31 Temmuz 2015 Cuma

Bebek Fotoğrafları / Baby Photography

Fotoğraflarımın izinsiz kullanılması kesinlikle yasaktır.







Devamını oku »

23 Temmuz 2015 Perşembe

Hollanda'nın Geleneksel Tatları

Kızartmalara, patatese ve hamurdan yapılan tatlılara düşkünlükleri ile bilinen Hollandalılar... Hollanda'nın geleneksel yemekleri rehberime hoşgeldiniz :)

Atıştırmalıklar:
  1. Patat: Patates kızartması. Kağıt külahlarda satılan ve üstüne Hollanda'nın hafif tatlı mayonezi eklenerek yenmesi gereken şey. Amsterdam için Manneken Pis onlarca sos çeşidi ile 2013'te en patates kızartması mekanı seçilse de ben kalitesini düşürdüğünü düşünüyorum. Albert Cuypmarkt'ta satılanlar ile Vleminckx'i denemenizi tavsiye ederim. 
  2. Bitterballen: Bir çeşit köfte kroket. Biranın yanında atıştırmalık olarak söyleyebilir yada ekmek arası yiyebilirsiniz. Brouwerij 't IJ, Pllek ve Winkel 43'te çok güzel yapsalar da ilk tercihiniz Brouwerij 't IJ olsun. Nedeni için tıklayın :)
  3. Kibbeling: Volendam'a yolunuz düşerse bolca göreceğiniz ufak parçalarda balık etinin kızartılıp yanında mayonezli, sarımsaklı tartar sos ile satıldığı mükemmel atıştırmalık.
  4. Haring: Ringa  balığı demek. Hollandalılar bu balığı kuyruğundan tutup çiğ olarak yerler. Ben yemem, yiyemem. Turşu ve soğan ile ekmek arası da satılır.
Yemek:
  1. Stamppot ve Hutspot: Patates ve çeşitli sebzeleri ezerek yapılan bu iki yemek de Hollandalılar'ın bir numarasıdır. Stamppot genelde kara lahana ile hutspot ise havuç ile yapılır. Moeders restorandı bu yemekleri yemek için doğru adres.
  2. Rookworst: Hollanda'nın sosis-sucuk gibi olan bir et çeşidi. Hollandalılar Hema'larda satılana bayılırlar.
  3. Erwtensoep: Bezelye çorbası. İçine worst denilen Hollanda sosislerinden koyup yenir. Hazır almak için, Unox en ünlü markası.
Tatlılar:
  1. Hagelslag: Bu hepimizin küçükken çok sevdiği (hatta şu an olsa bir tane yerdim valla) Eti Puf'ların üstündeki şekerden yapılma süslemeler var ya onlar. Sadece burada onlarca çeşidi var ve ekmeklerinin üstüne döküp yiyorlar. Koca koca adamları bunları yerken görürseniz şaşırmayın. En ünlü markası ise "De Ruijter".
  2. Poffertjes: Hollandalılar'ın minik ve biraz daha tombik yapılan pancakelere verdikleri isim. Üstlerine pudra şekeri ve bir parça tereyağı koyup servis ediliyor. Pancake yapan kafelerde veya Albert Cuypmarkt'a uğradığınızda yiyebilirsiniz.
  3. Appeltaart: Elmalı tart. Bir çok yerde çok güzel yapıyorlar. İçine kuru üzüm konularak yapılan ve şurupla servis edilenleri olsa da benim favorim Winkel 43'ün elmalı tartı. 
  4. Stroopwafel: Hollandalılar'ın dünyaya armağanı olan bu tatlıyı yemeden olmaz. İçi karamel şuruplu bu ince waffleları kahve fincanınızın üstüne koyup içindeki karameli biraz eritip yemek adettendir. Eğer Albert Cuypmarkt'ta satılan taze, sıcak ve büyük boyutlardakilerden alırsanız dikkatli yiyin, karamelinin her tarafınıza bulaşması muhtemel.
  5. Boterkoek: Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler, ev sahibimizin bize getirdiği geleneksel Hollanda'nın hamur ve yağ ile yapılan tartı. Albert Heijn marketlerinden alabilirsiniz.
  6. Dropjes: Genelde siyah renkli olan şeker. Tek bir şey söylemek istiyorum, YEMEYİN!
İçecekler:
Hollandalılar en az alkol tüketen Avrupa ülkesi olsa da iki çeşit kendilerine özgü içkileri bulunuyor.
  1. Advocaat: Yumurta likörü. Koyu kıvamlı, şişeleri çirkin, renginde meymenet olmayan ama güzel ve şekerli bir içki. Üstüne kremşanti ile servis edilince çok havalı görünse de gelen misafirlerimizi denemeye ikna edemedik :(
  2. Jenever: Hollanda cini ve çeşitli aromalarda olanları likör gibi oluyor. Wynand Fockink'te çeşitli aromalarda içebileğiniz güzel bir içki. House of Bols'ta da tadına bakabilir ve değişik bir deneyim yaşayabilirsiniz.
O zaman yazımı bitirirken herkese "Smakelijk" ve "Proost" diyorum :)

Devamını oku »

14 Temmuz 2015 Salı

Gerçek Pesto Soslu Makarna

Geçen hafta İtalya'nın Cenova şehrinde doğmuş büyümüş arkadaşlarımız bizi yemeğe çağırdılar. Cenova pesto sosunun anavatanı, hatta marketlerden hazır pesto sos alıyorsanız etiketinde "Pesto alla Genovese" yazdığını görürsünüz.
Ben arkadaşımla o gün erken buluşmuştum ve markete beraber gittik. Taze fesleğenimizi (burada saksıda satılıyor), makarnamızı, parmesanımızı aldık. "Krema almayacak mısın" dediğimde boş gözlerle bana bakıp "Ne için" dedi. Bu noktada normalde yediğim pesto soslu makarnadan farklı bir şeyin beni beklediğini anladım. İkinci şokumu ise makarnayı haşlarken koydukları patates ve taze fasülye ile yaşadım. 
O zaman artık tarifi verme vakti. Türkiye'de bulması zor yada pahalı malzemeler için yerine kullanabileceğiniz önerilerimi de yazacağım. Malzemelerin miktarlarını kendi damak tadınıza göre değiştirebilirsiniz. Fıstık ve peynir sosumuza yağlandıran malzemeler, bu nedenle birini çoğaltıp diğerini azaltabilirsiniz.

Malzemeler (4-5 kişilik):
  • Pesto Sos İçin:
    • 1 demet taze yemeklik fesleğen (Yemeklik fesleğenlerden, masalarımıza güzel koku için koyduklarımızdan değil)
    • 50 gr çam fıstığı (Türkiye'de çam fıstığı pahalı olduğundan yerine kaju da kullanabilirsiniz)
    • 2-3 diş sarımsak
    • 50 gr rendelenmiş parmesan peyniri (Türkiye'de güzel parmesan bulmak zor olduğundan yerine eski kaşar kullanabilirsiniz)
    • Yarım çay bardağı zeytinyağı
    • Tuz
  • Makarna İçin:
    • 1 paket Linguine, Tagliatelle, Fettucine (bunların bulamazsanız yassı spagetti yada normal spagetti ile yapabilirsiniz)
    • 400 gr ince taze fasülye (resmini koyduğum fasülyelerden bulamazsanız normal taze fasülyeyi uzunlamasına ikiye bölebilirsiniz)
    • 3 adet orta boy patates
    • Tuz
Yapılışı:
  • Pesto Sos: Orijinalinde sosun havanda yapıldığını belirtiyim. Eğer geniş havanınız varsa önce tuz ve sarımsağı dövüp, ardından çam fıstığını ekleyip iyice dövün. Bundan sonra da iyice yıkayıp kurulanmış fesleğen yapraklarını üçer beşer ekleyip dövün, karışıma yedirdikçe yeni yaprak ekleyip işleme devam edin. Yapraklar bitince peyniri de ekleyin ve karıştırın. Bu noktada karışım macun gibi oluyor, sıvılaştırmak için azar azar zeytin yağı ekleyip karıştırın. Eğer havanınız yoksa yada uğraşmak istemiyorsanız rondo veya blenderda bütün malzemeleri aynı anda koyup karıştırın. Sadece zeytinyağını yine azar azar eklemenizi tavsiye ederim. Tuzu da kendi damak tadınıza göre ekleyin. Eğer sosunuzun fesleğen tadı ve kokusu azsa daha çok fesleğen yaprağı ekleyebilirsiniz. Sosumuzun kıvamı bozadan biraz daha katı olmalı.
  • Makarna: Normalde makarna, içinde tanesi olmayan taze fasülyeler (galiba çalı fasülye deniyor) ile yapılıyor, ancak siz onlardan bulamadıysanız kalın fasülyelerinizi uzunlamasına ikiye kesip inceltebilirsiniz. Elimizdeki fasülyeleri ayıkladıktan sonra, boyutları yemeklik olacak şekilde kesiyoruz ve patatesleri de soyup, küp küp doğruyoruz. Hepsini tenceremizde kaynayan suyun içine atıyoruz. İsterseniz tuz da ekleyin. Makarnayı da ekleyip hepsini beraber haşlıyoruz. Eğer patates ve taze fasülyeleriniz geç pişecek cinstense onları makarnadan önce kaynatmaya başlayın ve makarnayı sonra içine ekleyip, kaynatmaya devam edin. Her şey haşlanınca kalan suyunu süzün, ancak sakın ama sakın sudan geçirmeyin! Bu da Türk insanının makarna pişirirken yaptığı en büyük yanlıştır.
  • Veeee makarnamız, sebzelerimiz ve pesto sosumuz hazır. Süzgeçten tekrar tencereye aldığımız sebzeli makarnamıza pesto sosumuzun yarısını ekleyip iyice karıştırıyoruz, bu sırada patateslerimiz dağılıp parçalanırsa bence makarnanın tadı daha güzelleşiyor. Bu noktada bence yemeğinizin tadına bakın ve ona göre daha ne kadar pesto sos eklemeniz gerektiğine karar verin. Ben 1 paket makarnaya bütün sosu koyuyorum. Üstüne rendelenmiş parmesan ve fesleğen yaprakları koyup servis edebilirsiniz. 
Herkese afiyet olsun, yedikten sonra yorumlarınızı bekliyorum. Türkiye'de yerine kullanılabilecek başka malzeme önerileriniz varsa ve yorumlarda paylaşırsanız sevinirim.
Son olarak gerçek fesleğen soslu makarnayı öğrettikleri için Marco ve Jelena'ya çok teşekkür ediyorum.

   
 

Devamını oku »

10 Temmuz 2015 Cuma

Amsterdam'dan Volendam'a

Hollanda'nın kasabaları, birbirinden güzel evleri ve yemyeşil doğası ile anlatmakla bitmez. Volendam başta olmak üzere Edam, Marken, Monnickendam, Broek in Waterland kasabaları Amsterdam'dan günübirlik gelen turistleri ağırlıyor. Peki bu kasabaların özelliği ne? Buralar liman kentleri olması nedeni ile Hollanda'nın altın çağında çok zenginleşmiş ve halen bu zenginliğini ve güzelliğini koruyan kasabalar. Şöyle ki Broek in Waterland'te gördüğüm en vasat araba Volvo'ydu diyebilirim.

Nasıl gidilir?
Biz Amsterdam'dan atladık bisikletimize geze geze Volendam'a vardık. Bisiklet yolları düzgün ama Hollanda dışından gelen biri için Broek in Waterland'e kadar yollar biraz ıssız gelebilir. Kondisyonunuz ve vaktiniz yoksa otobüsle gitmenizi tavsiye ederim, ki ben turist olarak bir kaç günlüğüne gelmiş olsam bisikletle gitmezdim, dönüşte yorgunluktan ancak 3 saatte eve vardım ve o gece 12 saat uyudum :) Neyse bisikleti çok uzatmaya gerek yok, Google Map'e gitmek istediğiniz yeri yazın bisikleti seçin o size yolu gösterecektir. 
Otobüsle gitmek isterseniz Amsterdam Centraal Station'dan kalkan ve bugün itibariyle günlük 10 eur'ya alabileceğiniz biletler ile tüm gün istediğiniz kadar inip binip bu kasabaları gezebiliyorsunuz. Bu otobüslerin websitesi de çok güzel. Her kasaba için kısa kısa bilgi vermişler ve koydukları harita da bence çok faydalı. Ben haritada kırmızı ile çizilmiş kasabalara gitmedim. Gittiğim de onu da başka bir yazımda paylaşacağım. Biletleri internetten alırsanız 9 eur. Websitesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Amsterdam içinde turist ofislerinde de Volendam turları satılıyor kişi başı 50 eur civarı oluyor. İsterseniz bunlar ile de gezebilirsiniz ama kişi başı 5 katı para ödeyeceğinizi unutmayın.

Nereleri görmeli?
  • Broek in Waterland: Zengin bir kasaba. Deniz kenarında değil. İçinden kanal geçen ufak dar sokakları olan, küçük köprüleri ve güzel evleri ile yemyeşil bir kasaba. Bot kiralanıp da gezilebilen bu kasabayı görmeniz için 1 saat yeterli olacaktır. 
  • Monnickendam: Peynirini sevdiğim yine zengin kasabalardan biri. Burasını da gezmek için 1 saat ayırmanız yetecektir.
  • Edam: Edam peynirini bilmeyenimiz yoktur. Bu kasabada her yıl Temmuz ve Ağustos ayları boyunca her çarşamba sabahı kurulan geleneksel peynir marketini görmenizi tavsiye ederim. 
  • Marken: Ufacık bir balıkçı kasabası olan Marken'e Volendam'dan botlarla ulaşabiliyorsunuz. Maalesef 10 eurluk otobüs bileti bu botlarda geçmiyor. Volendam Marken Express ile yapacağınız yolculuk gidiş-dönüş 10 eur. Marken'e giderseniz "Clog" denilen Hollanda'nın meşhur tahta ayakkabı fabrikasını ziyaret etmeyi unutmayın.
  • Volendam: Bu kasabalar arasında en büyük ve en turistik olanı. Genelde Hollanda'nın yaşlı nüfusunun yaşadığı, denizdeki yelkenlileri, deniz kenarındaki çiçeklerle süslenmiş büyük evleri, iç taraflara doğru kanal kenarlarına dizilmiş bakımlı şirin evleri olan zengin bir balıkçı kasabası. Sahil boyunca ise Türkiye'deki tatil beldeleri gibi sıra sıra kafe ve hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Hediyelik eşya dükkanlarının birinin girişinde 5 aşamada tahta ayakkabıların yapımını anlatan maket vardı.
    Yine Volendam'da peynir, peynir bıçakları, peynir sosları ve peynirle ilgili her şeyi bulabileceğiniz Cheese Factory isminde büyük bir peynir dükkanı da bulunuyor. Bu dükkanın alt katında ise peynir üretiliyor ve siz de izleyebiliyorsunuz. Peynirler ve diğer ürünlerin fiyatları marketlerden daha yüksek, bilginize. 
    Volendam'da minibüslerde satılan balıklardan alın bence çok lezzetli ve taze, ayrıca soslarına bayılıyorum. Havenrestaurant De Lunch restoranının yemekleri güzel. Tatlı için ise yine minibüslerden pancake veya dondurma alabilirsiniz. Yorulunca da denize karşı masaları olan restoranlardan birinin dışarsında oturup biranızı için. Sakın sahil kenarına takılıp sokak aralarını gezmeyi ihmal etmeyin.
"Beliz bu kadar kasaba adı saydın, o kadar indi bindi yapmakla bizi uğraştırma, hangisine gidelim?" diyorsanız Volendam'a gidin.  

Son bir not daha: Otobüsle geldiyseniz ve eğer Volendam'dan Marken'e (yada Marken'den Volendam'a) geçiyorsanız vapur biletini tek yön alın ve Amsterdam'a dönüş otobüsüne Marken'den (yada Volendam'dan) binin. Böylece 10 eur yerine 7.50 eur vapur parası vermiş olursunuz :)

Herkese iyi tatiller ve her zaman olduğu gibi yorumlarınızı bekliyorum :)
Devamını oku »

7 Temmuz 2015 Salı

Hobbit Köyü Giethoorn

Haftasonu havanın 35 dereceleri göstermesi ile Amsterdamlılar kendilerini şehir dışına ve parklara attılar. Biz de fotoğraflarını görüp hayran kaldığımız, içinde yol olmayan ve teknelerle ulaşım sağlanan Giethoorn köyünü ziyaret etmeye karar verdik. 
Burası "Kuzeyin Venedik'i" olarak da bilinen, ulaşımın sadece kanallar arasında botlarla yapıldığı ve son yıllarda bisiklet yolu da eklenen ufak yemyeşil bir köy. Köyün araba yollarının olduğu yerleşim kısmı da var ama turist olarak görmemiz gereken kısım orası değil. Ufak ufak 175 civarı ahşap köprü var ve bunlar genelde ev sahiplerine ait. Evlerin neredeyse hepsinin çatıları sazdan. 

Nasıl gidilir?
Giethoorn'a Amsterdam'dan tren ve sonrasında otobüse binerek 3 saatlik bir yolculuk sonrası ulaşmanız mümkün, bu yolculuk ortalama 45-50 eur civarı tutuyor. Araba ile ise 1,5 saatte ulaşabilirsiniz ve araba kiralamak eğer 4-5 kişiyseniz kişi başı 25 eur civarına gelecektir. Google Map'te Giethoorn'u aratırken "Hollands Venetie" yazarak aratın yoksa sizi Giethoorn Noord tarafına yönlendirecektir ve burası yukarıda bahsettiğim turistik olmayan kısım. 
Köyün içinde nasıl gezilir? Arabanızla da gitseniz, otobüsle de gitseniz aynı yerde inip köyün iç kısmına yürümeniz gerekiyor. Bot ile gezmek olmazsa olmaz. Bisiklet de kiralayabilirsiniz ancak yolların çok dar olduğunu ve insanların da yürüdüğünü unutmayın. Bence burası bisikletle gezmek için ideal olmayan bir köy. 

Nerede kalınır?
Aslında köyü günübirlik gezmeniz yeterli olacaktır. Yine de kalmak isterseniz B&B'lere (yani fotoğraflarını da gördüğünüz bu güzel evlerde) yada prefabrik tarzı konaklama yerlerine bakabilirsiniz. Ayrıca kamp ve karavan alanları da var.

Nereleri görmeli?
Burada görülecek şey köyün kendisi. Daracık sokakları arasında yürüyüp doğasına ve evlerine aşık olup, yorulunca da kanal kenarlarında ağaçların gölgesinde yatacağınız bir yer.
En zevklisi arkadaşlarınız ile bot kiralayıp kanal ve göllerde gezmek. Elektrikli botlar çoğunlukta ve kesinlikle bunlardan kiralayın, kullanması da çok kolay. Zaten maksimum hızda bile gitseniz baya yavaş gittiğinizi fark edeceksiniz ve herkesin sizin gibi acemi olduğunu unutmayın. Bota binerken yanımıza şarap, meyve, peynir, su gibi şeyler aldık ve bot ile gezerken yedik içtik. Bunları önceden alın çünkü Giethoorn'ın içinde market bulunmuyor.
Eğer ben bot kullanmaya cesaret edemem yada 2 kişi gittik bu nedenle bot kiralamak pahalı derseniz, bot turlarına katılmanızı öneririm. Bu turların 1 saatlik olanı kişi başı 6,50 eur. Kendi yiyecek içeceğinizi almanıza izin verilmiyor ancak su, kahve gibi şeyler servis ediyorlar. 
Botları online olarak da kiralayabiliyorsunuz. Biz botu çoğu turist gibi Zwaantje'den kiraladık ve saati 30 eur idi. Zaten otobüsten inince yada arabanızı park edince hemen önünüzdeki bot kiralama yeri. Ancak saati 15 eur civarı olan kiralama yerleri de gördüm. Farkı var mı, varsa nedir bilmiyorum o nedenle isterseniz önce köyde bir yürüyün, soruşturun sonra kiralayın. Ben aşağıda bir kaç adres yazdım. Sitelerin çoğu Hollandaca, "Bootverhuur" "Bot Kiralama" demek. Eğer Google Chrome kullanırsanız site açılınca sağ klik yaparak "Translate to English" seçeneği ile siteyi İngilizce görüntüleme şansınız olur.
Ne yenir içilir?
Kanal kenarlarındaki restoranlarda oturup yiyip içmenizi öneririm. Yemek olarak çok lezzetli şeyler beklemeyin derim. Fratelli, Fanfare, 't Vonder, 't Acherhuus kanal kenarındaki restoranlar. Dondurma için Geythorn, göl manzarası için Smit's Paviljoen, pancake ve krep için de Pannenkoekenhuis Jantje'ye gidebilirsiniz.

Herkese iyi eğlenceler dileyip bikini ve güneş kreminizi unutmayın diyorum :)

Fotoğrafların üstüne tıklayıp büyük hallerini görebilirsiniz.



Devamını oku »