26 Aralık 2016 Pazartesi

2016 Yılında Nerelerdeydim?

Bugün Noel'in ikinci günü. Hava karanlıkken ve yıl da biterken 2016 yılında nerelere gitmişim bir liste çıkartıyım dedim. Bu sene çalışmaya başlamamla beraber blogta çok aktif olamasam da gezmekten çok geri kaldığım söylenemez. Rehberi olanlar için ismine tıklayabilirsiniz.
Tromso'da...
  • Ocak: Tromso, Norveç. Kuzey Kutup Dairesi içinde doğanın harikası Kuzey Işıkları'nı görmeye gittik.
  • Şubat: Kuzey Kutbu'ndan dönüp bronşit olunca şubat ayında evden dışarı çıktığım söylenemez.
  • Mart: Mart sonundaki Paskalya tatilini fırsat bilip Hamburg ve Bremen'e gittik.
  • Nisan: Hollanda'da lale mevsimi olduğu için bisikletle Lisse tarafındaki lale tarlalarını ziyarete gittik. Geçen sene ise yine aynı yerdeki Keukenhof lale bahçesini ziyaret etmiştik.
  • Mayıs: Heidelberg, Würzburg, Bad Mergentheim, Rothenburg ob der Tauber, Dinkelsbühl, Augsburg, Münih, Füssen ve aralardaki ufak köylerden oluşan bir Güney Almanya turu yaptık. Bu yola Romantik Yol yada Romantik Tur deniliyor.
  • Haziran: Katanya, Taormina, Syracuse ve Palermo'dan oluşan bir Sicilya turu yaptık.
  • Temmuz: Nice, Cannes, Monaco ve çevresindeki Antibes, Eze, Mougins, St Paul de Vence gibi küçük kasabaları kapsayan bir Güney Fransa turu yaptık. 
  • Ağustos: Bisikletle Zaanse Schans gittik. 
  • Eylül: Rodos ve Göcek'te kısa bir yaz tatili yaptık. 
  • Ekim: Hamburg'ta bir haftasonu...
  • Kasım: Evde oturma zamanı...
  • Aralık: Brugge'e Noel pazarlarını görmeye gittik.
Bakalım 2017 bizi nerelere götürecek...
Devamını oku »

11 Aralık 2016 Pazar

Hollanda'da İş Bulma Hakkında

Uzun zamandır sessiz sakin takılan bloguma ciddi bir yazı ile hareket katmaya karar verdim. Blogum hareketsizdi ama Türkiye'de durum tam tersiydi. Bu sebepten olsa gerek, bir hafta geçmiyor ki birisi bize Hollanda'da iş sormasın. Ben de bu yazıyı yazıp işlere biraz açıklık getirmek istedim.

Sevgili okuyucum, muhtemelen Türkiye'deki iyi bir üniversiteden mezunsun, iyi bir şirkette güzel bir işin var. Büyük ihtimalle iyi kötü bir evin, araban bile var. Yani Türkiye'deki işsizlik tavan yapmışken haline şükretmen gereken bir noktadasın. Bunların yanında helikopterin falan yoksa, İstanbul'un trafiğini çekiyorsun; korumayla gezmiyorsan terörden korkuyorsun; döviz cinsinden para kazanmıyorsan her geçen gün paran değer kaybediyor. Ayrıca çocuğunun geleceği için endişeleniyorsan, her ay dünya para ödediğin spor salonuna mesai saatlerin yüzünden gidemiyorsan, müdürün mobbing yapıyorsa, maaşın kredi kartı borcun, ev kredisi, araba kredisi, onun bunun kredisi derken ayın ilk günü bitiyorsa sanma ki yalnızsın. 

Sana nasıl iş bulunur söyleyeceğim ama önce nasıl bulunmaz onu bir açıklayayım da ordan devam edelim. Öyle her TV'de can sıkıcı haber izlediğinde yukarda bahsettiğim kaygıların katlanılmaz noktaya ulaştığın bir anda telefonunu eline alıp yurtdışına kapağı atmış arkadaşlarına mesaj atmakla iş falan bulamazsın. Kendi memleketinde, dilini konuştuğun, kültürünü bildiğin, çalışma izninin olduğu, mezun olduğun üniversitenin adı bilinen bir yerde arkadaşına mesaj atarak iş bulamayacağına göre bir aklını başına al ve düşün bakalım; sen bana mesaj attığında benim sana iş bulma ihtimalim nedir. 


Bir kere Linkedin'de düzgün bir profil oluştur. Çektiğin selfie fotoğrafını koyma, bir zahmet biraz özen. Düzgün makinesi olan fotoğrafçılıktan biraz anlayan bir arkadaşından rica et veya 99'uncu ayakkabını alacağına o parayla gidip düzgün bir CV fotoğrafı çektir. Sonra oturup CV ve önyazını (cover letter) oluştur. Linkedin'deki kendi alanının iş ilanlarından anahtar kelimeleri ve jargonu öğren, o kelimeleri kullanmaya çalış. Kendine güvenin olsun, senin kendine güvenin yoksa karşındaki adam neden sana güvenip seni işe alsın? Her gün Linkedin'deki ilanlara bak. Bütün büyük şirketler buraya ilanlarını koyuyorlar. Mesela sana uygun bir ilan gördün ve şans bu, olur ya o şirkette çalışan da bir arkadaşın yada Linkedin bağlantın varmış. O arkadaşına veya bağlantına o noktada bir mesaj at çünkü bir çok büyük şirketin referans programları var. Belki o kişi sana referans olur ve sana yolladığı link üstünden işe başvurursan mülakata çağırılma şansın artar. Referanslı veya referanssız diyelim işe başvurdun. Başvurduktan sonra ilanda eğer işe alımla ilgilenen kişinin iletişim bilgileri varsa o kişiye mail at, imkanın varsa ara. İşle ilgilendiğini ve başvurduğunu söyle, süreçle ilgili sorular sor. Headhunterlar burada çok ciddi çalışıyor ve bence ilk mülakatları headhunterla yapmak daha yumuşak bir geçiş olabilir. Bunlardan başka Türk bankalarının Hollanda'daki merkezlerinde çalışan çok sayıda Türk expat var. Çok sık pozisyon açılmasa da bu şirketleri yakından takip etmekte fayda var çünkü Türk işe almayı tercih ediyorlar ve sizin CV'nize baktıklarında mezun olduğunuz üniversite ve önceden çalıştığınız yerler kendilerine bir şeyler ifade ediyor.


Dil konusunda gelince; Hollanda, 2016 yılında İngilizce yeterlilik (English proficiency) konusunda dünyanın en iyi ülkesi seçildi (anadili İngilizce olan ülkeler dışında), Türkiye ise bu konuda en düşük ülkelerden biri oldu. O yüzden karşındaki adamın İngilizce'sinin senden iyi olma ihtimali yüksek. Eğer İngilizce'yi en son üniversitede kullanmışsan ve kendini bu konuda güvenli hissetmiyorsan kendine acilen bir kurs bul. 

En önemli konulardan birisi de maaş beklentisi. Bir çok kişide Avrupa'da maaşların çok yüksek olduğu gibi bir algı var çünkü Avrupalı'nın parası var. İşin ilginci kimse burada paranın ne kadar değerli olduğunu, kimsenin kimseye hava atmak için son model telefon, araba gibi lükslerin peşinde koşmadığını farketmiyor. Bizim de Oki'nin mülakat sürecine başladığında maaş beklentimiz çok farklıydı. İyi ki ben çok fazla Alman expatın olduğu bir şirkette çalışıyordum ki onlara maaş ve yaşam koşullarını danışma şansım oldu ve ayaklarımız daha yere basarak maaş beklentimizi söyledik. Hani öyle Türkiye'de kazandığım TL'nin eurosunu kazanacağım gibi bir düşünceniz varsa sadece size "Ah keşke..." diyebilirim.


Hollanda'da vergiler çok yüksek ancak expatlar için "30% tax ruling" denilen bir sistem var. Kısaca anlatmak gerekirse siz 100 eur maaş alıyorsanız bunun 30 eurosunu hiç vergi ödemeden, 70 eurosunu ise denk gelen vergi diliminin üstünden vergi ödeyerek alıyorsunuz. Expat olabilmeniz için de belli bir maaş sınırı var. Detayları buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Eğer maaşınız 30% ruling için yeterliyse anlayın ki Hollanda için ortalamanın üstünde, rahat yaşayabileceğiniz bir maaş teklif edilmiştir. 

Kendi hikayeme gelince... Ben Hollanda'da oturuyor olmama, çalışma iznim olmasına rağmen 5-6 ay yağmurda karda haftada ortalama iki mülakata gittim. Ne istediğimi biliyordum ama iş bana göre olmasa da "mülakat tecrübedir" dedim, gittim. Şimdi dünyanın en iyi şirketlerinden birinin Hollanda'daki merkezinde çalışıyorum. 

Son olarak halinden şikayet ediyorsan, bu durumu değiştirmek için aksiyon almak zorundasın, kimse senin yerine bunu yapamaz. Çalışmadan, uğraşmadan hiç bir şey olmuyor. Sabırlı ol, ümitsizliğe kapılmamaya çalış ve pes etme. Kendi tecrübelerime dayanarak size en azından Hollanda'da işler nasıl yürüyor biraz anlatmaya çalıştım. Bu işin uzmanı değilim. Bu yazıyı okuyup, farklı tecrübesi olanlar veya benim bilmediğim şeyleri paylaşmak isteyen olursa lütfen yorum yapmadan geçmesinler. Belli mi olur, belki birilerinin "Amsterdam'da Ev Kiralama" yazımı okumalarına kadar uzanan sürecine yardımınız olur.

Devamını oku »

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Amsterdam'ın Yazlık Mekanları

Amsterdam'da havaların 25-30 derece arası seyrettiği bu günlerde, nadir bulunan bu havanın tadını çıkarmak isteyenler sokaklara akmış durumda. Güneş pırıl pırılsa, hava  da akşam 10'da kararmaya başlamışsa, o zaman Amsterdam'ın en hippi, plaj konseptli açık hava mekanlarının zamanı gelmiş demektir. O zaman bikinileri giyin ve yazın tadını çıkarın.

İsimlerine tıklayarak mekanların websitelerine ulaşabilirsiniz. 
  • Hannekes Boom: Amsterdam Centraal Station'a yakınlığı nedeniyle midir bilmem ama kalabalıklığı ile listemin birinci sırasına oturan mekan. Ortam harika, bira soğuk, hava sıcak. O zaman hayat güzel!
  • Pllek: Geniş koltukları ile iç mekanı da gayet ferah ve güzel olan, hava ısınınca ise dışarısının da harika olduğu Amsterdam Noord'ta bulunan mekan. Gitmeyi planladığınız haftasonu eğer IJ Hallen pazarının kurulduğu haftasonu ise yer bulmanız biraz zor olabilir. Yemeklerinin de içeceklerinin de tadı harika olan mekan.
  • Roest: Pllek'te olduğu gibi iç mekanının da dış mekanının olduğu kadar güzel olduğu hippi mekan. Neredeyse haftanın her günü bir konser veya partinin düzenlendiği mekanın programına websitesinden ulaşabilirsiniz.
  • De Ceuvel: Çevreye duyarlılığı, organik yemekleri ile listemdeki en hippi mekan burası. Hamaklarında yatıp, organik yemekleri ile stresten uzak bir gün için bire bir. 
  • Strandzuid: Yazın en sık gittiğim mekan olabilir. Beatrix Park ile göl manzarasını bir arada sunduğundan benim yaz ayları için favori mekanım. Yemekleri ve onlarca çeşit birası ile menüsü ile de kalbimi kazanmıştır.


Devamını oku »

Amsterdam Yeme İçme Rehberi Vol.2

Uzun zaman süren sessizliğimi bugün girdiğim Hollandaca konuşma sınavımla bozmuşken, sınavdan geçmenin verdiği gurur ile bir yazı patlatayım dedim. Hazır yaz da gelirken yine Amsterdam'ın kafe ve restoranlarından bir kaç öneride daha bulunayım. Eğer bu yazımın ilk bölümüne göz atmak isterseniz buraya, Amsterdam'ın en iyi coffeeshoplarını arıyorsanız da buraya tıklayıp o yazıları da okuyabilirsiniz. 
Back to Black
  • Back to Black: Benim Amsterdam'daki favori kafem. Duvarlarının rengi, kahvesinin lezzeti, cam kenarındaki masaları, kedisi... Her şeyiyle favori mekanım. Ücretsiz wifi da var. Her hafta mutlaka uğrayıp kendi kendime 2 fincan kahve içip saatlerce kitap okuduğum mekandır. İçerde elinde Türkçe bir kitapla, siyah gözlüklü birini görürseniz gelin bir merhaba deyin :)
  • Greenwoods: İki şubesi olan ve ikisinin de gayet başarılı olduğu, kahvaltı için Amsterdam'ın önde gelen mekanlarından. Özellikle Keizersgracht'taki şubesinin terası direk kanalın dibindedir, yer bulursanız "Değmeyin keyfime" moduna geçersiniz.
  • Cafe de Jaren: Terası ile pek bir meşhurdur. Yemekleri, ortamı ve Amsterdam'da eşine az rastlanan uzun çalışma saatlerine sahip kafe/restoranlardan biri olması nedeniyle de eğer yolunuz düşerse uğranabilinecek mekanlardan biridir. 
  • Blue Amsterdam: Hollanda bilindiği üzere dümdüz bir ülke ve Amsterdam kazıkların üstüne kurulduğu için "Şu tepeye yada kuleye çıkıp bir manzara izleyim" diyebileceğiniz pek bir yer yok. Blue Amsterdam, Amsterdam'ın alışveriş caddesi olan Kalverstraat'taki Kalvertoren'ın en üst katında 360 derece manzaraya sahip bir kafe. Çok turistik olduğunu ve yiyecek-içeceklerinin çok da iyi olmadığını ama manzarası için bir ziyareti hakettiğini düşündüğüm mekan.
    Trust
  • Trust: Meşhur Albert Cuypmarkt'ın kurulduğu sokakta bulunan değişik konsepti nedeniyle listeme aldığım mekan. Öncelikle şunu söylemeliyim, bu mekana gidecekseniz açken gitmeyin çünkü siparişinizin gelme süresi ortalama 1 saat, içeceğiniz gelme süresi ortalama yarım saat. Çalışanlarını (belki de gönüllülerini demem daha doğru olabilir), sizin siparişinizi hazırlamak yerine meditasyon yada sarılma terapisi yaparken görmeniz, bu mekan için normal bir durum. Bu mekanda menüde fiyat yazmıyor, siz kalkmadan önce ne kadar ödemek isterseniz o kadar ödeyip mekandan ayrılıyorsunuz. Yiyip içip hiç bir şey ödemeden de kalksanız kimse size bir şey demiyor. Hatta ben bir kere "biz şurda oturuyorduk, bakın bırakıyorum parayı" dedim de, kadın bana gülümseyerek "We trust" dedi. Tipik bir Türk insanı mekanın beleşçilerle dolup taşacağını ve batacağını düşünse de, dünyada bu konseptteki kafelerin gayet başarılı olduğu görülmüş.
  • Cafe de Klos: Yemek mekanlarına geçişi, Amsterdam'ın en bomba etçilerinden biriyle yapıyoruz. Haftasonları ortalama 2 saat kuyruk bekledikten sonra girenlerin anlata anlata bitiremediği ufacık mekan. Spare ribs denen yemeği pek bir meşhurdur. Websitesi yok, o nedenle adresini şuracığa not düşeyim; Kerkstraat 41. Akşamüstü 4'te açıldığını da unutmayın.
    Moeders
  • Moeders: Hollandaca'da "Anneler" demek olan ("iyi ki bir geçtin konuşma sınavını Beliz ya, amma böbürlendin" mi dedi birisi?) Moeders'ın isminden de anlaşılacağı gibi geleneksel Hollanda yemeklerini tadabileceğiniz mekandır. Mekanın şöyle bir hikayesi var: Sahibi mekanın açılışına gelen herkesten evlerinden birer tabak, bardak ve çatal-kaşık getirmelerini istiyor ve 25 yıl sonra da mekanda halen bunlar kullanılıyor. Bu mekana gideceklere önerim menüye bir göz atmaları. Hollanda mutfağı çok gelişmiş değil ve domuz eti çok kullanılıyor. Vejeteryan yemeğe de menülerinde yer verseler de sonra gidip de aç kaldık demeyin, benden söylemesi...
  • Saturnino: Çoğu büyük şehirde olduğu gibi Amsterdam'da da çok fazla İtalyan restoranı bulmak mümkün. Ancak burdakilerin bir özelliği çoğunun Türkler tarafından işletilmesi, o nedenle Saturnino gibi garsonlarının bile İtalyan olduğu bir İtalyan restoranı bulunca insan mutlu oluyor. Saturnino'nun uygun fiyatları, büyük porsiyonları, ev şarabından kahvesine kadar başarılı menüsü şöyle kenarda dursun; o yemekten önce getirdikleri pizza hamurundan yapılmış sıcacık minik ekmekleri ve sarımsaklı tereyağı nedir ya!
  • SkyLounge: Amsterdam'da çok fazla mekana manzarası güzel diye gittim ve hep bir hayal kırıklığı yaşadım. İstanbul'dan gelen birini etkileyecek manzara çok da kolay bulunmuyor diye düşünmeye başlamıştım. O nedenle SkyLounge'a çoook uzun süre gitmedim. En sonunda bir gün dil kursundan arkadaşlarım "Nasıl gitmemiş olabilirsin, hemen şimdi götürüyoruz seni!" diyerek kolumdan sürükleye sürükleye götürdüler. Double Tree otelinin lobisinden asansörle 11.kata çıktığınızda daha SkyLounge'ın kapısından girerken manzaraya hayran kalıyorsunuz. Gündüz kahve içmeye olsun, akşam içki için olsun mutlaka uğrayın derim. Terası güzel olsa da alçakta oturduğunuzdan manzara pek görünmüyor, o nedenle içerde barlarda oturmanızı tavsiye ederim. Kahve içerseniz ikinci kez doldurtmak ücretsiz, aklınızda olsun.
    SkyLounge
  • Wynand Fockink: Hollanda'nın jenever denen likör-cin arası içkisi çok meşhurdur ve Wynand Fockink de bu içkiyi üreten mekanların başında geliyor. Pasaj gibi bir geçitin içinde minicik, oturacak yerinin olmadığı, onlarca çeşit likörü olan ve geleneksel bardaklarda servis yapan akşamüstü 3'te açılıp, akşam 9'da kapanan mekana uğrayıp likörlerin tadına bakılmalı. 
Devamını oku »

2 Nisan 2016 Cumartesi

Mızıkacılar Şehri Bremen

Geçen hafta Paskalya tatilini fırsat bilerek Hamburg ve Bremen gezisi yapmaya karar verdik. Ben Bremen'i sevdim. Küçük, biraz masalsı, biraz tarihi, güzel mi güzel bir şehir. Ayrıca Hitler'e en az oy çıkan Alman şehri olarak da gönlümü kazanmıştır. Günübirlik veya bir gece konaklamalı gezi planı yapmanız şehri keşfetmenize yetecektir.

Nasıl Gidilir?
Hamburg merkez istasyonundan trenle yada Flixbus otobüsleri 1,5 saatte ulaşabilirsiniz ve otobüslerin fiyatları 5 eur'dan başlıyor, normal trenlerin de fiyatları az çok bu civarda. Hızlı trenler ile daha kısa sürede de gidebilirsiniz ancak fiyatları bu kadar uygun değil. Biz normal trenle gittik ve 1,5 saat sonunda Bremen'deydik. Bremen küçük bir şehir o nedenle merkez istasyondan Altstadt yani eski şehre yürüyerek geçebilirsiniz. 

Nereleri Görmeli?
  • Marktplatz: Şehrin meydanı. Biz gittiğimizde hava biraz yağışlıydı ve tatil olması nedeniyle biraz boştu ama eminim ki hava güzelken buradaki kafelerde oturup harika mimariye sahip binalara karşı bira içmek süper olur. Bu alanda belediye binası, şarap mahzeni, Bremen mızıkacıları heykeli, St. Petri Kilisesi ve Bremer Loch bulunuyor. 
  • Bremen Mızıkacıları Heykeli: Bremen'i Bremen yapan masalın kahramanları. Evet minik, evet görkemli değil ama görmek gerekir. Marktplatz'ta yer alıyor.
  • Bremer Loch: Bu aslında şehir meydanında yerde bulunan bir delik ve buraya para attığınızda, bu 1 cent de olabilir, Bremen Mızıkacıları'ndaki hayvanlardan birinin sesi geliyor. Bence çok eğlenceliydi.
  • Rathaus: Meydana geldiğinizde gözünüze çarpan en büyük bina, Bremen'in belediye binası. İçini gezmek için turlara da katılabilirsiniz. Binanın önünde bulunan ve kılıç tutan heykel ise şehrin koruyucusu olarak biliniyor. Ayrıca belediye binasının altında Bremen Ratskeller isimli 600 yıllık şarap mahzeni de, belediye binası da UNESCO'nun dünya mirası listedinde.
  • Böttcherstrasse: Marktplatz'a bağlanan bu sokakta tasarım ve butik dükkanlar, 2 tane müze ve restoranlar bulunuyor. 100 metre civarında masal tadında bir sokak. Burada Haus des Glockenspiel evi bulunuyor ve bunun üstündeki mavi porselen çanlar günde 3 kez (12.00, 15.00 ve 18.00'da) çalmaya başlıyor. Bence 5 dakikanızı ayırın ve bu gösteriyi izleyin.
  • Schnoor: Bu mahalle daracık sokakları ve mimarisi ile tam bir sanat sokağı. Zaten galeri ve el yapımı hediyeliklerin de bulunduğu bu sokak bana göre Bremen'i masalsı yapan yer. Mutlaka ama mutlaka görülmeli.

  • Schlachte: Biz gittiğimizde tatil olduğu ve hava kapalı olduğu için nehir kenarına dizilmiş sıra sıra kafe ve restoranların bulunduğu bu mahallede çok vakit geçiremesek de bence hava güneşliyken iğne atsan yere düşmeyecek cinsten bir bölge. Size tavsiyem gittiğinizde hava izin verirse,  yeme içme olayını buradaki kafelerin teraslarında yapmanız. 
  • Mühle am Wall: Eğer merkez istasyonundan eski şehre yürüyerek geçmişseniz, Wallanlagen Parkı'nı ve içindeki yeldeğirmeni de gözünüze çarpmıştır. Bu yeldeğirmeninin diğer bir adı da Kaffeemühle yani kahve değirmeni. Bu yel değirmeninin içindeki kafede taze bir kahve içmeden Bremen'den ayrılmayın derim.
  • Beck's Experience: Beck's birası Bremen'de üretiliyor. Gelmişken eğlenceli bir tur yapmak isteyenler Beck's Experience'a katılabilirler. Biz Heineken Experience ile hemen hemen aynı olduğundan katılmadık. Detaylar için buraya tıklayabilirsiniz.
Son Notlar:
  • Ben Schnoor mahallesindeki Cafe Tölke'nin dekorasyonunu çok beğendim. Mumlarla süslenmiş şirin ve romantik masalarında bir tatlı yenmeli.
  • Yine bu bölgedeki hediyelik eşyalar çoğu şehre göre baya orijinaldi. Ne kadar orijinal bir şey almak isterseniz, fiyatı da o derecede orijinal oluyor, bilginize...
  • Sonuç olarak Hamburg'a kadar gitmişken görülmesi gereken bu şirin şehre uğramanızı tavsiye ederim. 




Devamını oku »

22 Mart 2016 Salı

Hangi Yılda Neredeydim?

"2015 Yılında Nerelerdeydim?" yazımdan sonra, 2010 ve 2014 yılları arasında gezdiğim yerleri listelemeye karar verdim. Bu yazıyı yıl bazında hazırladım. Bazı yerlere bu yıllar arasında birden çok gittim ancak listeye aynı yerleri tekrar yazmak anlamsız geldi. Yazın yaptığım Ege ve Akdeniz tatillerini de buraya koymamaya karar verdim. Rehberi olan şehirlerin isimlerine tıklayarak, gezi rehberlerine ulaşabilirsiniz.

  • 2010: Venedik, Floransa, Pisa, Roma, Vatikan, Kapadokya.
  • 2011: Prag, Budapeşte, Bratislava, Viyana, Hatay, Gaziantep.
  • 2012: Paris, Brüksel, Brugge, Amsterdam, Kuzey Kıbrıs.
  • 2013: Londra, Edinburg, New York, Washington DC, Los Angeles, San Francisco.
  • 2014: Yedigöller, Kavala, Thasos.
Listenin bir çoğunun gezi rehberleri görüldüğü üzere eksik. Tamamlamak gibi bir hedefim olsa da eski gezilerimin fotoğraflarını bulmak konusunda şüphelerim var. Eğer öncelik vermemi istediğiniz gezi rehberi varsa yorum olarak bıraksanız sevinirim.

Devamını oku »

2015 Yılında Nerelerdeydim?

Bu hafta yaklaşan Paskalya ile birlikte yoğun gezi sezonunu açıyoruz. 2016 gezileri artmadan, 2015'te gittiğim yerlerin bir listesini yapıyım dedim. Bu listede gittiğim her yerin rehberini yazıp, bu listeye linkini koymayı hedefliyorum. 2015'te nerelere gittim ve ne kadarının rehberini yazdım bir bakalım. 
Sizin gitmek istediğiniz yerler nereler? Ve ya gidip, çok beğenip bana önereceğiniz yerler var mı? Gezi konusunda benim aklımı çelmek inanın çok kolay :) yorumlarınızı bekliyorum!
Devamını oku »

11 Mart 2016 Cuma

Amsterdam'ın En İyi Coffeeshopları

Hollanda'da hafif uyuşturucular yasal ve coffeeshop adı altındaki kafelerde satılıyor. Buralarda alkollü içecekler satılmıyor ve içeride tütün mamüllerinin de tüketilmesi yasak. Her coffeeshopun ürünlerinin de güvenli olmadığını belirtiyorum ve bu nedenle sizler için Amsterdam'ın en güvenilir ve meşhur coffeeshoplarını listeliyorum. Buyrun bakalım...
  1. The Bulldog: Amsterdam'ın en meşhuru. Hostel'i, hediye dükkanı, Leidseplein'deki "The Palace" yani saray denilen binası ve 4 tane coffeeshopu ile kesinlikle güvenilirliğinden şüphe duymayacağınız coffeeshop.
  2. Barney's: Öncelikle şunu söylemeliyim ki space kekinin tadı muhteşem. En büyük ve en kaliteli ot dağıtıcılarından biri. Barney's'in ürünleri o kadar iyi ve meşhur ki hediye dükkanlarının bazılarının önünde "Barney's'in ürünleri burada" gibi tabelalar görebilirsiniz. Adres: Haarlemmerstraat 102.
  3. De Dampkring: Ocean's 12 filminin bir sahnesinin burada çekilmesi ile meşhur coffeeshop. Güvenilir, kaliteli. Adres: Handboogstraat 29.
  4. Green House: 50 Cent, Rihanna, Lenny Kravitz, Snoop Dogg... kısacası ünlülerin coffeeshopu. Şubelerinin adreslerine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
  5. Katsu: Evime yakınlığı, kaliteli ve etkili ürünleri, turistik yerlere göre daha uygun fiyatlı olması ile benim favorim olduğu için bu listeye koymak istedim. Benim ev yapımı, tadı damakta kalan ve süper etkili kekimin hikayesini de buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. De Pijp mahallesine uğrarsanız burayı es geçmeyin derim. 
Bunlar dışında Grey Area, Amnesia, Paradox ve Easy Times da güvenilir coffeeshoplar arasında. Sizin de deneyip beğendiğiniz coffeeshopları ve ürünlerini yorum olarak bırakırsanız süper olur. Son olarak kesinlikle sokak satıcılarından el altı uyuşturucu ürünler almayın! Hollanda'da üretilen otların etkin maddesi olan THC oranının, başka ülkelerdekilerden 2 veya 3 kat (otun çeşidine göre) fazla olduğunu unutmayın ve coffeeshoplardaki çalışanların tavsiyelerine kulak verin. İyi eğlenceler...
Devamını oku »

4 Mart 2016 Cuma

Yeni Başlayanlar İçin Kuzey Işıkları Rehberi

Martın kapıdan baktırıp, kazma kürek yaktırdığı için dışarı çıkma planlarımı iptal edip bir süredir yazmayı planladığım Kuzey Işıkları rehberimi hazırlamak için bilgisayar başına oturdum. Bu yazıyı bir bilgilendirme olarak yazmak istedim ve soru-cevap olarak hazırladım. Başka sorularınızı yorum olarak bırakırsanız en kısa zamanda cevaplayacağım. Ben bu işin ustası değilim. Deneyimlerimden yola çıkarak kuzey ışıkları uğruna binlerce lira harcayıp, sonunda "Hayaller kuzey ışıkları, gerçekler kar fırtınası" olmasın diye paylaşayım dedim.


  1. Kutup ışıkları nasıl oluşur? Wikipedia'yı açın, gayet bilgilendirici bir yazı var, mutlaka okuyun.
  2. Neden Güney değil de Kuzey Kutbu'na gitmeliyim? Güney kutbunda da güney ışıkları adı altında bu aktiviteler var, ancaaaak... Hadi paranız bu seyahate yetti ve gitmek için ne lazımsa sağladınız, bir şekilde Antartika'ya ulaştınız diyelim... -70 dereceden bahsediyoruz, buz kalınlığı da 4500 metre. "Buzdağı" ismini havalı dursun diye koymamışlar.
  3. Kuzey Işıklarını görmek için ne lazım? Öncelikle aurora aktivitesi, sonra açık bir gökyüzü şöyle bol yıldızlısından, en son da karanlık. 
  4. Karanlık için ne yapmalı? Sondan başladım çünkü bunların içinde insanoğlunun yönetebileceği tek şey karanlık. Araçlara atlayıp, hiçliğin ortasına gidin. Şehir ışıklarının kirliliği olmasın. Bir de kalkıp kuzey kutup dairesinin gidebildiğiniz kadar kuzeyine gidin ki geceler olabildiğince uzun olsun, kuzey yarım küre olabildiğince karanlığa gömülsün ve sizin de kuzey ışıklarını görme şansınız artsın.
  5. Açık gökyüzünü nasıl bulurum? Gittiğiniz yerde hayatınızda görmediğiniz kadar yıldız görüyorsanız; ilkokulda gökyüzüne bakıp bir türlü göremediğiniz büyük ayı, küçük ayı kabak gibi ortadaysa; ergenlikte izlediğiniz aşk filmlerindeki kahramanlarımız tam öpüşürken kayan yıldız, orada 5 dakikada bir kayıyorsa (ve bunun çok sık olan hiç de büyütülecek bir olay olmadığını anladıysanız) ışıkları beklemek için doğru yerdesiniz. Ben Finlandiya'da hayatımda görmediğim kadar yıldız gördüm, hatta yıldızdan gökyüzü görünmüyordu desem abartmış olmam. Normal hava durumu uygulamalarından ve internet sitelerinden o gün bulunduğunuz yerde ve çevre şehirlerde hava nasıl bakabilirsiniz. Ancak hava tahmininin, tahmin olduğunu da aklınızdan çıkarmayın.
  6. Aktiviteyi tahmin edebilir miyim? Aurora tahmin uygulamaları ve iyi bir kaç internet sitesi var. Tabi ki de hava durumu tahminlerinin bile o kadar yatırıma rağmen nasıl anlık değiştiğini düşünürseniz, aurora tahminlerinin de doğruluğuna gözünüz kapalı güvenemezsiniz. Ancak uygulamalar ve internet siteleri size ışıkların aktivite derecesinin tahminini veriyor. Ben IOS kullanıyorum ve uygulama olarak TINAC Inc'in Aurora Forecast'i çok iyiydi, internet sitesi olarak ise www.aurora-service.eu'ten memnun kaldık. Sizin de deneyimleyip memnun kaldığınız uygulama yada site varsa yorumlara yazın ki herkes nasiplensin. 
  7. KP Index nedir? Eğer fizikçi falan değilseniz ilk bu uygulamaları veya internet sitelerini açtığınızda yazan verilerin anlamını çözmeniz biraz zor. Ben size kısaca özet geçeyim. Aktiviteler 0-9 arası, derecesine göre rakamlandırılıyor. Buna KP deniyor. KP=0 en düşük, 9 ise en yüksek. Bu dereceyi ayrıca aurora çemberinin çapı gibi de düşünebilirseniz. KP Index 3 ve 4 dereceleri görüyorsanız anlayın ki baya şanslısınız ve yoğun ve hareketli auroraları görebilirsiniz.
  8. KP Index başka neye etki ediyor? Bu dereceleri aslında kuzey kutup dairesini çevreleyen aurora çemberin çapı gibi de düşünebilirsiniz. Çünkü derece arttıkça aktivitenin oluştuğu çember büyüyor ve İngiltere, Almanya ve Hollanda'dan bile görülüyor. Ancak ışıkların bu seviyelere çıkması çok nadir görülen durumlar ve aktivitenin gücünü kaybederek aşağılara doğru indiğini düşünürseniz, kuzey kutup dairesi içinde ışıklar çılgınlar gibi dans ederken, bu ülkelerde ise silik bir yeşillik görürsünüz. Tam tersini düşünürsek de ne kadar kuzeyde olursanız, aktivite derecesi düşük bile olsa görme ihtimaliniz olur. 
  9. Kuzey Işıkları'nı görmek için en ideal yerler nereler? Kuzey kutup dairesi içinde kalan yerlerde Kuzey Işıkları'nı görme ihtimaliniz yüksek. İsveç, Norveç, Finlandiya, İzlanda ve daha uzaklara gitmek isterseniz Alaska, Kanada ve Rusya'dan kuzey ışıklarını görebilirsiniz. Norveç'te Tromso, İsveç'te Kiruna, Finlandiya'da ise İvalo Havaalanı'ndan ulaşabileceğiniz Saariselka şehirleri kuzey ışıkları geziniz için doğru adresler. Ayrıca Finlandiya'da Noel Baba'nın köyü olarak da geçen Rovaniemi de çocuklu aileler için seçenek olabilir ancak bu köyün daha güneyde olduğu aklınızda olsun ve 8.maddede anlattığım sebeplerden dolayı görmek için KP Index 3'e ihtiyacınız var. Mesela Tromso baya kuzeyde olduğundan KP Index 2 hatta 1 iken bile görme şansınız varken, İzlanda'nın güneyinde KP Index 3'e ihtiyacınız var.
  10. Kuzey Işıkları ne zaman görünür? Kuzey Işıkları tüm yıl boyunca var ancak kutuplara doğru gidildikçe yazları 24 saate varan gündüzler yaşandığından yaz aylarında ışıkları görmek mümkün değil. Bu nedenle eylülden nisana kadar kuzey ışıklarını görebilirsiniz. Gecelerin uzun olması nedeni ile Aralık ve Ocak en çok tercih edilen aylar. Şu noktaya da değinmek istiyorum, ekinoks zamanları (23 Eylül ve 21 Mart) aktivitenin en yüksek olduğu zamanlar. Bu nedenle Ekim ve Mart aylarında inanılmaz manzaralar görme şansınız artıyor. Ancak Norveç'teki rehberimizden öğrendiğim kadarıyla dağlar ve dik yamaçlardaki karlar Mart ayında erimeye başladığından yollar çok tehlikeli oluyormuş ve gezilerin çoğunu iptal ediyorlarmış.
  11. Kuzey Işıkları nasıl fotoğraflanır? 
    • Makine ve lens: DSLR makine şart. Öyle telefonlarla falan çekmek biraz hayal. Lens olarak ise ne kadar geniş açı o kadar iyi ve eğer sabit lens kullanırsanız diyaframı daha çok açılabileceği için daha iyi olacaktır.
    • Pil ve hafıza kartı: Makinemizin pilini tam dolduruyoruz çünkü -20 derecelerde makinemizin pili daha hızlı tükeniyor. Fotoğrafları RAW formatında çekiyoruz, bu formatta kartımızda daha çok yer kapladığı için hafıza kartınız boş olsun. 
    • Tripod: Uzun pozlama yapılacağı için tripod da şart. Hava şartlarının çetin olduğunu unutmayın ve rüzgara dayanıklı bir tripod kullanmaya çalışın. Ona rağmen rüzgar yüzünden bazı gecelerde çektiğiniz fotoğraflarınızın net olmadığını görüp üzüleceksiniz.
    • White Balance ve odak: Fotoğrafları RAW çekeceğiniz için WB'yi sonradan photoshopta değiştirebilirsiniz. Bir de nasıl bir gökyüzü fotoğraflamak istediğinize göre de WB ayarınızı yapmanız daha iyi olacaktır. Lensinizin odağını sonsuza ayarlamalısınız.
    • Diyafram: Düşürebildiğiniz kadar düşürün. Bu nedenle sabit lensiniz varsa daha iyi olacaktır. 
    • Enstantane: 5-20 saniye arasında bir kaç poz çekip deneyin. Eğer auroralar çok hareketliyse çok uzun pozlamada sadece yemyeşil bir gökyüzü elde edesiniz ancak 5-10 saniye pozlarsanız ışıkların hareketleri daha belirgin görünecektir. Ama çok hareketli ve yoğun aurora yoksa uzun pozlamalarda daha belirgin aurora elde edebilirsiniz.
    • ISO: Makinenizi 1000-1600 iso değerleri arasında deneyin. Ancak unutmayın ISO arttıkça fotoğraftaki kumlanma artacaktır.
  12. Hangi turu tercih etmeli? Biz Tromso'da kuzey ışıkları turunu Arctic Explorers ile yaptık. Katılacağınız turun az kişiyle yapılıp, havanın bulutsuz olması için Finlandiya'ya bile gidebilecek küçük minibüslerle yapılıyor olduğuna dikkat edin. Bu turların ortalama 6 saat sürdüğünü ve soğukta turların verdiği kıyafetlere muhtaçsınız. Ama ayaklarınız için Tromso yazımda bahsettiğim ayak ısıtıcılarından mutlaka yapıştırın. Turlar genelde tripod da sağlıyor bu yüzden taşımak zorunda kalmıyorsunuz. 
Sizlerin de ekleyeceğiniz bir şeyler olursa yorumlarınızı bekliyorum.

Devamını oku »

2 Şubat 2016 Salı

Bir Adanalı'nın Huskylerle İmtihanı

Adana'da 1985 yılında dünyaya gelen, üniversite eğitimi için İstanbul'a taşınan kahramanımız Oki'nin ilk karla tanışması da üniversiteye geldiği ilk yıla denk geliyordu. O zamanlar hep televizyon ve fotoğraflardan gördüğü kar manzarasının canlısına tanık olan Oki, çocukluğunda hep özendiği kardan adamı yapmak kolları sıvadıysa da eksik olan havucu o hava şartlarında bulmanın mümkün olmadığını hiç düşünememişti. O anda aklına babaannesinin bavuluna zorla koyduğu sebze ve meyveler arasındaki siyah havuç geldi. Babaannesi bunu bavula koyarken "Şalgam içerken yanında yersin" demişti. 

Bizim Oki üniversiteden mezun oldu, İstanbul'da iş buldu, evlendi. Evlendiği kız gezmeyi çok seviyor, yerinde duramıyordu. Ancak TL gün be gün değer kaybediyordu ve vize ile uğraşmaktan da gına gelmişti ki Oki'ye Amsterdam'dan iş teklifi geldi. Bizimkiler topladı tası tarağı Amsterdam'a taşındılar. "Görmemişin bir vizesi olmuş..." modunda gezen çift bir süre sonra şehir, kilise, müze gezmekten sıkılıp farklı gezi arayışlarına girdiler. Kuzey ışıkları, kar, kutup derken kendilerini Tromso bileti alırken buldular. Haritada bir Adana'nın bir Tromso'nun yerine bakan Oki'nin 30 yıllık hayatı gözlerinin önünden geçti. 

Tromso'ya ulaşan çiftimiz yün içliklerini, yün çoraplarını ve polar üstlerini giyip büyük bir heyecanla Huskylerle kızak turuna (Dog Sledding) doğru yola koyuldular. Bu turun gündüz olanının daha zevkli olduğu söylense de Beliz ile Oki kuzey ışıklarını görme ümidi ile gece olanına katılmayı tercih ettiler, o gece ışıkları göremediler orası ayrı konu... Turu arkadaşlarının ve TripAdvisor'ın önerisi ile Arctic Adventure Tours ile yaptılar. Adana'nın bağrından kopup kendini Husky kızağı kullanırken bulan Oki, kızağını çeken ve koşmak için çıldıran köpekleri zorlukla zapt edebiliyordu. Oki kızağı her durdurduğunda "Neden durdun ki?" gibisinden dönüp bakan 6 çılgın köpeğin, koşmaya karar verdiklerinde Oki'nin frene basmasını umursamayıp, kızağı hareket ettirebilecek güçte olduklarını gören Beliz, kızağı kullanmamaya karar vermişti bile. Onun yerine kızağın önüne oturup, bir yandan kar bulutlarının altında inanılmaz görünen Tromso manzarasının tadını çıkarmak, diğer yandan ise Oki'nin "sümüğüm akarken dondu" gibi yorumlarına kopmak yeterince zevkliydi.

Turun sonunda artık elleri, ayakları ve yüzleri donan Beliz ve Oki, Lavvu denilen büyük Sami çadırına kendilerini atıp, ateşte pişmiş kahve ve çaylarını brownie eşliğinde yudumlarken yavaş yavaş ısınmaya başladılar. Çay içerken muhabbete başladıkları İspanyol çiftten kız olanın, çılgın Huskylerin gazabına uğrayıp, kızağı kullanırken düştüğünü öğrenen Beliz, kızağı kullanmamakla doğru bir karar verdiğine kanaat getirdi. 

Son Notlar:
  • Gücünüze güveniyorsanız, kızağı kullanabilirsiniz. Gidiş rotasında kızağı kullanmak daha az güç gerektirdiği için, çiftlerden kadın olanların gidişte kullanmasını tavsiye ederim.
  • Köpeklerin yolculuk sırasında tuvaletlerini yapmalarına şaşırmayın.
  • Ayaklarınız sürekli karın içinde olduğu için üşüyor. Bunun gibi bir ayak ısıtıcısı kullansanız süper olur.
  • Kızak kullanırken fotoğraf çekmeniz mümkün değil. Kızağın önünde oturan çekebilir ancak karanlıkta, düşük enstantane, hareket halinde ve elleriniz eldivende olduğundan bu baya zor olacaktır. Bir de düşerseniz makinenize yazık olur. 
  • Kızağı kullanırken bizim bir tane köpeğimizin ayağı, kızağı çeken ipe dolandı. Dolanmaktan çok, köpekler birbirleriyle oynarken ipin diğer tarafında kaldı şapşal ve geri dönemedi. Hemen durduk ve rehberlerden biri gelip hemen düzeltti. Köpeklere zarar gelmemesi için gözünüz sürekli onlarda olsun. 
  • Köpekleri bıraksanız saatte kaç kilometre hızla giderler Allah bilir. Ancak grup halinde ilerliyorsunuz ve tek sıra oluyorsunuz. 2-3 kızakta bir, arada rehber kızaklar oluyor. Sürekli sizleri kontrol ediyorlar.
  • Bu köpekler koşmak için can atıyorlar. Nasıl uluduklarına inanamayacaksınız.
  • Köpekler acayip cana yakınlar. Patilerini omuzlarıma koyup, dakikalarca kendilerini sevdirdiler.
  • Sibirya ve Alaska Huskylerini birbiri ile karıştırmayın. Alaska Huskylerinin hepsi mavi gözlü değil. Bu köpekler kızak çekmeleri için ideal bir fizyolojiye sahipler ve uzun süre yorulmuyorlar.
  • Kızaklı köpek turu kişi başı ortalama 150 EUR. Tur sonrası Lavvu'nun içinde yanan ateşe karşı içilen sıcak çayın ve yenilen kekin değeri paha biçilemez.


Devamını oku »

29 Ocak 2016 Cuma

Kuzey Kutbu'nda Bir Ada: Tromso

Hani çocukken çizgi filmlerde olurdu ya bembeyaz, dağları çam ağaçları ile kaplı, ışıl ışıl ülkeler... İşte öyle bir masaldı Tromso.

Hazırlıklara aylar önceden başladık. Bana bu süreçte geçen sene Tromso'da 12 gün geçiren Yasemen'in blogu da, kendisi de çok yardımcı oldu. Tromso gezisi, kuzey ışıkları turu, kızaklı hasky turu, fiyort turu, kar ayakkabıları ile yürüyüş turu ve teleferik ile ilgili yazılarını üstlerine tıklayarak okumanızı tavsiye ediyorum. Üstteki fotoğraf da kendisine ait. Bir de resmi turizm ofisinin sitesi "Visit Tromso"yu da ziyaret edin. Burada sitede tur firmaları hakkında da bilgi bulabilirsiniz.

Ne Zaman Gidilir?
Tromso'ya neden kışın gidilir? Tabii ki kuzey ışıklarını görmek için. Kuzey ışıkları aslında tüm yıl var ancak görmek için gecelerin uzun olduğu dönemler daha elverişli. Bu nedenle Ekim-Mart ayları arasında gitmek en mantıklısı. Yazın kuzey ışıklarının görüldüğü bölgelerde 24 saate kadar güneş batmadığından, ışıkları görmek mümkün değil. Daha detaylı bilgiyi Kuzey Işıkları rehberimde paylaşacağım. Tromso, Körfez Akıntısı (Gulf Stream) alanında olduğundan çok soğuk olmuyor. Bu nedenle belki de karlar diyarına bir gezi hayal edenler için olsun, kuzey ışıkları için olsun en ideal yer. Yollar karlı da olsa açık. Arabalarda da özel çivili lastikler var. O kadar tepelik olmasına rağmen hiç kaymıyorlar. İnsanlar Amsterdam'da olduğu gibi köpeklerini bisikletle gezdiriyorlar ama köpekler husky ve bisikletler kar lastikli.

Ne Götürmeli?
  • Kıyafet: Dostlar poponuzun donmaması için yün içlik şart! Merino yün candır, gerisi yalandır. Pahalı derseniz termal içlik de olur ama merino yün terletmiyor, koku yapmıyor, kuru kalıyor. Kuru kalması en önemlisi olduğundan pamuk içeren şeyleri, iç çamaşırınız dışında, kesinlikle giymeyin. Biz fiyatları uygun diye Decathlon'dan aldık. Zaten çoğu Türkiye üretimi, muhtemelen Türkiye'de daha ucuzdur. İçlikleri elinize aldığınızda "Bu incecik şey mi beni sıcak tutacak?" diyebilirsiniz, biz de dedik. Amsterdam'a dönerken son gün içlikleri giymedik ve otelin köşesindeki kafeden kahve almaya gidene kadar dondum. Kalın bir atkı, herhangi bir bere, dışı deri içi pofuduk eldivenle çok mutlu olursunuz. Çorap önemli, onu da yün alın, hatta gidin ayak ısıtıcılarından da ("o ne ki" dediysen, buraya tıkla) alın, yün çorabın üstüne yapıştırın, mis. Ayakkabı olarak kurumsal hayatta giydiğimiz şıkıdım bot ve çizmeler olmaz ama abartmaya da gerek yok, Timberland tarzı botlar da gayet yeterli. Kaban olarak ise, içlik üstüne kazak ve üstüne normal polar hırka ile her zaman giydiğiniz kışlık kabanlarınızı giyerseniz bizim gibi üşümeden gezinizi tamamlarsınız. 
  • Fotoğraf: Geniş açı bir lens, DSLR fotoğraf makinemiz, makinemizin pili için şarj aleti, yedek hafıza kartı ve isterseniz tripod. Sadece kuzey ışıkları turunda tripod kurucam diyorsanız boşuna taşımayın, katılacağınız turlar tripod sağlıyor. Yedek piliniz varsa getirin ama makineniz çok eksi teknoloji değilse, o kadar para verip pil almanıza gerek yok. Benim pilim tüm gece yarıya bile inmedi. 
  • İlaç: C vitamini tableti götürün. Ayakları üşütüp, bağısakları bozmaya karşı Buscopan götürün. Soğuğa karşı olan bitki çaylarından ve ufak bir kettle (eğer otelinizde yoksa) koyun bavula. Bir de mucizevi Bepanthen merhem (kremi yada plus olanı değil, MERHEM!) o soğukta dudakların, ellerin ve yüzünüzün kurtarıcısı olacak, benden söylemesi.

Nasıl Gidilir?
"Kutup çizgisi geç abi, ordan Kutup Yıldızı yönünde 10 saat gittin mi Tromso hemen karşına çıkacak". İşte Tromso o kadar kuzeyde. Biz Oslo'dan aktarmalı olarak SAS ile gittik. Türkiye'den gelenler de muhtemelen SAS ile gideceklerdir çünkü SAS da THY gibi Star Alliance üyesi ve muhtemelen THY bu rotada SAS'ı kullanıyordur. Bu arada SAS uçuşlarında yemek yok; kahve, çay ve bardak su ücretsiz. O kahvenin yanına verdikleri minnoş sütleri açarken dikkat edin. Her seferinde üstüme döktüm hatta artık en sonuncusunda uçakta yanımızda oturan Tromso belediye başkanı (tepkinizi duyar gibiyim, evet adam bizim gibi ekonomide uçuyordu, bizim gibi beleş kahveden içiyordu, normal giyimliydi, koruması falan yoktu) tükürüklerini saçarak koptu. Tromso'da gümrük olmadığından aktarma sırasında bavulunuzu alıp, tekrar Tromso uçağına vermeniz gerekiyor. Oslo-Tromso uçuşunda cam kenarında oturun, böyle bir manzara yok! Güneş arkanızda kalıyor ve sanki gitgide karanlığa gömülüyorsunuz, inanılmazdı. Tromso'ya varınca havaalanı ve şehir merkezi arasında Türkiye'deki Havaş gibi Flybussen var. Bileti gidiş-dönüş alırsanız uyguna geliyor (140 NOK, ortalama 15 EUR) ve otobüste kredi kartı ile ödeyebiliyorsunuz. Eğer 2 kişiden fazlaysanız taksiye binin çünkü havaalanı şehre çok yakın ve otobüsten ucuza gelecektir. 

Nerede Kalınır?
Tromso ufacık bir ada ama siz yine de şehir merkezinde kalın. Eğer odam deniz manzaralı olsun diye tutturmazsanız bizim kaldığımız Comfort Hotel Xpress fiyatına göre beklentimi çok aştı. Bir İskandinav ülkesinde o fiyata bu kadar merkezi ve temiz bir yerde kalmak bizi çok mutlu etti. Otel odaları dört gecede bir temizliyorlar. Bilmiyorum sizin için sorun mu ama ben evimde de her gün çarşaf değiştirmiyorum ve odaya temizliğe gelecekler diye eşyalarımı kaldırmak çok sinirimi bozan bir durum. Zaten artık çoğu otel çevreye duyarlılık için oda temizliklerinde bu tarz politikalara gidiyor. Bir de otelin 7.katında kalırsanız manzara çok güzel. Eğer uzun kalacaksanız Airbnb veya mutfaklı bir otel bakmanız daha iyi olabilir çünkü yemek pahalı arkadaş. Neyse bu konuya biraz geleceğim...

Ne Yapılır?
  • Kuzey Işıkları: Bu derin bir mevzunun rehberi için buraya tıklayın.
  • Husky Turu: Dog Sledding diye geçen tur. Maviş dostlarımızın çektiği kızaklarla yaptığımız bu güzel turumuzun yazısı için buraya tıklayın.
  • Ren Geyiği Turu: Reindeer Sledding denilen tur. Yapanlardan genelde husky turuna göre çok yavaş ve kısa sürdüğünü, biraz sıkıcı olduğunu duyduk. Yine de denemek isteyenlere Lyngsfjord firmasını tavsiye ederim.
  • Balina İzleme: Whale Watching diyorlar. Bizim çok ilgimizi çekmese de gitmek isteyenler için en iyi zamanın aralık ve ocak ortasına kadar olduğunu söylemek isterim. Bu dönemde yüzlerce balina olurken daha sonrasında deniz ısınmaya başlayınca sayıları onlu rakamlara düşüyormuş. Tur için Tromso'nun en bilindik firması Arctic Explorers'ı tavsiye ederim.
  • Fiyort Turu: Norveç'in fiyortları gelmişken gezilmesi gereken doğa harikalarından. İnanılmaz manzaralar sunan bu tura yine Arctic Explorers ile katılabilirsiniz.
  • Teleferik: İçimde kaldı... Teleferik bu sene bakım nedeni ile nisan ayına kadar kapalıydı. Tromso bir ada olduğu için teleferikten acayip manzaralar sunuyormuş. Kafesi de varmış. İsmi Fjellheisen. Ben göremedim, o nedenle aşağıdaki fotoğraf Yasemen'e ait.
  • Katedral: Arctic Cathedral olarak geçen, Tromso Köprüsü diğer tarafında bulunuyor. Köprüden yürüyerek, manzarayı izleye izleye diğer tarafa geçebilirsiniz. Katedral'in binası dışardan çok hoş, içinin çok bir esprisi yok. Kilisede her sene kuzey ışıkları konserleri veriliyor. Tarihler için websitesine bakabilirsiniz.
Bunlardan başka snowmobile (kar arabası), snowshoeing (kar ayakkabılı yürüyüş), cross country skiing (kayak) turları yapabilir, Polaria Müzesi'ni ve kütüphaneyi gezebilirsiniz. Ben şahsen bu küçücük şehirde bile böylesine güzel bir kütüphane olmasından çok mutlu oldum. Bütçesi el verenler için helikopter turlarının yapıldığını da not düşmek isterim, eminim çok güzel bir manzara sunacaktır.

Ne Yenir İçilir?
Geyik eti ve somon meşhur bu memlekette. Bir de balık dilinden kalamarımsı bir yemekleri de var. Su çeşmeden içiliyor, zaten herhangi bir mekana girdiğinizde bardakların ufak bir çeşmenin yada sürahinin yanında dizildiğini göreceksiniz. Ortalama olarak fiyatlardan da bahsedeyim. Kahve 5 euro, ana yemek 30-35 euro, bira 10 euro. Market olarak Eurospar var, hafta içi burada uygun fiyata sıcak yemek de satılıyor, alıp otelde yiyebilirsiniz. Kahve ve atıştırmalık için Kaffebonna'yı tek geçiyorum. Cam kenarında oturun ve manzaranın tadını çıkarın, adres Stortorget 3. Cafe Sann'ın yemekleri de ortamı da çok hoştu, yeri kütüphanenin karşısında köşede. Makarna, sandviç gibi yemekler de menüde yer alıyor. Olhallen, Mack Brewery'nin bar kısmı ve kendi biralarını satıyorlar. Bira içmek için şehrin en iyi mekanı. Kağıtlarını getirip iskambil oynayanlar bile vardı, çok rahat bir ortamı var. Solid ise şehrin ana caddesi Storgata üstünde popüler bir mekan. Bardus Bistro'nun ve Emma's Drommekjokken'ın geleneksel geyik etli ve balıklı Norveç yemekleri meşhur. Kitchen & Table Tromso'nun ise vejeteryan da dahil geniş bir menüsü var.

Ne Alınır?
İndirim zamanına denk gelirseniz çok kaliteli ve güzel yünlü kıyafetler alabilirsiniz. Marketten geyik suçuğu ve Norveç'in brown cheese denilen kahverengi karamelize peynirinden alabilirsiniz. Hediyelik olarak ise Tromso Gift & Souvenir Shop'ta çok çeşitli şeyler bulabilirsiniz. Şunu da not düşeyim, ben hiç bir şey almadım. Bir kaç kartpostal yolladım o kadar. Neden mi? Her şey pahalı annem. Şöyle anlatayım; İsveç'e ucuz, İsveçliler'e de fakir diyen bir milletten bahsediyoruz.
Biliyorum uzun oldu ama gidince bana bu bilgiler için teşekkür edeceksiniz. Fotoğrafların üstüne tıklayıp büyük hallerini görebilirsiniz. Şimdiden hepinize iyi tatiller diliyorum.
Devamını oku »