25 Aralık 2015 Cuma

Noel Pazarları Bahane, Kızlar Haftasonu Şahane!

Bugün Noel! Bizim adetlerimizde noel var ya da yok umrumda değil, burada yaşıyorsam ve tatilse bu benim noeli sevmem için onlarca sebepten biridir. Diğer sebepler ise harika noel ruhu ile geliyor. Her yer ışıl ışıl, rengarenk, insanlar heyecanlı ve hediyeler her yerde.


Hollanda'da noel pazarları küçük ve çirkin olsa da Almanya'daki harika noel pazarları haftasonu kaçamağı için bizi çağırıyordu. Oki ile planımızı yaptık, biletlerimizi aldık ve Köln'ün meşhur noel pazarları için heyecanlanmaya başladık. Sonra bir gün Oki aradı ve Köln'e gideceğimiz cumartesi işe gitmesi gerektiğini söyledi. İyi ki o sırada Res'in evinde oturup şarap içiyordum ve telefonu kapatıp Res'e Köln'deki noel pazarları bahanesi ile "Girls Weekend" yapmak ister mi diye sordum. Noel heyecanı ve memleket hasreti depreşen Res hemen biletini aldı ve ben başladım: "Jingle bells, jingle bells, jingle all the way..." 

Beklenen haftasonu geldi. Sabah 8'de, Res ile trenimize bindik. Yerimiz mükemmeldi, hani Harry Potter filmindeki trende kabinler var ya işte bizim de öyle bir kabinimiz vardı. Hemen 2 gün önce aldığım selfie çubuğumu çıkardım ve Köln'e gitmeden nasıl kullanacağımızı öğrenmeye koyulduk. Res bu arada bir şişe prosecco (köpüklü İtalyan şarabı) çıkardı ve "Açmak ister misin?" dedi. Saate baktım, sabah 8 buçuktu, bir dumur oldum. Almanla tatil demek, içmeye sabahtan başlamak demekmiş. Başta bu saatte içemem desem de sonra dayanmayıp 9'da şişeyi açtık ve gazoz gibi içtik. Bir yandan dedikodu, bir yandan selfie çekmece derken, biraz da çakır keyif, bir baktık ki Köln'e gelmişiz.

Günün ilk ışıklarıyla proseccolarını yudumlayan biz...
Köln Katedrali tren istasyonundan çıktığımız gibi bizi görkemi ile karşıladı. Katedrali, Katolik biriyle gezerek bakın neler öğrendim: Her şeyin 3, 4 ve 7 gibi kutsal sayılara göre inşa edildiğini, katedrallere tepeden bakıldığında haç şeklinde olduğu, mozaiklerdeki resimlerin anlamlarını ve mumluklara (bizim kapı süsü olarak kullandığımız yuvarlak çam ağacından olan şeye benzer mumluklar) noelden 4 hafta önce başlayarak her hafta bir mum koyarak bunun yakıldığını noelde de 4 tane mumun yandığını... Bu kadar bilgi yeter, Köln rehberi isteyenler buraya tıklasın bakalım...
İşte o mumluklar...

Gelelim işin eğlenceli yanına. Christmas market'te glühwein, romlu sıcak çikolata, bal şarabı, romlu eggnog (bunun Türkçe'de karşılığı varsa yorumlarda paylaşırsanız sevinirim) için, yanında da zencefilli kek, zencefilli kurabiye, çikolata, kestane kebap, elma püresi ile yenilen patates mücveri ve benim uğruna öldüğüm marzipanlardan (badem ezmesi) yiyin. Bir de içecekler her noel pazarında farklı fincanlarda veriliyor. Benim favorim Köln Altstadt (eski şehir) ve Neumarkt (yeni şehir) meydanlarında verilen, üstünde Köln cinlerinin resimleri ve hikayeleri olan fincanlardı. İyiki Theresa yanımdaydı da bana tercüme etti bu hikayeleri ve ben de ayakkabıcı cinin fincanını aldım çünkü bu cin o kadar tatlıymış ki insanlar birbirini alnından öpebilsin diye topuklu ayakkabıları icat ediyor. Aşağıda belli başlı pazarları listeledim, bunların arasında gezmek için otobüsler geziyor ama hepsi birbirine o kadar yakın ki bilmiyorum gerek var mı otobüse. Bir de Hollanda'dan Köln ve Düsseldorf'taki noel pazarlarına günübirlik uygun fiyatlı (bu sene 20 eur idi) turlar düzenleniyor, sonra yok biz duymadık demeyin.
  1. Dom: Katedral'in meydanına kurulan pazar. En kalabalığıydı ve yürümek bile zordu. Glühwein kötüydü. Ufak bir sahne vardı, kısa kısa konserler veriliyordu. Standlar ise çok güzeldi.
  2. Altstadt: Burada buz pateni sahası kuruluyor. Burada selfie çubuğunu kullanmaya çalışırken sen dök elindeki güzelim romlu sıcak çikolatanı, hani farkında olmazsın o bir yandan dökülür ve sen farkettiğinde ise bardak çoktan boşalmıştır ya, sonra bir bakarsın bekarlığa vedaya gelmiş kostümlü Almanlar sana sırayla "High Five" yapıyorlar.
    Herşey bu selfie içindi. Res koptu, ben de fincanın dibinde kalanı içmeye çalışıyorum.
  3. Neumarkt: En güzeli burasıydı bence. Zaten melekler marketi demişler buraya. Işıklandırması, standları o kadar güzeldiki. Bir de bu pazarın karşısındaki Butlers mağazasına da uğrayın derim.
  4. Rudolfplatz: Burasının girişi de içi de çok hoştu. Zaten bu meydanın olduğu yer Köln'ün hipi mahallesi olan Belçika mahallesinde. Burada bot şeklinde fincanlarda şarap servis ediliyordu.
  5. Stadtgarten: Bu pazar şehir merkezinin biraz dışında genelde Kölnlüler'in gittiği bir pazardı ve bir gece önce Max Stark'ta (Köln'de yemek için en iyi adres, genelde Kölnlüler var ve herkes birbirini tanıyor) koyu bir muhabbet dalıp bize bira ısmarlayan amca burayı tavsiye etmeseydi biz de gitmezdik. Ancak iyi ki gitmişiz. En güzel içecek ve yiyecekler buradaydı. Bal şarabı kesinlikle denenmeli. 
İki gün boyunca Res ile yedik, içtik, çakır keyif dolaştık, bütün kırmızı ışıklarda Alman disiplini ile yeşili bekledik. Sonunda dönüş yolu için, tabi ki modumuz çakır keyif, trendeki yerimizi aldık. Çantam Oki'ye aldığım çikolatalar, marzipanlar ve zencefilli keklerle, telefonum ise selfielerle doldu taştı. Geçirdiğim bu haftasonu en güzel anılardan biri olarak hafızalara ve bloguma yazıldı...

Devamını oku »

7 Mayıs 2015 Perşembe

Köln, Cologne, Kolonya?


Muazzam katedrali, kolonyası, Ren nehri, onlarca Roma kilisesi ve Kölsch birası ile ünlü Köln... Öncelikle söyleyim sağdaki fotoğraf benim değil. Köln'de hediyelik eşyaların çoğunun üstünde görebileceğiniz Köln'ün en meşhur fotoğrafı. Bu fotoğrafı koymadan Köln gezi rehberi yazısı eksik kalır gibi hissettim ve ekledim :)

Köln ikinci dünya savaşında yıkılan şehirlerden biri olduğu için çok da tarihi bir şehir beklentiniz olmasın. Genellikle yeni binalar, alışveriş caddeleri, Ren nehri kenarındaki barlar, hava güzelse nehir kenarında oturan insanlar, Roma İmparatorlu'ğundan kalma kiliseler, meydanlardaki bar/restaurant ve kafeler, şehrin biraz dışına doğru (Belçika mahallesi ve Ehrenfeld tarafı) kafeler ve butik dükkanlardan oluşuyor. Bekarlığa veda için de popüler bir adres. 

Nasıl gidilir?
Amsterdam'dan tren veya araba kiralayarak ortalama 2-2.5 saatte, İstanbul'dan ise direk uçuşlarla Köln'e varabilirsiniz. Düsseldorf havaalanından da gitmek bir seçenek olabilir, trenle 20-30 dakika sonra Köln'de oluyorsunuz. Bu yazıyı yazdığım tarihlerde biletler 12.50 eur'ya satılıyordu ve ortalama yarım saatte bir tren var. Bir de 5 eur'ya Köln-Düsseldorf yolculuğunuzu yapabileceğiz HKX (Hamburg-Köln Express) trenleri var, bunların tek kötü yanı günde 2 kere sefer yapıyor ve sadece internetten alırsanız bu fiyat. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. 

Nerede kalınır?
Sizin de bizim gibi bir Köln'de yaşayan bir Türk akrabanız, dostunuz yoksa veya olsa da ben kalmam diyorsanız o zaman Altstad bölgesindeki otellere bakabilirsiniz. Altstadt Almanca'da eski şehir demek. Buradaki oteller haftasonları çok dolu oluyor ve fiyatlarını ikiye katlıyor. Bu nedenle Rudolfplatz, Belgisches Viertel (Belçika mahallesi) veya Ehrenfeld tarafında kalıp toplu taşıma ile de gezebilirsiniz ki bu saydığım mahallere de gezmek için gidilebilir.

Nereleri görmeli?
Baştan söyleyim aşağıda sıraladıklarımın bir kaçını (tamam, itiraf ediyorum NSDOK ve RGM'yi gezmedim) gezmedim ama gezmek isteyenler olursa diye koymak istedim.
  • Köln Katedrali: Zaten Köln'ün merkez istasyonundan (Köln Hbf) çıktığınız karşınızda sizi tüm görkemi ile karşılayacak. 1248 yılında yapımına başlanıp 1476'da durdurulmuş ve sonra tekrar yapımına başlanıp 1880 yılında kullanıma açılan katedral 2. Dünya Savaşı sırasında da bombalanmış ve restorasyonı halen belli kısımlarda devam ediyor. İçerisini gezmek ücretsiz ancak kulelere tırmanmak (asansör yok belirtelim) ve hazine kısmına girmek ücretli. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Öğrenciyseniz kimliğinizi götürün.
  • Hohenzollern Köprüsü: Meşhur Köln fotoğrafındaki köprü... Köprü çeşit çeşit rengarenk kilitler ile dolu, insanlar aşklarını kilitliyorlar gibi bir inançla bu köprünün de her tarafına kilitler takmışlar.
  • Gross St Martin Kilisesi: Köln'de Roma İmparatorluğu'ndan kalma bir çok kilise bulunuyor ve mimarilerinden hemen kendilerini belli ediyorlar. Gross St Martin Kilisesi rehrin kenarında önündeki barlarla ve şirin evlerle Roma mimarisinin Köln'e gelmişken görülmesi gereken örneklerinden biri bence.
  • 4711 Eau de Cologne: Köln, İngilizce'de Cologne olarak geçiyor ve bu da kolonya demek. Köln'ün kolonyaları meşhur çünkü ilk burda üretilmiş ve adına "Köln Suyu/Eur de Cologne" konulmuş. 4711 de meşhur kolonya mağazası. Binası güzel ancak yolunuz düşerse uğrayın, yoksa Katedral'in karşısında da hediyelik mağazası bulunuyor. Bizdeki kolonyalar gibi ucuz olduğunu düşünmeyin.
  • NSDOK (National Socialism Documentation Center): National Socialism bizlerin bildiği adıyla Nazilik ile ilgili dökümanların olduğu yer. İlginiz varsa gezebilirsiniz. Detaylar websitesinde mevcut.
  • Roman-Germanic Museum (RGM): Eğer müze gezmek istiyorsanız burayı görmenizi tavsiye ederim. Köln'ün Roma İmparatorluğu'ndan kalan eserlerini ve daha fazlasını görebilirsiniz. Ziyaret için gerekli bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
  • Rheinseilbahn: Köln'ü yukardan izlemek isterseniz nehir üzerinde çalışan bu teleferiği kullanabilirsiniz. Olmazsa olmaz bir manzara değil, sırayı beklemeye değer mi siz karar verin. Kışın çalışmadığını belirtiyim. Ücret ve detaylar burada.
  • Noel Marketleri: Eğer kasım sonu ve aralıkta Köln'e yolunuz düşerse Noel pazarlarını gezin. Elmalı tatlılar, tarçınlı kurabiyeler ve sıcak şarapları deneyebilirsiniz.
  • Çikolata Müzesi: Burası benim gözümde 3 kısımdan oluşuyor: İlk giriş kısmı genel bilgiler verme (çikolata tüketim/üretim istatistikleri, kakao yetiştirilmesi gibi), çikolata yapımı ve çikolata dükkanı. İlk kısım gereksiz uzun ve sıkıcıydı. Çikolata yapım kısmı güzeldi, bunun sonunda gofret veriyorlar. Ben gofret pek sevmediğim için almayacaktım ki eşim aldı, iyiki de almış o erimiş ılık çikolata ve tazecik gofret offff canım çekti... Gofretten sonra üst katta kendi istediğiniz gibi çikolata yaptırabiliyorsunuz ücreti 5eur'du diye hatırlıyorum. Kalabalıksa bekleme süresi 1 saat oluyor bu nedenle belki de ilk onu yaptırıp sonra müzeyi gezmek daha mantıklı olabilir. En son müzeden çıkınca giftshop ve kafeye de uğramayı ihmal etmeyin. Giftshop'ta ne çeşitler yok ki. Saf kakaodan çikolata likörüne kadar her şey var. Biz Hussel markasının çikolatalarını beğendik. Ücretler ve ziyaret saatlerine buradan ulaşabilirsiniz, öğrenciyseniz kimliğinizi götürün.
Ne yenir içilir?
Köln'de Kölsch birası içilir. Açık renkli berrak bir bira çeşidi. Ben Münih çeşidi birayı daha çok seviyorum ama bundan da baya içtik :) Bir birahaneye oturduğunuzda, Türkiye'deki çay bahçelerinde olduğu gibi (tabi burda çay değil bira), bira bardaklarını bir çay tepsisi gibi şeyde taşıyan garson hemen önünüze koyuyor ve bittikçe getiriyor ta ki siz bira altlığını bardağınızın üstüne kapatana kadar. Bu da ben artık içmeyeceğim demek oluyormuş. Bir de bizdeki adisyona çeltik atılır ya çay içtikçe burada bira altlığına çeltik atılıyor :) Bira her yerde var. Nehrin kenarındaki mekanlarda takılabilirsiniz yada marketten alıp eğer hava güzelse rehrin kenarında çimlerde oturup içebilirsiniz.

Yemek olarak büyük sosisleri ve patatesleri meşhur ve her masada hardalları mutlaka bulunuyor. Merkezde Cölner Hofbrau Früh var, burada sosis ve patates yiyebilirsiniz, hava güzelse dışarda da oturabilirsiniz. Buradayken eğer kulağınıza acayip güzel bir klasik müzik ilişirse sesi takip edin. Hohe Caddesinde (aynı zamanda bir alışveriş caddesi) Tamaris diye bir mağaza var ve bu arada her gün belli saatlarde klasik müzik çalan bir grup var baya iyiler.
Şehir merkezinin biraz dışında da olsa yemek için Max Stark'ı şiddetle tavsiye ediyorum. Genelde Kölnlü'lerin gittiği bir yer. Hizmet hızlı, bira güzel, yemekler muhteşem, porsiyonlar büyük ve fiyatları uygun. Şu bardağın üstüne altlığı koyma olayını bu restaurantta yanımızda oturan Kölnlü çift söyledi. 
Kahve içmek, kahvaltı etmek yada yine bira içmek için de Rudolfplatz ve Belçika mahallesine gidebilirsiniz. Cafe Rico bu bölgenin trendi mekanlarından biri.
Jazz dinlemek isterseniz de Papa Joe's Jazz Lokal'e uğrayabilirsiniz. Giriş ücreti yok sadece bahşiş için bozukluklarınızı hazırlayın. Papa Joe'nun ayrıca restaurant/bar gibi ayrı bir mekanı da var. Biraz gürültülü ama ortamını biz sevdik. 

Son Notlar
Wifi bulmak sorun, Starbucks'a tek gitme nedenimiz internetti. Otellerin bile hepsinde olmuyor, varsa ücretli de olabiliyor. Herkes İngilizce bilmiyor hatta İngilizce ile Almanca yakın dil olduklarından insanlar genelde kelime seçip ne istediğinizi anlıyorlar. Yazımın başında da bahsettiğim gibi Düsseldorf ve Köln birbirine çok yakın. Eğer vaktiniz varsa Köln'e kadar gitmişken Düsseldorf'a da uğramanızı tavsiye ederim. Düsseldorf gezi rehberime de buradan ulaşabilirsiniz. Son olarak da bol bol çikolata yiyin :) 

Sizlerin de tavsiyeleriniz varsa yorumlarınızı bekliyorum.

Beliz







Devamını oku »