek görünmüyor, o nedenle içerde barlarda oturmanızı tavsiye ederim. Kahve içerseniz ikinci kez doldurtmak ücretsiz, aklınızda olsun.
    SkyLounge
  • Wynand Fockink: Hollanda'nın jenever denen likör-cin arası içkisi çok meşhurdur ve Wynand Fockink de bu içkiyi üreten mekanların başında geliyor. Pasaj gibi bir geçitin içinde minicik, oturacak yerinin olmadığı, onlarca çeşit likörü olan ve geleneksel bardaklarda servis yapan akşamüstü 3'te açılıp, akşam 9'da kapanan mekana uğrayıp likörlerin tadına bakılmalı. 
Devamını oku »

18 Kasım 2015 Çarşamba

Biraz da Klasik Müzik...

Haftanın ev sevdiğim zamanı geldi... Her çarşamba öğlen 12.30'da Museumplein'deki konser binasında (Het Concertgebouw) ücretsiz klasik müzik konserleri oluyor ve ben bu öğlenleri iple çekiyorum.

Bugün de bisikletime atladım, geldim. Biletleri dağıtmaya 11.30'da başlıyorlar ve turistlerin yoğun ilgisi nedeniyle öncesinde sıra oluyor. Ben 11.40 gibi geliyorum ve sıra bitmiş oluyor, daha geç de gelinebilir ancak bilet kalmama riski var, çünkü salonun kapasitesi 450 kişi. Neyse, bugün de aldım biletimi oturdum kenara, salona almalarını beklerken bu postu yazıyorum :)

Konser binasının iki salonu var ve bu konserler küçükte oluyor, ayda bir kez de büyük salonda orkestranın provasını izleyebiliyorsunuz. Bu arada konserleri bazen cuma öğlene de alabiliyorlar, gitmek isterseniz mutlaka Concertgebouw'un sitesinden programına göz atın. Konserler yarım saat sürüyor. 

Konser çıkışları ise mutlaka konser binasının ışıl ışıl kafesinde bir kahve içiyorum. Kahveleri de kafenin kendisi kadar güzel. Bazen bilgisayarım oluyor yanımda photoshop yapıyorum veya bloguma post yazıyorum, bazen bugünkü gibi kitabımla geliyorum, bazen de yanımda bir arkadaşım oluyor ve muhabbet tatlı gelip saatin nasıl geçtiğini farketmiyorum.

Bu arada balkondaki yerimi aldım. Salon 450 kişinin uğultusuyla çalkalanıyor. Birazdan ışıklar azalacak ve bu kadar insan büyük bir saygıyla çıt bile çıkarmayacak. Bekliyorum, bekliyooorummmm veeeee TIP! 



Devamını oku »

26 Ekim 2015 Pazartesi

Hollanda Peynirleri için Sözlük

Dün markette şunu farkettim; burada yaşayan ve biraz Hollandaca bilen biri olarak bile hala peynir alırken yeni bir şey görüp "Bu da ne, ne farkı var diğerinden" diyorsam, peynir almak isteyen her arkadaşımın "Hangisini alacağız" diye kafalarının karışıp bana sormaları çok normal. Ben de en azından en çok görebileceğiniz kelimeleri içeren bir Hollanda peynirleri rehberi hazırlamaya çalıştım. 

Hollanda'da peynirlerin isimlerini üretildikleri şehirden (artık siz şehir mi dersiniz, kasaba mı, köy mü bilmem ama bence köy) alıyor. Gouda, Edam, Maasdam, Delft ve Leidse bunların en bilinenleri. Gouda açık ara farkla en bilinen ve sevilen. Edam'ı sevmemekle birlikte, Maasdam'ı da şahsen pek bi severim, böyle delikli delikli İsviçre peynirine benzer. Leidse içine kimyon koydukları ve Delft ise içinde mavi küfler olan peynirler. 

Şehirleri bitirdiğimize göre gelelim etiketin üstünde göreceğiniz kelimelere... İlk bilmeniz gereken kelime "Kaas: Peynir". Bundan başka "Geiten: Keçi" kelimesini görebilirsiniz. Zaten keçi peynirleri beyaz renkleri ile kendilerini rafta belli ediyorlar. Genelde "48+" olarak göreceğiniz rakam ise peynirin yağ oranı, 48+ ise %25 yağa denk geliyor. 

Sıra geldi aklı en çok karıştıran peynirin yaşını anlatan kelimelere. Ben gencinden yaşlısına sıralıyorum.
  • Gras: Aslında çim demek. Hiç yaşlandırılmamış peynir.
  • Jonge: Genç demek. 4 haftalık
  • Jong Belegen: 8-10 haftalık
  • Belegen: Olgun demek. 4-5 aylık
  • Extra Belegen: 7-8 aylık
  • Oude: Eski demek. 10-12 aylık
  • Overjarig: 18 aydan eski peynirlere verilen ad. 
Son olarak bir kaç tane peynir alabileceğiniz yer söyliyim. Henri Willig, Kaaskamer, Old Amsterdam, Albert Cuypmarkt (Amsterdam'daki pazar yeri) ve Albert Heijn (bizim Migros gibi bir market). Albert Heijn'da yada bu tarz marketlerde mesela Old Amsterdam marka peynir kendi dükkanından daha ucuz olabiliyor, çünkü peynir dükkanları genelde turistlere yönelik oluyor. Ancak bu dükkanlara gidip peynirleri tadabilirsiniz, almak zorunda değilsiniz :) Ayrıca daha havalı bir peynir tadımı isterseniz Reypenaer en meşhuru. 

Hediyelik olarak ise taşıması da kolay olduğundan yine Albert Heijn'dan Polderkaas'ın küçük toplarından alıyorum, bunlar 380 gr oluyor. Bunların fesleğenlisi, otlusu, biberlisi, sarımsaklısı... aklınıza ne gelirse var. Eğer "Sen evine ne alıyorsun?" diyenleriniz varsa markette indirimde olan dilimlenmiş peynirlerden alıp sabah tostumun içine koyup yiyorum. Ancak şarap yanına yada haftasonları için benim favorim Old Amsterdam'ın Oude Kaas'ı. Bu yazının üstüne akşama şarap peynir yapmak şart oldu, buyrun beklerim...


Devamını oku »

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Mehmet Barış'ı Seviyor!

Tarih: 1 Ağustos 2015
Yer:    Prinsengracht, Amsterdam

Tüm yıl beklenen o gün gelmişti. Bir hafta boyunca kutlanan Amsterdam Gay Pride Haftası'nın Canal Parade yani Kanal Geçiş'i günüydü. Taaa Mart başında kura ile seçilen 80 bot Westerdok'tan başlayıp Prinsengracht boyunca şovlarını sergileyip Oosterdok'taki bitiş noktasına varacaklardı. 
Biz de sabahtan Prinsengracht'ın kenarında kendimize bir yer bulduk ve oturduk. Herkes pembe yada gay bayrağı renklerinde giyinmişti. Kanalda, seçilen 80 bot dışındaki botların seyahat etmesi o gün yasak olsa da kanal kenarlarında her bot bir konsept partisi düzenleyerek yerlerini almışlardı. Geçiş başlamadan önce ben de bu botlardaki tiplerin fotoğraflarını çekmeye başladım. Ancak geçiş başlayınca anladım ki o zamana kadar gördüğüm hiç bir şeymiş. 
Fotoğrafçılıkla ilgilenip portre çekmeyi sevenler için kaçırılmaması gereken ve dolu pil ile gidilmesi gereken bir olay. Ben bu kadar çok fotoğraf çekeceğimi düşünmemiştim ve pilimin yeteceğini düşünmüştüm. Geçişin yarısında makinemin pili bitti ve kalanını olabildiğince telefonla çekmek zorunda kaldım. Umarım seneye daha güzel fotoğraflar post edebilirim. 

Peki başlık neden "Mehmet Barış'ı Seviyor"? İlk beş bottan biriydi sanırım. Bizim önümüzden geçtiler, biraz ileride bir pankart açtılar ve üstünde Türkçe "Mehmet Barış'ı Seviyor" yazıyordu ama ben fotoğrafını çekene kadar indirdiler :) ben bu yazımı insan haklarından habersiz ülkelerde baskı ile yaşamak zorunda kalan tüm LGBT'lere adıyorum.
Peki bu 80 botun içinde kimlerin botları vardı? Belediye, polis, adalet bakanlığı, askeriye, Post.nl (bizim PTT), politik partiler, Waternet (bizim İSKİ gibi), savunma bakanlığı, bankalar, Aids fonları, GVB (bizim İETT gibi), telekom şirketleri, Google, ambulans ve benim daha anlayamadığım bir çok kuruluş ve şirket... Bizde polis tomaları akrepleri ile Gay Pride'a destek veredursun; burada müzikleri, dansları ve tekneleri ile şova katılsınlar. Neyse ben daha fazla yazmayım ve fotoğraflarla sizi baş başa bırakayım. Fotoğrafların üstüne tıklayarak büyük hallerini görebilirsiniz.
























Askeriye'nin Teknesi
Savunma Bakanlığı'nın Teknesi

Waternet Teknesi yani İstanbul'un İSKİ'si
Aids Fonu kanal kenarlarındakilerden yardım toplarken...
Post.nl Teknesi yani Türkiye'nin PTT'si
GVB Teknesi yani İstanbul'un İETT'si
Ve son olarak Polislerin Teknesi...


Devamını oku »

23 Temmuz 2015 Perşembe

Hollanda'nın Geleneksel Tatları

Kızartmalara, patatese ve hamurdan yapılan tatlılara düşkünlükleri ile bilinen Hollandalılar... Hollanda'nın geleneksel yemekleri rehberime hoşgeldiniz :)

Atıştırmalıklar:
  1. Patat: Patates kızartması. Kağıt külahlarda satılan ve üstüne Hollanda'nın hafif tatlı mayonezi eklenerek yenmesi gereken şey. Amsterdam için Manneken Pis onlarca sos çeşidi ile 2013'te en patates kızartması mekanı seçilse de ben kalitesini düşürdüğünü düşünüyorum. Albert Cuypmarkt'ta satılanlar ile Vleminckx'i denemenizi tavsiye ederim. 
  2. Bitterballen: Bir çeşit köfte kroket. Biranın yanında atıştırmalık olarak söyleyebilir yada ekmek arası yiyebilirsiniz. Brouwerij 't IJ, Pllek ve Winkel 43'te çok güzel yapsalar da ilk tercihiniz Brouwerij 't IJ olsun. Nedeni için tıklayın :)
  3. Kibbeling: Volendam'a yolunuz düşerse bolca göreceğiniz ufak parçalarda balık etinin kızartılıp yanında mayonezli, sarımsaklı tartar sos ile satıldığı mükemmel atıştırmalık.
  4. Haring: Ringa  balığı demek. Hollandalılar bu balığı kuyruğundan tutup çiğ olarak yerler. Ben yemem, yiyemem. Turşu ve soğan ile ekmek arası da satılır.
Yemek:
  1. Stamppot ve Hutspot: Patates ve çeşitli sebzeleri ezerek yapılan bu iki yemek de Hollandalılar'ın bir numarasıdır. Stamppot genelde kara lahana ile hutspot ise havuç ile yapılır. Moeders restorandı bu yemekleri yemek için doğru adres.
  2. Rookworst: Hollanda'nın sosis-sucuk gibi olan bir et çeşidi. Hollandalılar Hema'larda satılana bayılırlar.
  3. Erwtensoep: Bezelye çorbası. İçine worst denilen Hollanda sosislerinden koyup yenir. Hazır almak için, Unox en ünlü markası.
Tatlılar:
  1. Hagelslag: Bu hepimizin küçükken çok sevdiği (hatta şu an olsa bir tane yerdim valla) Eti Puf'ların üstündeki şekerden yapılma süslemeler var ya onlar. Sadece burada onlarca çeşidi var ve ekmeklerinin üstüne döküp yiyorlar. Koca koca adamları bunları yerken görürseniz şaşırmayın. En ünlü markası ise "De Ruijter".
  2. Poffertjes: Hollandalılar'ın minik ve biraz daha tombik yapılan pancakelere verdikleri isim. Üstlerine pudra şekeri ve bir parça tereyağı koyup servis ediliyor. Pancake yapan kafelerde veya Albert Cuypmarkt'a uğradığınızda yiyebilirsiniz.
  3. Appeltaart: Elmalı tart. Bir çok yerde çok güzel yapıyorlar. İçine kuru üzüm konularak yapılan ve şurupla servis edilenleri olsa da benim favorim Winkel 43'ün elmalı tartı. 
  4. Stroopwafel: Hollandalılar'ın dünyaya armağanı olan bu tatlıyı yemeden olmaz. İçi karamel şuruplu bu ince waffleları kahve fincanınızın üstüne koyup içindeki karameli biraz eritip yemek adettendir. Eğer Albert Cuypmarkt'ta satılan taze, sıcak ve büyük boyutlardakilerden alırsanız dikkatli yiyin, karamelinin her tarafınıza bulaşması muhtemel.
  5. Boterkoek: Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler, ev sahibimizin bize getirdiği geleneksel Hollanda'nın hamur ve yağ ile yapılan tartı. Albert Heijn marketlerinden alabilirsiniz.
  6. Dropjes: Genelde siyah renkli olan şeker. Tek bir şey söylemek istiyorum, YEMEYİN!
İçecekler:
Hollandalılar en az alkol tüketen Avrupa ülkesi olsa da iki çeşit kendilerine özgü içkileri bulunuyor.
  1. Advocaat: Yumurta likörü. Koyu kıvamlı, şişeleri çirkin, renginde meymenet olmayan ama güzel ve şekerli bir içki. Üstüne kremşanti ile servis edilince çok havalı görünse de gelen misafirlerimizi denemeye ikna edemedik :(
  2. Jenever: Hollanda cini ve çeşitli aromalarda olanları likör gibi oluyor. Wynand Fockink'te çeşitli aromalarda içebileğiniz güzel bir içki. House of Bols'ta da tadına bakabilir ve değişik bir deneyim yaşayabilirsiniz.
O zaman yazımı bitirirken herkese "Smakelijk" ve "Proost" diyorum :)

Devamını oku »

29 Haziran 2015 Pazartesi

Amsterdam Yeme İçme Rehberi Vol.1

Haftasonu arkadaşlarla akşam yemeği için buluştuk ve öncesinde güzel havayı da güzel görünce bir kokteylcide bir şeyler içelim dedik. O sırada bizim çılgın arkadaşlardan biri iki kişiyle yanımıza döndü :) Amsterdam'a tatile gelmişler ve o gece hep beraber takıldık. Ben onlara mekan tavsiyelerinde bulunurken bir tanesi "Çok mu geziyorsun sen, ne kadar çok yer biliyorsun" dedi. Ben de bu cümlenin üstüne Amsterdam'da sevdiğim ve trendi olan mekanlardan 10 tanesini yazmaya karar verdim.
  • Omelegg: Adından da anlayacağınız gibi omletçi :) Her gün akşamüstü 4'e kadar açık. Dekorasyonu çok sıcak ve güzel. Porsiyonları büyük, ekmeğine bayılıyorum. Çeşit çeşit omletleri var. İsmine tıklayarak websitesini görebilirsiniz, site Hollandaca ancak İngilizce menüsüne bakabilirsiniz. Rezervasyon almıyorlar. De Pijp mahallesinde, 3 ve 12 nolu tramvay ile ulaşabilirsiniz. Wifi var.
  • Bagels and Beans: Bir çok şubesi bulunan, tazecik bagellara (bizim simitlerin ufağı gibi düşünebilirsiniz) çeşit çeşit sandviçler yapan, kocaman ve çeşit çeşit fincanlarında çok güzel kahveler sunan mekan. Kahvaltı ve öğle yemeği için ideal. Wifi var, rezervasyon almıyorlar.
  • De Laatste Kruimel: Burası merkezde ufacık bir mekan. Sandviçleri, tuzlu kişleri, ev yapımı kek, kurabiyeleri ve cheesecakeleri harika. Havuçlu keki baya meşhur ama bence herşeyi çok başarılı. Çoğu Amsterdam mekanı gibi içerde oturacak çok bir yer olmadığından hemen bir şeyler yiyip kalkmak için ideal. Her gün akşam 8'e kadar açık. Wifi yok, rezervasyon almıyorlar. Tramvayla Spui durağında (Dam'dan bir önceki durak) inip ulaşabilirsiniz. 
  • Van Stapele: Yine Spui durağındaki meşhur kurabiyeci. Sadece tek bir çeşit kurabiye üretiyorlar, çikolatalı kurabiyenin içine bir parça beyaz çikolata koyuyorlar ve cenneti damağınızda hissediyorsunuz. Tek kurabiye 1,95 eur. İçerde oturacak yer yok, kurabiyenizi ve isterseniz kahvenizi alıp yürüyerek yiyebilirsiniz. Her gün akşam 6'ya kadar açıklar. 
  • De Ysbreeker: İstanbul'daki Midpoint'e benzettiğim mekan. Yüksek tavanı ve ferah ortamı ile Amsterdam'da benzerine pek rastlanmayan geniş bir mekan. Hava güzelken nehrin kenarındaki masalarında oturup kahve veya şarabınızı içebilirsiniz. Ben yemek yemek için çok tercih etmesem de kahvaltıdan akşam yemeğine kadar her şeyi bulabileceğiniz sabah 8'den gece 1'e kadar açık olan mekan.
  • Winkel 43: Şehrin en meşhur mekanlarından biri, olmazsa olmazı. En meşhur appel pie (elmalı tart) burada! Ben appel pie hiç sevmem diyenlerdenseniz bile, ki ben öyleydim, buna aşık olacaksınız. Yanına kremşanti istemeyi unutmayın. Yine meşhur naneli çayından içebilirsiniz, kahveleri de çok güzel. Rezervasyon almıyorlar, wifi var. Jordaan mahallesinde, pazartesi ve cumartesi öğlene kadar kurulan antika pazarının önünde, denk getirebilirseniz bu pazara da bir göz atın derim. Her gün sabah 8'den gece 1'e kadar açıklar. Tam çalışma saatleri için websitesini kontrol edin. Ayrıca atıştırmalıkları da var ve bar olarak da hizmet veriyor.
  • Cafe Brecht: Heineken Experience'a yakın, Alman biralarının ağırlıkta olduğu, İtalyan kahvesi yapan, atıştırmalık olarak sandviç, kek, peynir tabağı tarzı yemekleri menüsünde bulunduran, Türk marketinden aldığı portakallar ile meyve suyu yapan çok şirin, romantik, sıcak cafe-bar tarzı mekan. Her gün öğlen 12'den gece 1'e kadar (haftasonu gece 3'e kadar) açık. Rezervasyon almıyorlar.
  • Bierfabriek: Amsterdam'a gelen hemen hemen herkesin akşam yemeği için uğrak mekanı. 24 saat bira ile marine edilip çevirme yapılan tavukları, kendi ürettikleri 3 çeşit biraları, duvarlarına astıkları çuvallarından avuç avuç alıp yiyebileceğiniz yerfıstıkları ile meşhur mekan. Yerfıstıklarının kabuklarını yere atmak adettendir. Spui durağında inerek ulaşabilirsiniz. Rezervasyon yaptırmayı ihmal etmeyin. 6 kişi ve daha büyük gruplar olarak sadece atıştırmalık yiyip bira içmek isterseniz, "Tap Table" denen bira muslukları olan masalardan rezervasyon yaptırıp biraları litre olarak ısmarlıyorsunuz. Rezervasyonlar hakkında daha detaylı bilgi için websitesini ismine tıklayarak ziyaret edebilirsiniz.
  • Bouwerij't IJ: Hollanda'ya gelip de yeldeğirmeni görmeden olur mu? Bu mekan yeldeğirmenin hemen yanında kendi biralarını üreten (hatta marketlerde de satılıyor) bahçesindeki masalarda, masalar doluysa yeldeğirmenine sırtınızı yaslayıp yerde, oturup süper biralarını içeceğiniz çok güzel bir yer. Her gün öğlen 2'den akşam 8'e kadar açık olan bu mekanda bira üretimi ile ilgili turlar da düzenliyorlar. Turlar ve adres için websitesini kontrol etmeyi unutmayın.
  • Bo Cinq: Pek turistik olmayan, her gün akşam 6'dan haftasonu gece 2'ye kadar açık olan kokteylleri ile meşhur bar. Restaurant kısmında Arap-Fransız yemekleri servis ediyorlar ve bu kısım için rezervasyon yapmanızı şiddetle öneririm. Bar tarafı ise her zaman çoook kalabalık ve içeceğinizi alıp ayakta müzik dinleyip, müziğin el verdiğince de sohbet edebileceğiniz, Amsterdam'ın expat barı olarak da bilinen mekanı. Hollanda'da genelde kıyafet dert olmasa da buraya sandalet, postal, yandan cepli pantalon, sırt çantası tarzında değil de biraz daha özenli giyinip gitmenizi tavsiye ederim. Prinsengrach üstünde bulunan mekan yoldan geçerken dikkatinizi çekmeyecektir bu nedenle adresine bakıp da gidin. 
İkinci yeme içme rehberimde sizin de favori mekanlarınıza yer verebilmem için yorumlarınızı bekliyorum :)
Devamını oku »