23 Temmuz 2015 Perşembe

Hollanda'nın Geleneksel Tatları

Kızartmalara, patatese ve hamurdan yapılan tatlılara düşkünlükleri ile bilinen Hollandalılar... Hollanda'nın geleneksel yemekleri rehberime hoşgeldiniz :)

Atıştırmalıklar:
  1. Patat: Patates kızartması. Kağıt külahlarda satılan ve üstüne Hollanda'nın hafif tatlı mayonezi eklenerek yenmesi gereken şey. Amsterdam için Manneken Pis onlarca sos çeşidi ile 2013'te en patates kızartması mekanı seçilse de ben kalitesini düşürdüğünü düşünüyorum. Albert Cuypmarkt'ta satılanlar ile Vleminckx'i denemenizi tavsiye ederim. 
  2. Bitterballen: Bir çeşit köfte kroket. Biranın yanında atıştırmalık olarak söyleyebilir yada ekmek arası yiyebilirsiniz. Brouwerij 't IJ, Pllek ve Winkel 43'te çok güzel yapsalar da ilk tercihiniz Brouwerij 't IJ olsun. Nedeni için tıklayın :)
  3. Kibbeling: Volendam'a yolunuz düşerse bolca göreceğiniz ufak parçalarda balık etinin kızartılıp yanında mayonezli, sarımsaklı tartar sos ile satıldığı mükemmel atıştırmalık.
  4. Haring: Ringa  balığı demek. Hollandalılar bu balığı kuyruğundan tutup çiğ olarak yerler. Ben yemem, yiyemem. Turşu ve soğan ile ekmek arası da satılır.
Yemek:
  1. Stamppot ve Hutspot: Patates ve çeşitli sebzeleri ezerek yapılan bu iki yemek de Hollandalılar'ın bir numarasıdır. Stamppot genelde kara lahana ile hutspot ise havuç ile yapılır. Moeders restorandı bu yemekleri yemek için doğru adres.
  2. Rookworst: Hollanda'nın sosis-sucuk gibi olan bir et çeşidi. Hollandalılar Hema'larda satılana bayılırlar.
  3. Erwtensoep: Bezelye çorbası. İçine worst denilen Hollanda sosislerinden koyup yenir. Hazır almak için, Unox en ünlü markası.
Tatlılar:
  1. Hagelslag: Bu hepimizin küçükken çok sevdiği (hatta şu an olsa bir tane yerdim valla) Eti Puf'ların üstündeki şekerden yapılma süslemeler var ya onlar. Sadece burada onlarca çeşidi var ve ekmeklerinin üstüne döküp yiyorlar. Koca koca adamları bunları yerken görürseniz şaşırmayın. En ünlü markası ise "De Ruijter".
  2. Poffertjes: Hollandalılar'ın minik ve biraz daha tombik yapılan pancakelere verdikleri isim. Üstlerine pudra şekeri ve bir parça tereyağı koyup servis ediliyor. Pancake yapan kafelerde veya Albert Cuypmarkt'a uğradığınızda yiyebilirsiniz.
  3. Appeltaart: Elmalı tart. Bir çok yerde çok güzel yapıyorlar. İçine kuru üzüm konularak yapılan ve şurupla servis edilenleri olsa da benim favorim Winkel 43'ün elmalı tartı. 
  4. Stroopwafel: Hollandalılar'ın dünyaya armağanı olan bu tatlıyı yemeden olmaz. İçi karamel şuruplu bu ince waffleları kahve fincanınızın üstüne koyup içindeki karameli biraz eritip yemek adettendir. Eğer Albert Cuypmarkt'ta satılan taze, sıcak ve büyük boyutlardakilerden alırsanız dikkatli yiyin, karamelinin her tarafınıza bulaşması muhtemel.
  5. Boterkoek: Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler, ev sahibimizin bize getirdiği geleneksel Hollanda'nın hamur ve yağ ile yapılan tartı. Albert Heijn marketlerinden alabilirsiniz.
  6. Dropjes: Genelde siyah renkli olan şeker. Tek bir şey söylemek istiyorum, YEMEYİN!
İçecekler:
Hollandalılar en az alkol tüketen Avrupa ülkesi olsa da iki çeşit kendilerine özgü içkileri bulunuyor.
  1. Advocaat: Yumurta likörü. Koyu kıvamlı, şişeleri çirkin, renginde meymenet olmayan ama güzel ve şekerli bir içki. Üstüne kremşanti ile servis edilince çok havalı görünse de gelen misafirlerimizi denemeye ikna edemedik :(
  2. Jenever: Hollanda cini ve çeşitli aromalarda olanları likör gibi oluyor. Wynand Fockink'te çeşitli aromalarda içebileğiniz güzel bir içki. House of Bols'ta da tadına bakabilir ve değişik bir deneyim yaşayabilirsiniz.
O zaman yazımı bitirirken herkese "Smakelijk" ve "Proost" diyorum :)

Devamını oku »

10 Temmuz 2015 Cuma

Amsterdam'dan Volendam'a

Hollanda'nın kasabaları, birbirinden güzel evleri ve yemyeşil doğası ile anlatmakla bitmez. Volendam başta olmak üzere Edam, Marken, Monnickendam, Broek in Waterland kasabaları Amsterdam'dan günübirlik gelen turistleri ağırlıyor. Peki bu kasabaların özelliği ne? Buralar liman kentleri olması nedeni ile Hollanda'nın altın çağında çok zenginleşmiş ve halen bu zenginliğini ve güzelliğini koruyan kasabalar. Şöyle ki Broek in Waterland'te gördüğüm en vasat araba Volvo'ydu diyebilirim.

Nasıl gidilir?
Biz Amsterdam'dan atladık bisikletimize geze geze Volendam'a vardık. Bisiklet yolları düzgün ama Hollanda dışından gelen biri için Broek in Waterland'e kadar yollar biraz ıssız gelebilir. Kondisyonunuz ve vaktiniz yoksa otobüsle gitmenizi tavsiye ederim, ki ben turist olarak bir kaç günlüğüne gelmiş olsam bisikletle gitmezdim, dönüşte yorgunluktan ancak 3 saatte eve vardım ve o gece 12 saat uyudum :) Neyse bisikleti çok uzatmaya gerek yok, Google Map'e gitmek istediğiniz yeri yazın bisikleti seçin o size yolu gösterecektir. 
Otobüsle gitmek isterseniz Amsterdam Centraal Station'dan kalkan ve bugün itibariyle günlük 10 eur'ya alabileceğiniz biletler ile tüm gün istediğiniz kadar inip binip bu kasabaları gezebiliyorsunuz. Bu otobüslerin websitesi de çok güzel. Her kasaba için kısa kısa bilgi vermişler ve koydukları harita da bence çok faydalı. Ben haritada kırmızı ile çizilmiş kasabalara gitmedim. Gittiğim de onu da başka bir yazımda paylaşacağım. Biletleri internetten alırsanız 9 eur. Websitesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Amsterdam içinde turist ofislerinde de Volendam turları satılıyor kişi başı 50 eur civarı oluyor. İsterseniz bunlar ile de gezebilirsiniz ama kişi başı 5 katı para ödeyeceğinizi unutmayın.

Nereleri görmeli?
  • Broek in Waterland: Zengin bir kasaba. Deniz kenarında değil. İçinden kanal geçen ufak dar sokakları olan, küçük köprüleri ve güzel evleri ile yemyeşil bir kasaba. Bot kiralanıp da gezilebilen bu kasabayı görmeniz için 1 saat yeterli olacaktır. 
  • Monnickendam: Peynirini sevdiğim yine zengin kasabalardan biri. Burasını da gezmek için 1 saat ayırmanız yetecektir.
  • Edam: Edam peynirini bilmeyenimiz yoktur. Bu kasabada her yıl Temmuz ve Ağustos ayları boyunca her çarşamba sabahı kurulan geleneksel peynir marketini görmenizi tavsiye ederim. 
  • Marken: Ufacık bir balıkçı kasabası olan Marken'e Volendam'dan botlarla ulaşabiliyorsunuz. Maalesef 10 eurluk otobüs bileti bu botlarda geçmiyor. Volendam Marken Express ile yapacağınız yolculuk gidiş-dönüş 10 eur. Marken'e giderseniz "Clog" denilen Hollanda'nın meşhur tahta ayakkabı fabrikasını ziyaret etmeyi unutmayın.
  • Volendam: Bu kasabalar arasında en büyük ve en turistik olanı. Genelde Hollanda'nın yaşlı nüfusunun yaşadığı, denizdeki yelkenlileri, deniz kenarındaki çiçeklerle süslenmiş büyük evleri, iç taraflara doğru kanal kenarlarına dizilmiş bakımlı şirin evleri olan zengin bir balıkçı kasabası. Sahil boyunca ise Türkiye'deki tatil beldeleri gibi sıra sıra kafe ve hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Hediyelik eşya dükkanlarının birinin girişinde 5 aşamada tahta ayakkabıların yapımını anlatan maket vardı.
    Yine Volendam'da peynir, peynir bıçakları, peynir sosları ve peynirle ilgili her şeyi bulabileceğiniz Cheese Factory isminde büyük bir peynir dükkanı da bulunuyor. Bu dükkanın alt katında ise peynir üretiliyor ve siz de izleyebiliyorsunuz. Peynirler ve diğer ürünlerin fiyatları marketlerden daha yüksek, bilginize. 
    Volendam'da minibüslerde satılan balıklardan alın bence çok lezzetli ve taze, ayrıca soslarına bayılıyorum. Havenrestaurant De Lunch restoranının yemekleri güzel. Tatlı için ise yine minibüslerden pancake veya dondurma alabilirsiniz. Yorulunca da denize karşı masaları olan restoranlardan birinin dışarsında oturup biranızı için. Sakın sahil kenarına takılıp sokak aralarını gezmeyi ihmal etmeyin.
"Beliz bu kadar kasaba adı saydın, o kadar indi bindi yapmakla bizi uğraştırma, hangisine gidelim?" diyorsanız Volendam'a gidin.  

Son bir not daha: Otobüsle geldiyseniz ve eğer Volendam'dan Marken'e (yada Marken'den Volendam'a) geçiyorsanız vapur biletini tek yön alın ve Amsterdam'a dönüş otobüsüne Marken'den (yada Volendam'dan) binin. Böylece 10 eur yerine 7.50 eur vapur parası vermiş olursunuz :)

Herkese iyi tatiller ve her zaman olduğu gibi yorumlarınızı bekliyorum :)
Devamını oku »

7 Temmuz 2015 Salı

Hobbit Köyü Giethoorn

Haftasonu havanın 35 dereceleri göstermesi ile Amsterdamlılar kendilerini şehir dışına ve parklara attılar. Biz de fotoğraflarını görüp hayran kaldığımız, içinde yol olmayan ve teknelerle ulaşım sağlanan Giethoorn köyünü ziyaret etmeye karar verdik. 
Burası "Kuzeyin Venedik'i" olarak da bilinen, ulaşımın sadece kanallar arasında botlarla yapıldığı ve son yıllarda bisiklet yolu da eklenen ufak yemyeşil bir köy. Köyün araba yollarının olduğu yerleşim kısmı da var ama turist olarak görmemiz gereken kısım orası değil. Ufak ufak 175 civarı ahşap köprü var ve bunlar genelde ev sahiplerine ait. Evlerin neredeyse hepsinin çatıları sazdan. 

Nasıl gidilir?
Giethoorn'a Amsterdam'dan tren ve sonrasında otobüse binerek 3 saatlik bir yolculuk sonrası ulaşmanız mümkün, bu yolculuk ortalama 45-50 eur civarı tutuyor. Araba ile ise 1,5 saatte ulaşabilirsiniz ve araba kiralamak eğer 4-5 kişiyseniz kişi başı 25 eur civarına gelecektir. Google Map'te Giethoorn'u aratırken "Hollands Venetie" yazarak aratın yoksa sizi Giethoorn Noord tarafına yönlendirecektir ve burası yukarıda bahsettiğim turistik olmayan kısım. 
Köyün içinde nasıl gezilir? Arabanızla da gitseniz, otobüsle de gitseniz aynı yerde inip köyün iç kısmına yürümeniz gerekiyor. Bot ile gezmek olmazsa olmaz. Bisiklet de kiralayabilirsiniz ancak yolların çok dar olduğunu ve insanların da yürüdüğünü unutmayın. Bence burası bisikletle gezmek için ideal olmayan bir köy. 

Nerede kalınır?
Aslında köyü günübirlik gezmeniz yeterli olacaktır. Yine de kalmak isterseniz B&B'lere (yani fotoğraflarını da gördüğünüz bu güzel evlerde) yada prefabrik tarzı konaklama yerlerine bakabilirsiniz. Ayrıca kamp ve karavan alanları da var.

Nereleri görmeli?
Burada görülecek şey köyün kendisi. Daracık sokakları arasında yürüyüp doğasına ve evlerine aşık olup, yorulunca da kanal kenarlarında ağaçların gölgesinde yatacağınız bir yer.
En zevklisi arkadaşlarınız ile bot kiralayıp kanal ve göllerde gezmek. Elektrikli botlar çoğunlukta ve kesinlikle bunlardan kiralayın, kullanması da çok kolay. Zaten maksimum hızda bile gitseniz baya yavaş gittiğinizi fark edeceksiniz ve herkesin sizin gibi acemi olduğunu unutmayın. Bota binerken yanımıza şarap, meyve, peynir, su gibi şeyler aldık ve bot ile gezerken yedik içtik. Bunları önceden alın çünkü Giethoorn'ın içinde market bulunmuyor.
Eğer ben bot kullanmaya cesaret edemem yada 2 kişi gittik bu nedenle bot kiralamak pahalı derseniz, bot turlarına katılmanızı öneririm. Bu turların 1 saatlik olanı kişi başı 6,50 eur. Kendi yiyecek içeceğinizi almanıza izin verilmiyor ancak su, kahve gibi şeyler servis ediyorlar. 
Botları online olarak da kiralayabiliyorsunuz. Biz botu çoğu turist gibi Zwaantje'den kiraladık ve saati 30 eur idi. Zaten otobüsten inince yada arabanızı park edince hemen önünüzdeki bot kiralama yeri. Ancak saati 15 eur civarı olan kiralama yerleri de gördüm. Farkı var mı, varsa nedir bilmiyorum o nedenle isterseniz önce köyde bir yürüyün, soruşturun sonra kiralayın. Ben aşağıda bir kaç adres yazdım. Sitelerin çoğu Hollandaca, "Bootverhuur" "Bot Kiralama" demek. Eğer Google Chrome kullanırsanız site açılınca sağ klik yaparak "Translate to English" seçeneği ile siteyi İngilizce görüntüleme şansınız olur.
Ne yenir içilir?
Kanal kenarlarındaki restoranlarda oturup yiyip içmenizi öneririm. Yemek olarak çok lezzetli şeyler beklemeyin derim. Fratelli, Fanfare, 't Vonder, 't Acherhuus kanal kenarındaki restoranlar. Dondurma için Geythorn, göl manzarası için Smit's Paviljoen, pancake ve krep için de Pannenkoekenhuis Jantje'ye gidebilirsiniz.

Herkese iyi eğlenceler dileyip bikini ve güneş kreminizi unutmayın diyorum :)

Fotoğrafların üstüne tıklayıp büyük hallerini görebilirsiniz.



Devamını oku »

29 Haziran 2015 Pazartesi

Amsterdam Yeme İçme Rehberi Vol.1

Haftasonu arkadaşlarla akşam yemeği için buluştuk ve öncesinde güzel havayı da güzel görünce bir kokteylcide bir şeyler içelim dedik. O sırada bizim çılgın arkadaşlardan biri iki kişiyle yanımıza döndü :) Amsterdam'a tatile gelmişler ve o gece hep beraber takıldık. Ben onlara mekan tavsiyelerinde bulunurken bir tanesi "Çok mu geziyorsun sen, ne kadar çok yer biliyorsun" dedi. Ben de bu cümlenin üstüne Amsterdam'da sevdiğim ve trendi olan mekanlardan 10 tanesini yazmaya karar verdim.
  • Omelegg: Adından da anlayacağınız gibi omletçi :) Her gün akşamüstü 4'e kadar açık. Dekorasyonu çok sıcak ve güzel. Porsiyonları büyük, ekmeğine bayılıyorum. Çeşit çeşit omletleri var. İsmine tıklayarak websitesini görebilirsiniz, site Hollandaca ancak İngilizce menüsüne bakabilirsiniz. Rezervasyon almıyorlar. De Pijp mahallesinde, 3 ve 12 nolu tramvay ile ulaşabilirsiniz. Wifi var.
  • Bagels and Beans: Bir çok şubesi bulunan, tazecik bagellara (bizim simitlerin ufağı gibi düşünebilirsiniz) çeşit çeşit sandviçler yapan, kocaman ve çeşit çeşit fincanlarında çok güzel kahveler sunan mekan. Kahvaltı ve öğle yemeği için ideal. Wifi var, rezervasyon almıyorlar.
  • De Laatste Kruimel: Burası merkezde ufacık bir mekan. Sandviçleri, tuzlu kişleri, ev yapımı kek, kurabiyeleri ve cheesecakeleri harika. Havuçlu keki baya meşhur ama bence herşeyi çok başarılı. Çoğu Amsterdam mekanı gibi içerde oturacak çok bir yer olmadığından hemen bir şeyler yiyip kalkmak için ideal. Her gün akşam 8'e kadar açık. Wifi yok, rezervasyon almıyorlar. Tramvayla Spui durağında (Dam'dan bir önceki durak) inip ulaşabilirsiniz. 
  • Van Stapele: Yine Spui durağındaki meşhur kurabiyeci. Sadece tek bir çeşit kurabiye üretiyorlar, çikolatalı kurabiyenin içine bir parça beyaz çikolata koyuyorlar ve cenneti damağınızda hissediyorsunuz. Tek kurabiye 1,95 eur. İçerde oturacak yer yok, kurabiyenizi ve isterseniz kahvenizi alıp yürüyerek yiyebilirsiniz. Her gün akşam 6'ya kadar açıklar. 
  • De Ysbreeker: İstanbul'daki Midpoint'e benzettiğim mekan. Yüksek tavanı ve ferah ortamı ile Amsterdam'da benzerine pek rastlanmayan geniş bir mekan. Hava güzelken nehrin kenarındaki masalarında oturup kahve veya şarabınızı içebilirsiniz. Ben yemek yemek için çok tercih etmesem de kahvaltıdan akşam yemeğine kadar her şeyi bulabileceğiniz sabah 8'den gece 1'e kadar açık olan mekan.
  • Winkel 43: Şehrin en meşhur mekanlarından biri, olmazsa olmazı. En meşhur appel pie (elmalı tart) burada! Ben appel pie hiç sevmem diyenlerdenseniz bile, ki ben öyleydim, buna aşık olacaksınız. Yanına kremşanti istemeyi unutmayın. Yine meşhur naneli çayından içebilirsiniz, kahveleri de çok güzel. Rezervasyon almıyorlar, wifi var. Jordaan mahallesinde, pazartesi ve cumartesi öğlene kadar kurulan antika pazarının önünde, denk getirebilirseniz bu pazara da bir göz atın derim. Her gün sabah 8'den gece 1'e kadar açıklar. Tam çalışma saatleri için websitesini kontrol edin. Ayrıca atıştırmalıkları da var ve bar olarak da hizmet veriyor.
  • Cafe Brecht: Heineken Experience'a yakın, Alman biralarının ağırlıkta olduğu, İtalyan kahvesi yapan, atıştırmalık olarak sandviç, kek, peynir tabağı tarzı yemekleri menüsünde bulunduran, Türk marketinden aldığı portakallar ile meyve suyu yapan çok şirin, romantik, sıcak cafe-bar tarzı mekan. Her gün öğlen 12'den gece 1'e kadar (haftasonu gece 3'e kadar) açık. Rezervasyon almıyorlar.
  • Bierfabriek: Amsterdam'a gelen hemen hemen herkesin akşam yemeği için uğrak mekanı. 24 saat bira ile marine edilip çevirme yapılan tavukları, kendi ürettikleri 3 çeşit biraları, duvarlarına astıkları çuvallarından avuç avuç alıp yiyebileceğiniz yerfıstıkları ile meşhur mekan. Yerfıstıklarının kabuklarını yere atmak adettendir. Spui durağında inerek ulaşabilirsiniz. Rezervasyon yaptırmayı ihmal etmeyin. 6 kişi ve daha büyük gruplar olarak sadece atıştırmalık yiyip bira içmek isterseniz, "Tap Table" denen bira muslukları olan masalardan rezervasyon yaptırıp biraları litre olarak ısmarlıyorsunuz. Rezervasyonlar hakkında daha detaylı bilgi için websitesini ismine tıklayarak ziyaret edebilirsiniz.
  • Bouwerij't IJ: Hollanda'ya gelip de yeldeğirmeni görmeden olur mu? Bu mekan yeldeğirmenin hemen yanında kendi biralarını üreten (hatta marketlerde de satılıyor) bahçesindeki masalarda, masalar doluysa yeldeğirmenine sırtınızı yaslayıp yerde, oturup süper biralarını içeceğiniz çok güzel bir yer. Her gün öğlen 2'den akşam 8'e kadar açık olan bu mekanda bira üretimi ile ilgili turlar da düzenliyorlar. Turlar ve adres için websitesini kontrol etmeyi unutmayın.
  • Bo Cinq: Pek turistik olmayan, her gün akşam 6'dan haftasonu gece 2'ye kadar açık olan kokteylleri ile meşhur bar. Restaurant kısmında Arap-Fransız yemekleri servis ediyorlar ve bu kısım için rezervasyon yapmanızı şiddetle öneririm. Bar tarafı ise her zaman çoook kalabalık ve içeceğinizi alıp ayakta müzik dinleyip, müziğin el verdiğince de sohbet edebileceğiniz, Amsterdam'ın expat barı olarak da bilinen mekanı. Hollanda'da genelde kıyafet dert olmasa da buraya sandalet, postal, yandan cepli pantalon, sırt çantası tarzında değil de biraz daha özenli giyinip gitmenizi tavsiye ederim. Prinsengrach üstünde bulunan mekan yoldan geçerken dikkatinizi çekmeyecektir bu nedenle adresine bakıp da gidin. 
İkinci yeme içme rehberimde sizin de favori mekanlarınıza yer verebilmem için yorumlarınızı bekliyorum :)
Devamını oku »

19 Mayıs 2015 Salı

Dünyanın En Seksi Yeri "Red Light District"

Amsterdam’da evimize taşınıp televizyon yayınımızın bağlandığı ilk akşam TV’de dizi izlerken birden hafif pornografik görüntüler çıktı ekranda. Başta kumandaya yanlışlıkla basıp yetişkin kanalı açtığımı düşünmüştüm ki bir baktık sadece eskort reklamıymış. Eşim ise bu sırada perdeleri açık evimizin önünden geçenlerin sapık olduğumuzu düşünmesinden panik olmuştu J Hollanda’da yaşıyorsanız televizyonda CSI tarzı bir dizinin ortasında eskort reklamı görmeniz oldukça normal, çünkü burada fahişelik yasal.

Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, yazmak istediğim "bazı bilgilere" eşim; "Abazaları mı toplayacaksın sitene" diyerek tepki gösterdi. Ama bence kadın-erkek çoğu insan merak ediyordur, o nedenle eşime de biraz hak verip detaya girmeden biraz sansürlü olarak "bazı bilgiler" de vermeye karar verdim. Bu rehberimi FAQ/SSS yani sık sorulan sorulan tarzında soru cevap olarak yazmaya karar verdim. O zaman başlayalım. İşte size meşhur “Red Light District” rehberi ve daha fazlası...

1.      Hollanda’da Fahişelik yasal mı?
Bütün Hollanda’da fahişelik yasal. Buna genelevler, eskort hizmetleri, özel kulüpler ve red Light District’teki gibi camda fahişelik yapmak dahil. Ancak sokakta fahişelik yapmak yasal değil. Bu nedenle sokakta gezen arabanıza yanaşan fahişe görmeniz pek olası değil.

2.      Neden yasal?
Hollanda dünyanın en güvenli ülkelerinden, ayrıca insan haklarına da en çok önem verilen ülkelerinden biri. Seks sektöründeki suç oranını düşürmek ve cinsel istismarcılığı durdurmak için devlet fahişeliği yasallaştırıyor ve bunun sorumluluğunu alıyor. Fahişelik dünyanın en eski mesleği ve dünyanın her ülkesinde var. Bu mesleği yasallaştırmayan ülkelerin hükümetleri bence ödlekten başka bir şey değil! Çünkü yasallaştırıp bu olayın sorumluluğunu almayı reddediyorlar ve her türlü cinsel istismara kucak açıyorlar. Amsterdam'daki “Oude Kerk” yani “Old Church” önünde “Belle” isimli cam kapıda duran fahişeyi temsil eden bronz bir heykel bulunuyor ve açıklamasında “Respect sex workers all over the world” yazıyor.

3.      Fahişelik için yaş sınırı nedir?
21.

4.      Fahişelerin çalışma koşulları nasıl?
Fahişeler Hollanda’da sosyal güvenceleri olan, sağlık kontrolleri yapılan, vergi ödeyen kayıtlı çalışanlar. Tamamen devlet kontrolü altındalar, kendilerini pazarlayan birileri yok. Sadece genelevlerin, seks kulüplerinin sahipleri var ve devlet tarafından gerekli koşulları sağlamaları için düzenli olarak denetleniyorlar. Fahişelerin çift vardiya çalışmaları yasak. Tamamen kendi iradeleriyle, Hollanda’da çalışma izinleri olan ve sağlık kontrolünden geçenler fahişe olarak çalışabiliyorlar. Fahişelere düzenli sağlık kontrolleri, dil kursları (Hollandaca, İngilizce) ve self-defense kursları ücretsiz olarak sağlanıyor.

5.      Red Light District nedir?
Red Light District, Kırmızı Fener Bölgesi demek ve Amsterdam’da “Window Prostitution” denilen cam kapılar arkasında çalışan fahişelerin en yoğun bulunduğu bölge. Cam kapıların ardındaki fahişelerin dışında Red Light’ta canlı porno showların sergilendiği seks kulüpleri (en ünlüsü Casa Rosso), striptiz kulüpleri, coffeeshoplar, sexshoplar ve fahişelik müzesi (Red Light Secrets: Museum of Prostitution) bulunuyor. Bölgenin en canlı kısmı Casa Rossa’nın da bulunduğu “Oudezijds Achterburgwal” sokağı ve çevresi. 

6.      Neden bölgeye “Red Light” deniliyor?
Aslında mahallenin adı De Wallen ve burası Amsterdam’ın en eski mahallesi. “Red Light District” adı ilk kez Amerika’da 1894’te kaydedilmiş. Red Light isminin nereden dair bir kaç hikaye var. En yaygınları şunlar: Eskiden fahişelerin müsait olduklarında kırmızı ışık yada mum yaktıkları için Red Light denildiği, diğeri ise genelevleri ziyaret eden tren görevlilerinin herhangi bir acil durumda nerede olduklarının belirlenmesi için taşıdıkları kırmızı fenerleri genelev ziyaretlerinde camın önüne koymalarından kaynaklandığı şeklinde. Bugün halen camlarda kırmızı floresanlar yanmakta.

7.      Neden bazı camlarda mavi ışık var?
Bazı transseksüel fahişeler mavi ışık kullanmayı tercih ediyorlar ve Red Light bölgede bir sokakta sadece transseksüel fahişeler bulunuyor. Mor ışıkların ise kırmızı ışıklardan bir farkı yok.

8.      “Black Corner” nedir?
Red Light District’te çoğunun Güney Amerikalı siyahi fahişelerin oluşturduğu bölgeye “Black Corner” deniyor.

9.      Peki “threesome”?
2 tane kızın bulunduğu camları da görebilirsiniz. Yani burda threesome/üçlü grup seks de var. Hatta heteroseksüel bir çiftin, camdaki bir kadınla pazarlık yaptığını gördüm. Herhalde çift olarak da gidip threesome yapılabiliyor.

10.  Camlarda çalışan heteroseksüel erkek fahişe var mı?
Camlarda gün itibariyle erkek fahişe çalışmıyor ancak seks kulüplerinde, online ve eskort servislerde çalışan erkek fahişeler var.

11.  Red Light ne zamanlar açık?
Sabah 6.00-8.00 arasındaki 2 saat dışında, her gün açık.

12.  Fotoğraf çekebilir miyim?
Red Light bölgesinde camlarda çalışan fahişelerin kimliğini belli edecek şekilde fotoğraf çekmek yasak. Kabinlerde düğmeler var ve çektiğinizi gördüklerinde anında polis çağırıyorlar. Diyelim bir şekilde çektiniz ve eve döndünüz, bu fotoğrafları yayımlamanız yasak. Ama sokağın fotoğrafını çekmenizde bir sakınca yok. Fahişeler kimliklerinin ifşa olmasını istemiyorlar. Ben de bu nedenle bu yazımda sadece internetten bulduğum fotoğrafları kullanmayı tercih ettim.

13.  Bazı camların perdeleri kapalı, bu ne demek?
Eğer perdeler kapalı ise o kabinin o sırada meşgul
olduğunu anlayabilirsiniz.

14.  Project 1012 nedir?
Posta kodu 1012 olan Red Light bölgesinde yoğunlaşan seks sektörü nedeniyle, turistlerin de sıkça uğrak yeri olan bu bölgenin iyileştirme projesidir. Bölgenin güvenliğinin arttırılması için cam genelevlerin sayısını yarıya düşürmek, genelev ve seks kulüplerin çalışma şartlarını iyileştirmek, fahişelerinin eğitimini sağlamak ve moda tasarımı gibi yüksek kaliteli/lüks iş yerleri açmayı hedefleyen projedir. 

15.  Ve son olarak, fiyat nedir?
15 dakikalık “Straight s*ck and f*ck” (evet, kullanılan tabir bu, ben uydurmadım) 50 eur. Diğer her şey ekstra, hatta üstlerini çıkarmalarının bile ekstra olduğunu duydum, doğru mu bilmiyorum. Araştırmalara göre bir ziyaretin 10 dakikadan fazla sürdüğü çok nadirmiş, ortalaması da 6 dakikaymış. Daha güzel kızlar daha pahalı veya çirkin diye daha ucuz değil. Pazarlık olaylarının transseksüel, siyahi ve uzakdoğulu fahişelerde daha yaygın olduğunu duydum. Maalesef bu konuda da bir ırkçılık var. Şunu unutmayın bu kadınları pazarlayan kimse yok, kendi iradeleri ile bu işi yapıyorlar ve kendilerinin patronları. Bu nedenle sizi beğenmeyebilirler, istemeyebilirler, indirim yapabilirler, yapmayabilirler, aklınızdaki şeyi kabul de edebilirler, etmeye de bilirler. Bunları yazarken bile çok mutlu oluyorum çünkü seks sektöründe çalışan kadınların bu kadar söz sahibi olduğu bir ülke burası.

Yine de Red Light District'i ziyaret etmeden önce bir iki dakikanızı ayırıp bir video izlemenizi rica ediyorum. Videoya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Benim bilgilerim bu kadar. Eklemek istedikleriniz olursa yorumlarınızı bekliyorum. Unutmadan, yorumlarda uygun bir dil kullanmak zorunludur.



Devamını oku »

1 Mayıs 2015 Cuma

Long Live to King!

Selam herkese,

Pazartesi günü (27 Nisan) tatildi çünkü kralın doğumgünüydü. "Kral'ın Günü", "King's Day" yada Hollandacası "Köningsdag" olarak geçiyor.

Sanmayın ki bizdeki gibi askeri yada resmi bir tören oluyor. Bütün ülkede kutlamalar oluyor. Bir gece önceden her meydanda sahneler kuruluyor ve konserler başlıyor, insanlar içmeye başlıyor, ertesi Köningsdag olduğunda ise herkes turuncu bişiler giyiyor, sokaklara çıkıp eğleniyorlar. İsteyenler arkadaşlarını toplayıp tekne kiralıyorlarlar ve gün boyunca tekne partisi yapıyorlar. Bütün şehirde ama özellikle parkların olduğu yerlerde, isteyen herkes tezgah kuruyor ve ikinci el eşyalarını satıyorlar. Bir gün önceden tezgah yada sahne kuracaklar sokaklarda tebeşirle yada hani filmlerde insanları kaçırırken ağızlarını kapatmak için kullanılan metalik büyük bantlar var ya işte onlarla yerlere işaret koyuyorlar.

Bu sene hava şansımıza güneşliydi. Ancak kraliyet ailesi işini şansa bırakmıyor eğer hava yağışlıysa insanlar eğlenebilsin diye havaya bir şeyler atıyorlarmış ve o gün yağmur yağmıyormuş. Tam olarak nasıl oluyor, ne yapılıyor bilmiyorum ama geçen sene bunu uygulamışlar. 

Prinsengracht
Festivalleri ve bu tarz kutlamaları sürekli engellemeye çalışan bir ülkeden gelen biri için oldukça farklı bir deneyim. Çok eğlenceli ve güzeldi. Kutlamaların en yoğun olduğu bölgeleri sıralıyım:
  • Jordaan: Prinsengracht çevresi en kalabalık yeriydi 
  • Dam Square: Ufak bir lunapark kurulmuştu
  • Rembrantplein: Güzel sahneler vardı
  • Leidseplein
  • Museumplein: Çimlerin üstünde takılmak için
  • Vondelpark: Özellikle çocuklu aileler için

King's Day'de ve bir gece öncesinde Amsterdam'ın merkezine doğru bisiklete binmek bile kalabalık nedeni ile zorlaşıyor. Bu nedenle en iyi ulaşım şekli yürüyerek oluyor, hem böylece yukarıda saydığım meydanların hepsinden geçip gezebilirsiniz. Tramvaylar da merkeze girmiyorlar, güzergahlarında değişiklik yapılıyor. Duraklara gerekli uyarıları günler öncesinden asıyorlar.

King's Day'e 1 hafta kala her dükkanda turuncu birşeyler satılmaya başlıyor. Eczaneler bile camlarını turuncu bir şeylerle süslüyorlar. Çünkü hemen hemen herkes o gün turuncu bir şeyler giyiyor. Pastane ve marketlerde turuncu pastalar, donutlar, cupcakeler satılmaya başlıyor. Turuncu peruklar, tırnaklar, takma kirpikler, kravatlar... aklınıza ne gelirse. Benim kabanım turuncu olduğu için daha fazla abartmak istemedim ve turuncu ojelerimi de sürüp kutlamalara o şekilde katıldım.

Kanallarda küçüklü büyüklü tekneler turuncu giyinmiş, müzik çalıp, içkilerini içen ve danseden gruplarla dolu oluyor. Peki insanlar bu kadar içki içince tuvaletleri gelmiyor mu? Geliyor ve tuvalet King's Day'de en büyük problemlerden biri ama çaresizlik ve yaratıcılık çok değişik manzaralar çıkmasını sağlıyor. Amsterdam'a gelenler varsa görmüşlerdir, burada erkekler için sokağa kurulmuş seyyar pisuvarlar var. Şehrin çoğu meydanına ek pisuvarlar kuruluyor. En kalabalık bölge olan Jordaan Prinsengracht çevresinde insanlar evlerindeki tuvaletleri 1-2 eur karşılığında kullanıma açıyorlar, özellikle kadınlar bu evlerin önünde uzun kuyruklar oluşturuyorlar. Bunların dışında kadınlar eğilip, erkekleri de fermuarlarını açıp kaldırım kenarlarına, ağaç diplerine, kanallara yada evlerin önüne tuvaletlerini yapıyorlar. Büyük teknelerde, tekne hareket ederken kanala da tuvaletini yapan erkekleri gördüm. Yine buraya gelenler varsa görmüşlerdir, burada posta kutusu yerine genelde evlerin kapılarında posta atmak için kapaklı aralıklar vardır. İşte duyduğum en iğrenç ve benim başıma gelmediği için komik hikaye, bu posta aralıklarından evlerin içine çişlerini yapanlar olduğuydu. 


Evinin tuvaletini kadınlara açmış biri
Tuvaletini yapmaya hazırlanan biri

Benim King's Day ile ilgili notlarım bu kadar. Kısacası bir gece önceden sahneleri dinlemeye gidin özellikle Rembrantplein'i tavsiye ederim, bir kaç bira için. Gece Dam Square'deki oyuncaklara binebilirsiniz. Ertesi gün de erken çıkarsanız Vondelpark'ta yada Museumplein'de biraz gezin oturup birşeyler yiyin sonra Leidseplein ve Jordaan'a doğru yürüyün. Eğer tekne kiralayacaksınız kalabalık ve büyük teknelerin daha eğlenceli olduğunu unutmayın ve ses sistemi kesinlikle iyi olsun. Doğru düzgün müzik sesi çıkmayan 20-30 kişiyle gezen tekneler baya ezik görünüyorlardı. 

Son olarak da "Doğumgünün kutlu olsun, Willem!"

Devamını oku »

24 Nisan 2015 Cuma

Hollanda'da Neyi Nereden Alırım?

Selamlar,

Amsterdam'a geldiğimiz ilk ay eşimin şirketi bize residence/otel gibi bir şey ayarlamıştı, içinde ufak bir mutfağı, oturma alanı falan vardı. Aylardan Şubat, hava soğuk, ayağımızda botlar. Odaya geldik bir baktık ki bavullara terliklerimizi koymamışız, hepsi paketlenmiş şekilde diğer eşyalarımızla birlikte tırdaydı ve biz kendi evimize çıkana kadar gelmeyecekti. Ağır botlarla mı dolaşacaktık odada? Hemen markete gittik. Bırakın pofidik ev terliklerini, parmak arası terlik bile bulamadık. Ben bir kaç gün sonra istanbul'a döndüm, iki hafta kadar İstanbul'da kalacaktım ve eşim bu süre boyunca terlik bulamadı ve ben İstanbul'dan alıp getirdim :) Nereye veya neye bakacağınızı bilmediğiniz zaman en basit şeyi bulmak işkenceye dönüşebiliyor hele ki hava dondurucuysa ve haftaiçi bütün her yer siz işten çıktığınızda çoktan kapanmışsa. İşte bu yüzden az çok neyi nerede bulabileceğinize yardımı dokunacağınızı düşündüğüm genel bir rehber hazırlamaya karar verdim. 
Öncelikle Hollanda'da alışveriş merkezi yaygın değil. Bizim gibi gidip şehrin merkezine saçma sapan bir bina dikip şehrin görüntüsünü mahvetmiyorlar. O nedenle bir alışveriş merkezine gider herşeyi alırım diyemiyorsunuz.

  • Nuri Genco ve Genco: Türk marketi. Çay, ayran, peynir, et, baklagil, kuruyemiş, zeytin... her şey var :)
  • Albert Heijn: Bizim Migros'umuz gibi düşünebilirsiniz. En bilinen, en yaygın market. Fiyatları diğer marketlere kıyasla bazı ürünlerde biraz pahalı ama ürünleri kaliteli ve çok çeşitli. Aşağıda "AH" olarak kısaltacağım.
  • Jumbo: Aynı AH gibi ama onun kadar yaygın değil. Jumbo'nun da ürünleri kaliteli ve fiyatları AH civarı.
  • Dirk: Albert Heijn kadar olmasa da bu da yaygın bir market. Ürünlerin markaları AH'dan farklı olabiliyor.
  • Lidl ve Aldi: Marketlerinin görüntüsü bizim Bim'ler gibi. Ucuz, ürünleri diğer marketler kadar kaliteli olmayabiliyor. Deneyip bakmak lazım. Çok yaygın değiller.
  • Marqt: Organik ve doğal ürünler marketi. Fiyatları yüksek ve ürünleri kaliteli. Hollanda'da organik ürünler "Biologisch" diye geçiyor. 
  • De Tuinen: Bu dükkanlarda bizim aktarlara benziyor. daha çok bitki çayları, sağlık ürünleri, baharatlar, doğal ürünler satılıyor. 
  • Gall Gall: İçki/likör dükkanı. Hemen hemen her AH'nın yanında veya çevresinde dükkanları var. Çok yaygınlar. Rakı bile satılıyor ve Türkiye'den ucuz :)
  • Etos: Türkiye'de yeni yeni yaygınlaşan Gratis/Watson gibi dükkanlara benziyor. Farklı olarak Hollanda'da reçetesiz satılan ilaçları buralardan temin ediyorsunuz. 
  • Blokker: Burası temizlik malzemeleri, züccaciye ve elektrikli ev aletleri satıyor. 
  • Kruidvat: Deterjanlar, kişisel bakım ürünleri tarzı şeyleri marketlere kıyasla biraz daha uyguna bulabilirsiniz.
  • Hema: Bu dükkanlarda kıyafet, çanta, perde, havlu, nevresim, fotoğraf albümü, makyaj ürünleri, sevimli mutfak eşyaları, aklınıza gelmeyecek ıncık cıncık şeyleri bulabilirsiniz. Çok çeşitli ürünler beklemeyin sadece basic çeşitler var ama sevimli ve gerekli şeyler bulabilirsiniz.
  • Action: Büyük bir 1 milyoncu gibi düşünebilirsiniz. Bisiklet malzemelerinden, iç çamaşıra; kırtasiye ürünlerinden bitki tohumuna çok çeşitli ürünler bulabilirsiniz.
  • Gamma ve Praxis: Türkiye'deki Koçtaş mağazaları gibi.
  • Decathlon: Her türlü spor ürünleri bulabileceğiniz mağazalar. Binicilik, okçuluk gibi sporlar da dahil.
  • Van Haren: Bunu sona bırakmak istedim :) terlik aldığımız yer. Çok kaliteli ve çeşitli bir yer düşünmeyin. Terlik ve ayakkabı bulabilirsiniz. 
Bu liste daha uzar gider. Sizin de eklemek istedikleriniz olursa lütfen yorumlarda belirtin. Şunu da söyleyim marketlerde torbalar ücretli (20 cent civarı) ve genelde insanlar alışveriş çantası gibi torbalardan alıp eskiyene kadar onları kullanıyorlar. Marketlerin ve dükkanların çalışma saatlerini ve bulundukları yerleri websitelerinden bulabilirsiniz. 

Eğer aklınıza gelip benim listeye koymadığım mağazalar varsa yorum yaparak beni bilgilendirirseniz sevinirim.

İyi alışverişler dilerim,
Beliz
Devamını oku »

21 Nisan 2015 Salı

Hollanda'da Lale Zamanı

Amsterdam'ın nisanını çok seviyorum :)

Bu ayı daha da güzelleştiren bir şey de lale bahçelerindeki çiçeklerin açması. Siz benim lale dediğime bakmayın, sümbül, gül, nergis, kasımpatı gibi daha bir çok çiçek çeşidi mevcut. Bu bahçelerin en meşhuru Keukenhof. 


Her sene mart ortasından mayıs ortasına kadar lale bahçeleri ziyarete açılıyor. Mart'ta ve nisan başında çiçekler tam açmadığı için ziyaret için çok da doğru bir zaman olmayabilir. Nisan ortasından sonra ziyaret etmek daha keyifli. Mayısın ortasına da kalmamak gerek, bu tarihte de çiçekler artık ölmeye başlıyorlar ve pek hoş bir manzara olmuyor.

Keukenhof biraz şehrin dışında. Biz Türk usulu uzun bir haftasonu kahvaltısı yapınca evden öğlen gibi çıktık ve otobüs için 1.5 saat sıra bekledik. Siz bence sabah saatlerinde yola koyulun veya haftaiçi gidin. Biletleri Keukenhof'un websitesinden alırsanız bir de bilet sırası beklemezsiniz. Combi bilet alırsanız otobüs ücreti de içinde oluyor ve daha uyguna geliyor.

Keukenhof'a gidiş yarım saat sürüyor ve yol üstündeki lale tarlalarının (bahçe demek için fazla büyükler) ve evlerin görüntüsü muhteşem. 


Açıkcası ben Keukenhof'a giderken içerisinin çiçek tarlaları ile dolu olduğunu düşünmüştüm ancak girince gördük ki burası bahçe gibi düzenlenmiş, içersinde çocuklar için oyun alanları, çeşitli sergiler ve aktiviteler var. Aşağıda parkın haritasını koydum, burada sağ alt tarafta ve sağ kenarda (yazıların altında kalmış) rengarenk çizgilerle gösterilmiş kısımlar çiçek tarlaları ve bahçeyle arasında kanal var. Bu nedenle oralara bahçenin içinden geçilmiyor. Tarlaların fotoğrafını çekmek ve yakından görmek için 8 eur karşılığında 45 dakikalık bot turları var, Keukenhof'un içindeki yel değirmeninin oradan biletleri satıyorlardı. Diğer bir seçenek ise bahçeye hiç girmeyip, Keukenhof'un girişinden bisiklet kiralayıp (günlük 10 eur) tarlaları bisiklet ile ziyaret edebilirsiniz. Ben seneye gidersem kesinlikle böyle yapacağım ve hatta eşimi kandırabilirsem 2 kişilik bisikletlerden kiralamak gibi bir hayalim var :)


Keukenhof'ta bir kaç sergi alanı var. Bu sergilerden birinden lalelerin tohumdan ekilebilecek soğan olana kadarki sürecinin 25 yıl olduğunu göstermişler, bu beni baya bir şaşırttı. Ayrıca sergilerin birinde lalelerin Hollanda'ya Osmanlı İmparatorluğu tarafından getirildiğini belirtmişler ve 2. Süleyman'ın bir tablosunu asmışlar. O zamanlar lale soğanları çok değerliymiş, tek bir lale soğanının ev değerinde olduğu söylenmekte. Gelin görün ki adamlar çalışmışlar ve bizden aldıkları laleleri bugün Hollanda'yı temsil eden en önemli şeylerden biri haline getirmeyi başarmışlar. 


Keukenhof'a giderken yanınızda içeceğinizi ve sandviçlerinizi götürebilirsiniz veya oradaki standlardan hot dog, patates kızartması, minik pancake gibi şeyler de alabilirsiniz. İçeride self servis restaurantlar da mevcut. Biz yiyecek ve içeceğimizi yanımızda götürdük ve mis gibi çiçek kokuları içinde çimlere yayılıp ufak bir piknik yaptık. Bence en keyiflisi böylesi :)


Keukenhof için her türlü bilgiye www.keukenhof.nl'den ulaşabilirsiniz. Şimdiden iyi eğlenceler... 



Devamını oku »