11 Mayıs 2016 Çarşamba

Amsterdam Yeme İçme Rehberi Vol.2

Uzun zaman süren sessizliğimi bugün girdiğim Hollandaca konuşma sınavımla bozmuşken, sınavdan geçmenin verdiği gurur ile bir yazı patlatayım dedim. Hazır yaz da gelirken yine Amsterdam'ın kafe ve restoranlarından bir kaç öneride daha bulunayım. Eğer bu yazımın ilk bölümüne göz atmak isterseniz buraya, Amsterdam'ın en iyi coffeeshoplarını arıyorsanız da buraya tıklayıp o yazıları da okuyabilirsiniz. 
Back to Black
  • Back to Black: Benim Amsterdam'daki favori kafem. Duvarlarının rengi, kahvesinin lezzeti, cam kenarındaki masaları, kedisi... Her şeyiyle favori mekanım. Ücretsiz wifi da var. Her hafta mutlaka uğrayıp kendi kendime 2 fincan kahve içip saatlerce kitap okuduğum mekandır. İçerde elinde Türkçe bir kitapla, siyah gözlüklü birini görürseniz gelin bir merhaba deyin :)
  • Greenwoods: İki şubesi olan ve ikisinin de gayet başarılı olduğu, kahvaltı için Amsterdam'ın önde gelen mekanlarından. Özellikle Keizersgracht'taki şubesinin terası direk kanalın dibindedir, yer bulursanız "Değmeyin keyfime" moduna geçersiniz.
  • Cafe de Jaren: Terası ile pek bir meşhurdur. Yemekleri, ortamı ve Amsterdam'da eşine az rastlanan uzun çalışma saatlerine sahip kafe/restoranlardan biri olması nedeniyle de eğer yolunuz düşerse uğranabilinecek mekanlardan biridir. 
  • Blue Amsterdam: Hollanda bilindiği üzere dümdüz bir ülke ve Amsterdam kazıkların üstüne kurulduğu için "Şu tepeye yada kuleye çıkıp bir manzara izleyim" diyebileceğiniz pek bir yer yok. Blue Amsterdam, Amsterdam'ın alışveriş caddesi olan Kalverstraat'taki Kalvertoren'ın en üst katında 360 derece manzaraya sahip bir kafe. Çok turistik olduğunu ve yiyecek-içeceklerinin çok da iyi olmadığını ama manzarası için bir ziyareti hakettiğini düşündüğüm mekan.
    Trust
  • Trust: Meşhur Albert Cuypmarkt'ın kurulduğu sokakta bulunan değişik konsepti nedeniyle listeme aldığım mekan. Öncelikle şunu söylemeliyim, bu mekana gidecekseniz açken gitmeyin çünkü siparişinizin gelme süresi ortalama 1 saat, içeceğiniz gelme süresi ortalama yarım saat. Çalışanlarını (belki de gönüllülerini demem daha doğru olabilir), sizin siparişinizi hazırlamak yerine meditasyon yada sarılma terapisi yaparken görmeniz, bu mekan için normal bir durum. Bu mekanda menüde fiyat yazmıyor, siz kalkmadan önce ne kadar ödemek isterseniz o kadar ödeyip mekandan ayrılıyorsunuz. Yiyip içip hiç bir şey ödemeden de kalksanız kimse size bir şey demiyor. Hatta ben bir kere "biz şurda oturuyorduk, bakın bırakıyorum parayı" dedim de, kadın bana gülümseyerek "We trust" dedi. Tipik bir Türk insanı mekanın beleşçilerle dolup taşacağını ve batacağını düşünse de, dünyada bu konseptteki kafelerin gayet başarılı olduğu görülmüş.
  • Cafe de Klos: Yemek mekanlarına geçişi, Amsterdam'ın en bomba etçilerinden biriyle yapıyoruz. Haftasonları ortalama 2 saat kuyruk bekledikten sonra girenlerin anlata anlata bitiremediği ufacık mekan. Spare ribs denen yemeği pek bir meşhurdur. Websitesi yok, o nedenle adresini şuracığa not düşeyim; Kerkstraat 41. Akşamüstü 4'te açıldığını da unutmayın.
    Moeders
  • Moeders: Hollandaca'da "Anneler" demek olan ("iyi ki bir geçtin konuşma sınavını Beliz ya, amma böbürlendin" mi dedi birisi?) Moeders'ın isminden de anlaşılacağı gibi geleneksel Hollanda yemeklerini tadabileceğiniz mekandır. Mekanın şöyle bir hikayesi var: Sahibi mekanın açılışına gelen herkesten evlerinden birer tabak, bardak ve çatal-kaşık getirmelerini istiyor ve 25 yıl sonra da mekanda halen bunlar kullanılıyor. Bu mekana gideceklere önerim menüye bir göz atmaları. Hollanda mutfağı çok gelişmiş değil ve domuz eti çok kullanılıyor. Vejeteryan yemeğe de menülerinde yer verseler de sonra gidip de aç kaldık demeyin, benden söylemesi...
  • Saturnino: Çoğu büyük şehirde olduğu gibi Amsterdam'da da çok fazla İtalyan restoranı bulmak mümkün. Ancak burdakilerin bir özelliği çoğunun Türkler tarafından işletilmesi, o nedenle Saturnino gibi garsonlarının bile İtalyan olduğu bir İtalyan restoranı bulunca insan mutlu oluyor. Saturnino'nun uygun fiyatları, büyük porsiyonları, ev şarabından kahvesine kadar başarılı menüsü şöyle kenarda dursun; o yemekten önce getirdikleri pizza hamurundan yapılmış sıcacık minik ekmekleri ve sarımsaklı tereyağı nedir ya!
  • SkyLounge: Amsterdam'da çok fazla mekana manzarası güzel diye gittim ve hep bir hayal kırıklığı yaşadım. İstanbul'dan gelen birini etkileyecek manzara çok da kolay bulunmuyor diye düşünmeye başlamıştım. O nedenle SkyLounge'a çoook uzun süre gitmedim. En sonunda bir gün dil kursundan arkadaşlarım "Nasıl gitmemiş olabilirsin, hemen şimdi götürüyoruz seni!" diyerek kolumdan sürükleye sürükleye götürdüler. Double Tree otelinin lobisinden asansörle 11.kata çıktığınızda daha SkyLounge'ın kapısından girerken manzaraya hayran kalıyorsunuz. Gündüz kahve içmeye olsun, akşam içki için olsun mutlaka uğrayın derim. Terası güzel olsa da alçakta oturduğunuzdan manzara pek görünmüyor, o nedenle içerde barlarda oturmanızı tavsiye ederim. Kahve içerseniz ikinci kez doldurtmak ücretsiz, aklınızda olsun.
    SkyLounge
  • Wynand Fockink: Hollanda'nın jenever denen likör-cin arası içkisi çok meşhurdur ve Wynand Fockink de bu içkiyi üreten mekanların başında geliyor. Pasaj gibi bir geçitin içinde minicik, oturacak yerinin olmadığı, onlarca çeşit likörü olan ve geleneksel bardaklarda servis yapan akşamüstü 3'te açılıp, akşam 9'da kapanan mekana uğrayıp likörlerin tadına bakılmalı. 
Devamını oku »

5 Aralık 2015 Cumartesi

Amsterdam Gezilecek Yerler

Bu yazının vakti geleli çok olmuştu. Amsterdam'ın görülmesi gereken belli başlı meydanları, müzeleri ve mahallelerini listeledim. Ufak bir not: Şu ana kadar Amsterdam hakkında bir şeyler okumuşsanız yada şimdi okuyacaksanız, bol bol "plein" ile biten meydan isimleri görecekseniz. Hollandaca'da "meydan", "plein" demek, bu nedenle haritanızda, rehberlerde bolca karşılaşabilirsiniz.
  • Centraal Station: Amsterdam Merkez İstasyonu. Tren, otobüs, vapur, tramvay ve tabi ki bisiklet... Hepsi Centraal Station'da. Binanın güzelliğine hayran kalmamak elde değil.
  • Red Light District: Amsterdam'ın en merak edilen mahallesi. Detaylar için isme tıklayın. 
  • Dam Meydanı: Şehrin merkez meydanı. Kraliyet Sarayı, Yeni Kilise (Nieuwe Kerk), Madame Tussauds, Ulusal Anıt ve De Bijenkorf mağazası buradadır.
  • Bloemenmarkt: Laleleri ile ünlü Hollanda'nın çiçek pazarından lale soğanlarının yanı sıra bir çok hediyelik de bulabilirsiniz.
  • Rembrandtplein: Gece kulüpleri, kafeler, Booking.com'un binası ve Rembrant'ın heykeline ev sahipliği yapan şehrin en hareketli meydanlarından biri.
  • Leidseplein: Hele hava da güzelse Leidseplein'de oturup bira içmek süperdir. Bulldog Coffeeshop, Hard Rock Cafe ve Apple Store'u bu meydanda bulabilirsiniz.
  • Museumplein: Şu önünde fotoğraf çektirmeyeni dövdükleri "Iamsterdam" yazısı buradadır. Yemyeşil bir meydandır burası. Ben Türkiye'den gelen arkadaşlarımla burada buluşmayı tercih ediyorum çünkü bir kaç noktasında (giftshop, Van Gogh Müzesi) şifresiz, ücretsiz wifi bulunuyor. 
  • Van Gogh Müzesi: Dilimize "Van Gok" diye geçmiş, Hollandaca'da "Fan Hoh" (ama H'ler gırtlaktan, balgam çıkarır gibi) denilen meşhur kulağı kesik ressamımızın müzesi. Çok güzel bir müzedir, ben derim ki biletinizi internetten alın kuyruk beklemeyin. 
  • Rijksmuseum: Ulusal müzedir. "Iamsterdam" yazısının arkasındaki o görkemli binadır. Bence en az 4 saat ayrılması gerekilen müzedir. Rembrandt, Van Gogh başta olmak üzere bir çok Hollandalı sanatçının eserlerine ev sahipliği yapar. Bileti yine internetten alın.
  • Vondelpark: Şehrin en merkezdeki en büyük parkı. Hava güzelse mutlaka burada piknik yapın, bisiklete binin ve yürüyüş yapın. Museumplein'deki Albert Heijn marketinden şarap, peynir, ekmek ve meyve alıp tüm öğleden sonramı parkta geçirmeyi özledim...
  • Jordaan: Amsterdam'ın en güzel mahallelerinden biri. Kanallar ile çevrili bu mahallede Prinsengracht en büyük ve hareketli kanaldır. Dokuz küçük sokakçık anlamına gelen "De Negen Straatjes" ise cafeleri, dükkanları ve kanal manzarası ile turistlerin başlıca ziyaret ettiği yerlerden.
  • Anne Frank Müzesi: Kitabını okuyun, zaten incecik. Havaalanı yolunda, uçağı beklerken, uçakta okuyun bitiverir zaten. Sonra da gelin bu genç kızın İkinci Dünya Savaşı sırasında 2 yıl boyunca saklandığı bu evi ziyaret edin. Biletinizi mutlaka önceden alın, çünkü sıra inanılmaz oluyor!
  • Heineken Experience: Süper zevkli, hele ki arkadaş grubu ile ziyaret ederseniz çok eğlenirsiniz. Yine bileti internetten almakta fayda var.
  • Albert Cuypmarkt: Avrupa'nın en büyük pazarı. Hediyelik ve peynir almanın yanı sıra stroopwafel, poffertjes, kibbeling ve patat gibi Hollanda'nın geleneksel tatlarını taze taze yiyebilirsiniz.
  • Begijnhof: Burası bugün de rahibelerin yaşadığı eski Hollanda evlerini görebileceğiniz bir alan. Kalverstraat'tan (alışveriş caddesi) geçerken 5 dakikanızı ayırıp görmenizi tavsiye ederim. Girişini farketmek biraz dikkat gerektirebilir. Bu alanda ayrıca "Houten Huis" denilen 1425'te yapılmış Amsterdam'ın en eski evi bulunuyor. Bu evin diğer bir özelliği ise Amsterdam'da kalan iki ahşap evden biri olması. 
Belli başlı gezilecek yerler yukarıda saydıklarım. Bunun dışında fotoğraf severlere Foam ve Huis Marseille, çocuklu ailelere Artis Hayvanat Bahçesi ve NEMO'yu öneririm. Amsterdam Müzesi, ülkenin en büyük müzesi Tropen Museum ve film müzesi EYE ise hem büyüklerin hem de çocukların ilgisini çekebilecek müzelerden. Verzetsmuseum, İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkede ve şehirde yaşananları anlatan, özellikle Junior kısmındaki savaş sırasında yaşamış dört çocuğun hikayesinin anlatıldığı kısım oldukça etkili. Modern sanatla ilgiliyseniz Stedelijk Museum'u da görülecek yerler listenize ekleyin. Hermitage Amsterdam, Houseboat Museum ve Het Scheepvaartmuseum (Gemicilik Müzesi) ziyaret edebileceğiniz diğer müzeler.
Devamını oku »

25 Kasım 2015 Çarşamba

Burası "Harlem" değil "Haarlem"

Haarlem deyince aklına Amerika gelenler parmak kaldırsın! Peki o aklınıza gelen Harlem'in adının Hollanda'daki Haarlem'den geldiğini söylesem... Hikaye kısaca şöyle: New York'u Hollandalılar keşfediyor, adını da New Amsterdam koyuyor. Sonra bizim Hollandalılar gidiyor şehri İngilizler'e satmak zorunda kalıyor. İngilizler de adını New York olarak değiştiriyorlar ama semtlerin adlarıyla pek oynamıyorlar. Harlem de o nedenle aynı kalıyor. Ancak New York'taki Harlem'in pek de iyi olmayan ünü, sizi Hollanda'daki Haarlem konusunda bir önyargı içine sokmasın. Haarlem tasarım butikleri, kafeleri, güzel evleri, nehir manzarası, yeldeğirmeni, şehir meydanı, kilisesi, müzeleri ile bana göre Hollanda'nın en şık şehri. 

Nasıl Gidilir? 
Amsterdam Centraal Station'dan trenler ile ortalama 15 dakikada, arabayla ise yarım saatte Haarlem’e ulaşabilirsiniz. Kondisyonuna güvenenler için ise yaz aylarında Amsterdam'dan 1,5 saatlik bir yolculuk ile Haarlem'e ulaşabilirsiniz. 

Nereleri Görmeli?
Haarlem şehir olarak evleri, nehri, sokakları ve şirin dükkanları ile çok güzel bir şehir. Aşağıdaki listedekileri görmenin yanı sıra, sokaklar arasında gezmeye de mutlaka zaman ayırın.
  • Grote Markt: Her Avrupa şehrinde olduğu gibi burada da bir şehir meydanı olmazsa olmaz. Haarlem'e aralık ayında gidecekler için, her sene aralık ortasında bu meydanda kurulan Noel pazarına zaman ayırmalarını tavsiye ederim.
    St Bavo ve Vleeshal
  • St. Bavo Kilisesi: Grote Markt'taki bu görkemli kiliseyi görmemenize imkan yok. İçerisini gezmek isterseniz, giriş ücreti 2,50 eur. 
  • Vleeshal veya De Hallen: Yine Grote Markt'ta göreceğiniz tuğladan yapılmış, eski görkemli bina aslında et haliymiş. Bugün ise modern sanatlar müzesi olarak hizmet veriyor.
  • Spaarne Nehri: Haarlem'in içinden geçen bu nehir manzarasını görmeden olmaz.
  • Teylers Müzesi: Hollanda'nın en eski müzesi, Spaarne nehrinin kenarında kendini belli ediyor. Çok ilgi çekici ve gezmekten sıkılmayacağınız bir müze. Kalıcı ve dönemsel sergiler hakkında detaylı bilgi websitesinde var, isme tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Frans Hal Müzesi
  • Frans Hal Müzesi: Hollanda'nın altın çağından bu yana Haarlem'in ne kadar önemli bir şehir olduğunu bu müze ile görebilirsiniz. Ayrıca çocuklu aileler için de güzel bir aktivite.
  • Corrie ten Boomhuis: Bu ev İkinci Dünya Savaşı'nda sığınma amacı ile kullanılmış ve 800 kişinin (tahmini) hayatını kurtarmıştır. Evi ziyaret etmek için 2,50 eur gibi bir bağış yapmanız gerekiyor.
  • "De Adriaan" Yeldeğirmeni: Ziyaretçilere açık sayılı yeldeğirmenlerinden biri. Fotoğraflamak için nehrin karşı tarafına geçmenizi tavsiye ederim.
  • Amsterdamse Poort: Haarlem'in eski şehir kapısı. Gidin, görün, fotoğrafını çekin. Gerçekten Orta Çağ'da gibi hissedeceksiniz.
Ne Yenir İçilir:
Eskiden kilise, günümüzde ise bira fabrikası olan Jopenkerk'te bira içilir, yemek yenir ve mutlu mesut mekandan ayrılınır. Hava güzelse Cafe de Vijfhoek'un terası tek geçilir. Atıştırmalıklar ve kahve için ise Wolkers, Bagels&Beans ve Mogador (tavandaki bisiklete dikkat) tavsiye edilir. "İtalyan mutfağı candır" diyenler ise Woodstone Pizza and Wine veya De Pizzabakkers'a (nakit kabul etmiyor, kredikartı yada banka kartı ile ödeme yapabilirsiniz) uğrayabilirler. 

Spaarne Nehri ve Teylers Müzesi

Devamını oku »

18 Kasım 2015 Çarşamba

Biraz da Klasik Müzik...

Haftanın ev sevdiğim zamanı geldi... Her çarşamba öğlen 12.30'da Museumplein'deki konser binasında (Het Concertgebouw) ücretsiz klasik müzik konserleri oluyor ve ben bu öğlenleri iple çekiyorum.

Bugün de bisikletime atladım, geldim. Biletleri dağıtmaya 11.30'da başlıyorlar ve turistlerin yoğun ilgisi nedeniyle öncesinde sıra oluyor. Ben 11.40 gibi geliyorum ve sıra bitmiş oluyor, daha geç de gelinebilir ancak bilet kalmama riski var, çünkü salonun kapasitesi 450 kişi. Neyse, bugün de aldım biletimi oturdum kenara, salona almalarını beklerken bu postu yazıyorum :)

Konser binasının iki salonu var ve bu konserler küçükte oluyor, ayda bir kez de büyük salonda orkestranın provasını izleyebiliyorsunuz. Bu arada konserleri bazen cuma öğlene de alabiliyorlar, gitmek isterseniz mutlaka Concertgebouw'un sitesinden programına göz atın. Konserler yarım saat sürüyor. 

Konser çıkışları ise mutlaka konser binasının ışıl ışıl kafesinde bir kahve içiyorum. Kahveleri de kafenin kendisi kadar güzel. Bazen bilgisayarım oluyor yanımda photoshop yapıyorum veya bloguma post yazıyorum, bazen bugünkü gibi kitabımla geliyorum, bazen de yanımda bir arkadaşım oluyor ve muhabbet tatlı gelip saatin nasıl geçtiğini farketmiyorum.

Bu arada balkondaki yerimi aldım. Salon 450 kişinin uğultusuyla çalkalanıyor. Birazdan ışıklar azalacak ve bu kadar insan büyük bir saygıyla çıt bile çıkarmayacak. Bekliyorum, bekliyooorummmm veeeee TIP! 



Devamını oku »

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Mehmet Barış'ı Seviyor!

Tarih: 1 Ağustos 2015
Yer:    Prinsengracht, Amsterdam

Tüm yıl beklenen o gün gelmişti. Bir hafta boyunca kutlanan Amsterdam Gay Pride Haftası'nın Canal Parade yani Kanal Geçiş'i günüydü. Taaa Mart başında kura ile seçilen 80 bot Westerdok'tan başlayıp Prinsengracht boyunca şovlarını sergileyip Oosterdok'taki bitiş noktasına varacaklardı. 
Biz de sabahtan Prinsengracht'ın kenarında kendimize bir yer bulduk ve oturduk. Herkes pembe yada gay bayrağı renklerinde giyinmişti. Kanalda, seçilen 80 bot dışındaki botların seyahat etmesi o gün yasak olsa da kanal kenarlarında her bot bir konsept partisi düzenleyerek yerlerini almışlardı. Geçiş başlamadan önce ben de bu botlardaki tiplerin fotoğraflarını çekmeye başladım. Ancak geçiş başlayınca anladım ki o zamana kadar gördüğüm hiç bir şeymiş. 
Fotoğrafçılıkla ilgilenip portre çekmeyi sevenler için kaçırılmaması gereken ve dolu pil ile gidilmesi gereken bir olay. Ben bu kadar çok fotoğraf çekeceğimi düşünmemiştim ve pilimin yeteceğini düşünmüştüm. Geçişin yarısında makinemin pili bitti ve kalanını olabildiğince telefonla çekmek zorunda kaldım. Umarım seneye daha güzel fotoğraflar post edebilirim. 

Peki başlık neden "Mehmet Barış'ı Seviyor"? İlk beş bottan biriydi sanırım. Bizim önümüzden geçtiler, biraz ileride bir pankart açtılar ve üstünde Türkçe "Mehmet Barış'ı Seviyor" yazıyordu ama ben fotoğrafını çekene kadar indirdiler :) ben bu yazımı insan haklarından habersiz ülkelerde baskı ile yaşamak zorunda kalan tüm LGBT'lere adıyorum.
Peki bu 80 botun içinde kimlerin botları vardı? Belediye, polis, adalet bakanlığı, askeriye, Post.nl (bizim PTT), politik partiler, Waternet (bizim İSKİ gibi), savunma bakanlığı, bankalar, Aids fonları, GVB (bizim İETT gibi), telekom şirketleri, Google, ambulans ve benim daha anlayamadığım bir çok kuruluş ve şirket... Bizde polis tomaları akrepleri ile Gay Pride'a destek veredursun; burada müzikleri, dansları ve tekneleri ile şova katılsınlar. Neyse ben daha fazla yazmayım ve fotoğraflarla sizi baş başa bırakayım. Fotoğrafların üstüne tıklayarak büyük hallerini görebilirsiniz.
























Askeriye'nin Teknesi
Savunma Bakanlığı'nın Teknesi

Waternet Teknesi yani İstanbul'un İSKİ'si
Aids Fonu kanal kenarlarındakilerden yardım toplarken...
Post.nl Teknesi yani Türkiye'nin PTT'si
GVB Teknesi yani İstanbul'un İETT'si
Ve son olarak Polislerin Teknesi...


Devamını oku »

10 Temmuz 2015 Cuma

Amsterdam'dan Volendam'a

Hollanda'nın kasabaları, birbirinden güzel evleri ve yemyeşil doğası ile anlatmakla bitmez. Volendam başta olmak üzere Edam, Marken, Monnickendam, Broek in Waterland kasabaları Amsterdam'dan günübirlik gelen turistleri ağırlıyor. Peki bu kasabaların özelliği ne? Buralar liman kentleri olması nedeni ile Hollanda'nın altın çağında çok zenginleşmiş ve halen bu zenginliğini ve güzelliğini koruyan kasabalar. Şöyle ki Broek in Waterland'te gördüğüm en vasat araba Volvo'ydu diyebilirim.

Nasıl gidilir?
Biz Amsterdam'dan atladık bisikletimize geze geze Volendam'a vardık. Bisiklet yolları düzgün ama Hollanda dışından gelen biri için Broek in Waterland'e kadar yollar biraz ıssız gelebilir. Kondisyonunuz ve vaktiniz yoksa otobüsle gitmenizi tavsiye ederim, ki ben turist olarak bir kaç günlüğüne gelmiş olsam bisikletle gitmezdim, dönüşte yorgunluktan ancak 3 saatte eve vardım ve o gece 12 saat uyudum :) Neyse bisikleti çok uzatmaya gerek yok, Google Map'e gitmek istediğiniz yeri yazın bisikleti seçin o size yolu gösterecektir. 
Otobüsle gitmek isterseniz Amsterdam Centraal Station'dan kalkan ve bugün itibariyle günlük 10 eur'ya alabileceğiniz biletler ile tüm gün istediğiniz kadar inip binip bu kasabaları gezebiliyorsunuz. Bu otobüslerin websitesi de çok güzel. Her kasaba için kısa kısa bilgi vermişler ve koydukları harita da bence çok faydalı. Ben haritada kırmızı ile çizilmiş kasabalara gitmedim. Gittiğim de onu da başka bir yazımda paylaşacağım. Biletleri internetten alırsanız 9 eur. Websitesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Amsterdam içinde turist ofislerinde de Volendam turları satılıyor kişi başı 50 eur civarı oluyor. İsterseniz bunlar ile de gezebilirsiniz ama kişi başı 5 katı para ödeyeceğinizi unutmayın.

Nereleri görmeli?
  • Broek in Waterland: Zengin bir kasaba. Deniz kenarında değil. İçinden kanal geçen ufak dar sokakları olan, küçük köprüleri ve güzel evleri ile yemyeşil bir kasaba. Bot kiralanıp da gezilebilen bu kasabayı görmeniz için 1 saat yeterli olacaktır. 
  • Monnickendam: Peynirini sevdiğim yine zengin kasabalardan biri. Burasını da gezmek için 1 saat ayırmanız yetecektir.
  • Edam: Edam peynirini bilmeyenimiz yoktur. Bu kasabada her yıl Temmuz ve Ağustos ayları boyunca her çarşamba sabahı kurulan geleneksel peynir marketini görmenizi tavsiye ederim. 
  • Marken: Ufacık bir balıkçı kasabası olan Marken'e Volendam'dan botlarla ulaşabiliyorsunuz. Maalesef 10 eurluk otobüs bileti bu botlarda geçmiyor. Volendam Marken Express ile yapacağınız yolculuk gidiş-dönüş 10 eur. Marken'e giderseniz "Clog" denilen Hollanda'nın meşhur tahta ayakkabı fabrikasını ziyaret etmeyi unutmayın.
  • Volendam: Bu kasabalar arasında en büyük ve en turistik olanı. Genelde Hollanda'nın yaşlı nüfusunun yaşadığı, denizdeki yelkenlileri, deniz kenarındaki çiçeklerle süslenmiş büyük evleri, iç taraflara doğru kanal kenarlarına dizilmiş bakımlı şirin evleri olan zengin bir balıkçı kasabası. Sahil boyunca ise Türkiye'deki tatil beldeleri gibi sıra sıra kafe ve hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Hediyelik eşya dükkanlarının birinin girişinde 5 aşamada tahta ayakkabıların yapımını anlatan maket vardı.
    Yine Volendam'da peynir, peynir bıçakları, peynir sosları ve peynirle ilgili her şeyi bulabileceğiniz Cheese Factory isminde büyük bir peynir dükkanı da bulunuyor. Bu dükkanın alt katında ise peynir üretiliyor ve siz de izleyebiliyorsunuz. Peynirler ve diğer ürünlerin fiyatları marketlerden daha yüksek, bilginize. 
    Volendam'da minibüslerde satılan balıklardan alın bence çok lezzetli ve taze, ayrıca soslarına bayılıyorum. Havenrestaurant De Lunch restoranının yemekleri güzel. Tatlı için ise yine minibüslerden pancake veya dondurma alabilirsiniz. Yorulunca da denize karşı masaları olan restoranlardan birinin dışarsında oturup biranızı için. Sakın sahil kenarına takılıp sokak aralarını gezmeyi ihmal etmeyin.
"Beliz bu kadar kasaba adı saydın, o kadar indi bindi yapmakla bizi uğraştırma, hangisine gidelim?" diyorsanız Volendam'a gidin.  

Son bir not daha: Otobüsle geldiyseniz ve eğer Volendam'dan Marken'e (yada Marken'den Volendam'a) geçiyorsanız vapur biletini tek yön alın ve Amsterdam'a dönüş otobüsüne Marken'den (yada Volendam'dan) binin. Böylece 10 eur yerine 7.50 eur vapur parası vermiş olursunuz :)

Herkese iyi tatiller ve her zaman olduğu gibi yorumlarınızı bekliyorum :)
Devamını oku »