29 Mayıs 2015 Cuma

Hollanda'ya Alışmak Vol.1

Günlerden cuma, Oki'nin bu akşam çalışması olup işe gidince ben de oturup bir gezi rehberi daha yazayım dedim. Sonra birden 4 aydır burada olduğum ve artık şaşırmadığım hatta benim de yaptığım Hollandalı davranışlarını yazmak geldi aklıma. Bu liste uzun ve gitgide de artmaya devam ediyor. O nedenle bu yazıya "Vol.1" dedim, bakalım zaman geçtikçe kaç tane versiyonu olacak bu listenin :)
Bisikletle ilgili çok yazmayacağım çünkü onları bisikletlerle ilgili yazıma saklıyorum :)

  1. Yazın bile kalorifer yakmak
  2. 20 dereceyi görünce hemen parklara koşmak
  3. Markete giderken yanında poşet taşımak ve unutunca aldıklarını elinde taşımak
  4. Her yerin 6'da kapanmasına şaşırmamak
  5. Kredi kartı veya nakit yerine herkesin bankamatik kartı kullanması
  6. Bütün trafiğin yaya karşıdan karşıya geçsin diye durması
  7. Bisiklet yolunda yürüyen yayalara sinirlenip deli gibi zil çalmak
  8. Bisikletinin lastiği patlayınca gideceğin yere geç kalmak 
  9. Her yere su şişeni taşımak
  10. Restoranlarda musluk suyu istemek
  11. Bahşiş bırakmamak
  12. "Kijken Kijken Niet Kopen" yani " Bak Bak Alma" felsefesini kabullenip gerçekten ihtiyacın olmadan bir şey almamak 
  13. Evin perdelerini kapamamak ve tül kullanmamak
  14. Eve her hafta taze çiçek almak
  15. Her şey için bağış toplanması (Nepal, Suriye, eşekler, şempanzeler, köpekler...)
  16. TV'de eskort reklamları çıkması
  17. İkinci el bir şeyler almanın normal gelmesi
  18. Kimsenin karı-koca kelimelerini kullanmayıp, herkesin "partner (eş)" diye hitap etmesi
  19. Aynı cinsiyetten insanların öpüşüp birbirlerine dokunmalarına şaşırmamak
  20. Takvim ve ajandana aylar öncesinden randevularını not almak
Devamını oku »

28 Mayıs 2015 Perşembe

Üç Kuleli Şehir Gent


Daha önce Brugge'e giderken trenden görüp "burası da neresi böyle" dediğim ama ziyaret edemediğim Gent'i, bu Belçika gezimde hemen programa ekledim, çok da iyi ettim. Gent Belçika'nın Felemenk bölgesinde yer alıyor ve dil olarak Felemenkçe (Hollandaca) hakim. Brüksel'de hiç anlamadığım Fransızca'dan sonra burada en azından menüleri, tabelaları, tramvayları falan anlayınca bir mutlu oldum sormayın :) Gent'i ziyaret için bir gün yeterli olacaktır, eğer vaktiniz sınırlıysa yarım güne de sığdırabilirsiniz.

Nasıl gidilir?
Gent Bruksel ile Brugge'un arasinda. Brüksel'den 1 saatlik, Brugge'den ise 45 dakikalik tren yolculuğu ile Gent'e ulaşabilirsiniz. Trenler çok sık ve haftasonu bileti alırsanız fiyatları uygun oluyor. Gent Tren İstasyonu'ndan (St. Pieters İstasyonu) ise 1 nolu tramvay ile şehir merkezine gidebilirsiniz. Sint Veerleplein meydanındaki Gravensteen durağı turunuza başlamak yada bitirmek için iyi bir seçenek. Ben bu yazıyı yazarken tramvayın tek yönü 3 eur idi.

Nereleri görmeli?
Aşağıdaki liste kalabalık görünse de aslında hepsi topu topu 2-3 saatinizi alacaktır. Gentliler şehirlerinin üç ünlü kulesi ile övünür, bunları da aşağıda yazacağım.

  • Graslei ve Korenlei: Bunlar kanalın iki kıyısının isimleri. Burası bana köprüsüyle cafeleriyle ve belki de güzel havanın etkisiyle Venedik'i anımsattı. Gece bölgenin ışıklandırması görülmeye değer.
  • St Michael Köprüsü: Graslei ve Korenlei'nin sonundaki köprü. Köprünün üstünden Graslei ve Korenlei'ye bir bakmak, bir selfie lazım.
  • Korenmarkt: Şehrin merkezi burası. St Michael köprüsünün Graslei ayağından itibaren meydanı göreceksiniz.
  • St Bavo Katedrali: Üç kuleden birincisi. "Mystic Lamb" eserine de ev sahipliği yapan şapelin de bulunduğu katedrali görmelisiniz. Girişi ücretli, bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. 
  • Belfry: Bu çan kulesi şehrin sembolü ve üç kulenin ikincisi.
  • St Nicholas Kilisesi: Üç kulenin sonuncusu. Kilise Roma mimarisinin çok güzel bir örneği.
  • Gravensteen: Kontlar Şatosu. Kaleden manzara izlenebilir ve içinde eski silahlar görülebilir. Websitesi için tıklayın.
  • Kraanlei ve Kleine Vismarkt: Şehrin yine manzarası çok hoş olan kıyısı ve köprüsü. Kontlar Şatosu'nun çıkışında.
  • Patershol: Şehrin en hipi/cozy mahallesi.
  • Kouter: Şehrin buluşma bölgesi olarak biliniyor. Eğer Gent'i pazar günü ziyaret edecekseniz tramvaydan burada inin ve sadece pazar sabahları kurulan çiçek pazarını görün. Ben çok beğendim, hatta bahçem için almak da çok istedim ama taşıması zor olacak diye alamadım.
  • St Jacobs: Burası da şehrin festivalinin yapıldığı ve cuma-cumartesi-pazar sabahları antika pazarının kurulduğu meydan, bit pazarı da denilebilir. Pazara giderseniz bütün Türkler'in nerede olduğunu göreceksiniz :)
  • Vrijdag Markt: Burası şehrin pazar alanı. Pazar cuma günleri kuruluyormuş, ben pazar gittiğim için göremedim. Meydanın ortasındaki asker ise parmağı ile İngiltere'yi gösteriyor. Bu meydana çıkan sokaklardan biri olan Baudelostraat beni evlerinin mimarisi ile beni kendine hayran bıraktı.
Ne yenir içilir?
Gent, Avrupa'nın en iyi vegeteryan mutfağına sahip şehri. Bu şehirde de Belçika'nın meşhur dörtlüsü waffle, bira, patates ve çikolatalarını yiyebilirsiniz. Çikolatalar için Belçika Çikolatası rehberime göz atabilirsiniz. Zaman geçirmek için ise Graslei ve Korenlei'deki sıra sıra mekanlardan birisine oturup bir şeyler içerken manzara ve insanları izleyebilirsiniz. Biz manzaranın yanında teknelere binip inenleri de izledik, sonunda Oki'nin tekneden inip binmek için binbir çaba harcayan teyze ve amcalara bakıp "Tura katılmak için 70+ zorunluluğu var herhalde" demesiyle benim de kopmam bir oldu :) Neyse siz siz olun biranın yanına adet olduğu üzere peynir ve hardal da istemeyi unutmayın, hardalları acı, bilginize. Bir de Gent burnu diye sattıkları orijinal adı Cuberdon olan yumuşak bir şekerlemeleri var, gitmişken denemeyi unutmayın.
Bunlar dışında bira için De Dulle Griet (ayakkabılarınızı çıkarmaya hazır olun), canlı jazz müzik için Hot Club de Gand, yemek için De Stokerij (içi de dışı da çok hoş), bar hopping için Walpoortstraat tarafı, kahve/kahvaltı/tatlı için Simon Says (binası çok hoş), Gust, Le Pain, Julie's House (burayı ben çok sevdim) denenebilir. Mekanların isimlerine tıklayarak websitelerine ulaşıp adreslerine bakabilirsiniz.


Son Notlar
  • Gent'e giderken mutlaka visitgent.be sitesini ziyaret edin, çok başarılı. Bu site şehrin resmi turizm rehberi. Özellikle restoran önerilerinin yararlı olduğunu düşünüyorum.
  • Tekne turu yapmak isterseniz Graslei'den veya Kraanlei'den 7 eur'ya binebilirsiniz.
  • Şehirde fayton ile de gezilebiliyor.
  • Üniversite şehri olduğundan gecesi de gündüzü de hareketli. 
  • Şehirde her yeni doğan bebek için St Veerleplein'deki ışıklar hafifçe yanıp sönüyor. 
  • Fotoğraf çekmek için duvarları grafitilerle dolu daracık bir sokak olan Werregarenstraat'a uğramanızı tavsiye ederim.
Sizlerin de tavsiyeleriniz varsa yorumlarınızı bekliyorum.

Beliz
Devamını oku »

26 Mayıs 2015 Salı

En Tatlı Rehber: Belçika Çikolatası Rehberi

Bu haftasonu 3 gün tatili fırsat bilerek atladık Belçika'ya gittik. Dünyanın çikolata merkezine gidip çikolata rehberi yazmadan olmaz dedim ve başladım bilgi toplamaya. O çikolatacı senin bu çikolatacı benim yedim durdum ve bu sabah tartı bana dedi ki yarım kilo almışsın :( akşam taytları çekip koşuya çıkmak şart.

Okumaya başlamadan önce her ihtimale karşı yakınlarınızda çikolata bulunduğundan emin olun :) sonra uyarmadı demeyin.

Belçika'da özellikle turistik olan Brüksel ve Brugge'de her adım başı farklı fiyat ve kalitede çikolata dükkanları var. Ben size en sık önünüze çıkacakların bugün itibariyle fiyat bilgilerini tamamen objektif, kalite bilgilerini biraz objektif biraz subjektif, tatlarını ise tamamen subjektif olarak yazacağım. Fiyatlar değişirse de bu rehber ile en azından hangisi ne kadar ucuz veya pahalı görmüş olursunuz. Vereceğim fiyatlar truffle, madlen ve diğer özel çeşitlerin fiyatları değil, her dükkana girdiğinizde göreceğiniz praline tarzı çikolataların fiyatları.

  • Pierre Marcolini: Fiyat bilgisi vermenin en zor olduğu marka.  Paketlerinin üstüne gram yazmıyorlar yada yazanları da etiketle kapamışlardı. Kutularda tane bilgisi var ki bu yöntemden de anlaşılacağı üzere gayet pahalı :) Kutunun içerdiği çeşitlere ve tane sayısına göre fiyat değişse de ortalama 1 eur/tane gibi bir fiyat oluyor (70lik kutu alırsanız bu fiyat 0.60 eur'ya kadar düşüyor), kilo olarak ise 90 eur civarı. Kaliteli  ve tadı güzel. Eklerleri ise yemeye kıyamayacak kadar güzel, tanesi 4 eur.
  • Wittamer: 80 eur/kg. Kaliteli ve tadı güzel. Kraliyetin pastacısı. Macaronları Belçika'nın en iyisiymiş. Diğer tatlıları da çok iyi.
  • Elisabeth: 79 eur/kg. Kaliteli ve tadı güzel. Az çeşidi ve şubesi var. Dükkanları  ve paketleri gösterişsiz. Bence hediye için hem fiyat olarak hem de paket olarak tercih edilmemeli. Nugatları denenebilir. Büyük boy bezeleri ilgi çekiyor.
  • Mary: 78 eur/kg. Kaliteli, tadı güzel. Bol çeşitli. Paketleri çok şık ve kaliteli görünüyor, bence en güzel hediye kutularına sahip 2 yerden birisi. Sıcak çikolatası 4 eur, Starbucks'ın tall bardak boyunda. bardakları bile çok şık :)
  • Godiva: 65 eur/kg. Kaliteli, tadı güzel. İstanbul'da da şubesi olduğundan bence Belçika'dayken girmeye gerek olmayan marka. Midenizdeki yeri diğer markalara saklayın derim.
  • Neuhaus: 64 eur/kg. Kaliteli, tadı güzel. Bence en güzel hediye kutularına sahip 2 yerden birisi. Retro tarzda veya Belçika'nın meşhur çizgi roman ve çizgi film karakterli kutuları var.  Hazır hediye kutularının içeriklerini de çok güzel hazırlamışlar. 
  • Corne Port Royal: 48 eur/kg. Kaliteli, tadı güzel. Çiçek şeklinde azıcık karamelli biraz da kahveli bisküvimsi bir içi olan çikolata favorim, adı Fleur. 
  • La Belgique Gourmende: 38 eur/kg. Kalitesi ve tadı diğerlerine göre güzel değil. Dükkanlarının dekorasyonu güzel. Bence bu fiyatlarda daha kaliteli yerler tercih edilmeli.
  • The Old Chocolate House: 30 eur/kg. Kaliteli ve tadı güzel. Sadece Brugge'de butik bir dükkanı var. Daha önce Brugge'e gittiğimde o hafta şansıma kapalıydı ve çok içimde kalmıştı ama bu sefer açıktı ve o muhteşem marzipanlarından deneme şansım oldu :) Fiyatına göre en iyilerden. Butter caramel çeşidini tavsiye ederim. Sıcak çikolatası 2 eur, ufak ofislerde kullanılan kağıt bardak boylarında satıyorlar. 
  • Leonidas: 26 eur/kg. Kalitesi ve tadı diğerlerine göre güzel değil. Hediye için en çok tercih edilenlerden. Paketleri de hoş.
Eğer Brugge'ü de gezinize katacaksanız Old Chocolate House'tan hediyelerinizi alın derim, daha çok bütçeniz varsa Neuhaus'un ürünleri ve paketleri de hediye ettiğiniz kişileri mutlu edecektir. Bundan daha da çok bütçeniz varsa Mary'nin kutuları şıklığı ile annenizi ve hediye edeceğiniz dostlarınızın (özellikle kadınlarsa) gözlerini kamaştıracak. 

Markalarının hepsinin websitelerine yukarıda isimlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz. Online olarak da sitelerinden alışveriş yapabilirsiniz.

Belçika'nın speculos diye tipi bizim Eti Finger'a benzeyen baharatlı meşhur bir bisküvisi var. Bence speculoslu çikolatalar da denenmesi gereken çeşitlerden.

Bu dükkanlar dışında marketlerden de bizim Ülker, Eti gibi bir marka olan ve Mondelez'in ürettiği Cote D'Or da kendiniz yemek için alabilirsiniz. Son olarak ise yine hem marketlerde satılan hem de kendi dükkanları olan Galler markası da onlarca çeşitli çikolata barları ile denenmesi gerekenlerden.

Sizin de deneyip sevdiğiniz başka markalar varsa veya çeşit öneriniz olursa yorumlarınızı bekliyorum. Herkese çikolata tadında bir hafta dileğiyle...


Devamını oku »

21 Mayıs 2015 Perşembe

Havasına Suyuna, Taşına Toprağına...

...Bir başkadır benim memleketim! Gerçekten de öyledir. Amsterdam'a gelince anladım ne kadar başka olduğunu.

Havası...
Türkiye'nin havası sıcaktır. Şu an millet şortları, t-shirtleri giymeye başlamıştır hatta Oki'nin memleketi Adana'da nisan ayında denize bile girmeye başlanmıştır. Nemden nefes alamazsın, toplu taşıma duş almaktan ve deodoranttan bihaber vatandaşlarımın kokusundan #direnburun diye hashtag yaratmama neden olmuştur. Sonra sonbahara gelir sıra. Yağmurlar başlar. İstanbul'da evinden 5 dakika yürüme mesafesindeki metroya ulaşana kadar bütün ayaklarının içi pis çamurlu su dolar. İşe arabayla gitmek istersin ama yeni yapılan üst geçit (evet hem de üst geçit) yerçekimine bile meydan okuyan bir mühendislik harikasıdır ve yarım metreye kadar su birikir üstünde, arabanın motoru su altında kalır korkusuyla işe arabayla gitmekten vazgeçersin. Akşam eve geldiğinde bir bakarsın İstanbul, Ankara, Antalya... bütün büyük şehirleri sel basmış. Sıra kışa geldi. İstanbul ve çevresinde 2-3 hafta kar ya olur ya olmaz. Ege ve Güney Anadolu'da kar bile olmaz. Peki ya olursa? Okullar tatil, neden çünkü yollar güvenli değil yada yol yok! Belediye ne yapar peki? Orası meçhul. Bir de havanın temizliği konusu var. İstanbul, Gebze falan bir cennet o konuda. O sanayi şehirleri nasıl orman dolu, yemyeşil. Aaaa pardon ya o ormanlar Almanya'nın sanayi şehirlerindeydi, Türkiye'de sanayi şehrinde yaşamak akciğer kanseri ile barışık yaşamak demek oluyordu.
Geldik Hollanda'ya. Bir rüzgarı var soğuk içinize işliyor, bisiklette dengede kalmak zorlaşıyor hatta düşüyorsunuz. Burası deniz seviyesinin altında bir ülke ve barajlar ile sular altında kalması önleniyor. Havası Londra gibi, sürekli yağmur bekleyebilirsiniz. Kışları uzun, fırtınası eksik olmaz. Yazın da akşamları şort, terlik veya hırkasız gezmek pek söz konusu olmaz. Peki bu kadar yağış görülüyor ve ülkenin çoğu deniz seviyesinin altında, sel olmuyor mu? Olmuyor! Kar yağınca okullar tatil oluyor mu? Olmuyor! Yollar çamur falan da olmuyor pırıl pırıl. Millet giyiyor patenlerini başlıyor buzpateni yapmaya. Yazın da kışın da kimse kokmuyor, toplu taşıma lüks bir araca binmek gibi. Fırtına veya yağış oldu diye elektrik falan da kesilmiyor. Hava temizliği mi? Her mahallede parklar, ormanlar (Amsterdam ormanlarını görüp Türkiye'de olsa bu şehrin içindeki araziye kaç gökdelen yaparlardı diye düşündüm), her sokakta ağaçlar. Sizce havası nasıldır?

Suyu...
Türkiye'de damacanalarımız vardı, sağlıksız dediler. 5 litrelik almaya başladık, plastik dediler. Cam alın dediler fiyatları cebimizi yaktı. Su yerine bira içelim dedik ona da vergi üstüne vergi... Peki bu millet ne içecek? Hadi diyelim paramız yetti camda aldık sularımızı yada yetmedi damacanaya devam dedik. Peki özellikle yazın hemen hemen her gün kesilen sulara ne çare? Panik olmayın, yine bizim damacanalar imdadımıza yetişir. Hem tuvalet hem de duş için kullanılması uygundur. Küçük çocukların ulaşamayacağı yerlere kaldırınız.
Sıra Hollanda'nın suyunda. Su kesilmesi mi diye sordunuz? Bence cevap vermeme gerek bile yok. İçme suyuna gelince, musluk var ya. Tadı da gayet güzel. Kireçli mi? Evet, sular kireçli. Bu nedenle ben De Tuinen dükkanlarında, bol.com'da yada Brita'nın kendi websitesinde satılan filtreli sürahilerinden kullanıyorum. Kullanmasınız olmaz mı, olur.

Taşı...

Türkiye'nin Arnavut kaldırımları ne güzeldir, değil mi? Tabi çocukluğumdan beri her belediye kaldırım taşlarını her sene söküp sürekli inşaat halinde bırakmasa, güzel olduğunu söyleyebilirdim ama maalesef hiç tamamlanmış olarak görmek nasip olmadı. Her belediye yandaşına para kazandırmak için düzgün de olsa o taşları mutlaka sökerdi. İstiklal caddesine bile asfalt döken bir ülkedir, Türkiye.
Hollanda'da ise her yer gerçekten Arnavut kaldırım :) düzgün, kırık çıkık, eksik, çukur yok. Bütün ülkede bisiklet yolları var, hani şu kırmızı olanlardan da var :), ve gerçekten bisiklet kullanmaya uygun.

Toprağı...
Türkiyem'in toprağı çok verimlidir. Tabi çiftçime tarım yapması için devlet desteği sağlansa, bir de binadan ve yoldan toprak kalsa... Şehirlerde kalan 3-5 tane parka bahçeye de anneler çocuklarını gönül rahatlığı ile salamıyorlar çünkü sokak hayvanları her yerde ve tuvaletlerini de buralara yapıyorlar.
Yine sıra Hollanda'da. Tek bir tane sokak hayvanı yok. Hepsi barınaklarda ve gerçekten çok güzel bakılıyorlar. Sahipli hayvanlar da sokağa tuvaletlerini yaptıklarında sahipleri mutlaka topluyor tuvaletlerini. Böylece Hollandalı çocuklar parklarda bahçelerde gönül rahatlığı ile yuvarlanıp oynuyorlar ve dünyanın en mutlu çocuklarının yaşadığı ülke olarak Hollanda listenin birinci sırasına oturuyor.

Cennet ülkemizin nasıl cehenneme dönüşmeye başladığını maalesef Hollanda'ya taşınınca gören ben, bu yazıyı şöyle bitirir: "Yeniden doğdum dersin, derya olur gidersin. Bir başkadır benim memleketim..."



Devamını oku »

19 Mayıs 2015 Salı

Dünyanın En Seksi Yeri "Red Light District"

Amsterdam’da evimize taşınıp televizyon yayınımızın bağlandığı ilk akşam TV’de dizi izlerken birden hafif pornografik görüntüler çıktı ekranda. Başta kumandaya yanlışlıkla basıp yetişkin kanalı açtığımı düşünmüştüm ki bir baktık sadece eskort reklamıymış. Eşim ise bu sırada perdeleri açık evimizin önünden geçenlerin sapık olduğumuzu düşünmesinden panik olmuştu J Hollanda’da yaşıyorsanız televizyonda CSI tarzı bir dizinin ortasında eskort reklamı görmeniz oldukça normal, çünkü burada fahişelik yasal.

Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, yazmak istediğim "bazı bilgilere" eşim; "Abazaları mı toplayacaksın sitene" diyerek tepki gösterdi. Ama bence kadın-erkek çoğu insan merak ediyordur, o nedenle eşime de biraz hak verip detaya girmeden biraz sansürlü olarak "bazı bilgiler" de vermeye karar verdim. Bu rehberimi FAQ/SSS yani sık sorulan sorulan tarzında soru cevap olarak yazmaya karar verdim. O zaman başlayalım. İşte size meşhur “Red Light District” rehberi ve daha fazlası...

1.      Hollanda’da Fahişelik yasal mı?
Bütün Hollanda’da fahişelik yasal. Buna genelevler, eskort hizmetleri, özel kulüpler ve red Light District’teki gibi camda fahişelik yapmak dahil. Ancak sokakta fahişelik yapmak yasal değil. Bu nedenle sokakta gezen arabanıza yanaşan fahişe görmeniz pek olası değil.

2.      Neden yasal?
Hollanda dünyanın en güvenli ülkelerinden, ayrıca insan haklarına da en çok önem verilen ülkelerinden biri. Seks sektöründeki suç oranını düşürmek ve cinsel istismarcılığı durdurmak için devlet fahişeliği yasallaştırıyor ve bunun sorumluluğunu alıyor. Fahişelik dünyanın en eski mesleği ve dünyanın her ülkesinde var. Bu mesleği yasallaştırmayan ülkelerin hükümetleri bence ödlekten başka bir şey değil! Çünkü yasallaştırıp bu olayın sorumluluğunu almayı reddediyorlar ve her türlü cinsel istismara kucak açıyorlar. Amsterdam'daki “Oude Kerk” yani “Old Church” önünde “Belle” isimli cam kapıda duran fahişeyi temsil eden bronz bir heykel bulunuyor ve açıklamasında “Respect sex workers all over the world” yazıyor.

3.      Fahişelik için yaş sınırı nedir?
21.

4.      Fahişelerin çalışma koşulları nasıl?
Fahişeler Hollanda’da sosyal güvenceleri olan, sağlık kontrolleri yapılan, vergi ödeyen kayıtlı çalışanlar. Tamamen devlet kontrolü altındalar, kendilerini pazarlayan birileri yok. Sadece genelevlerin, seks kulüplerinin sahipleri var ve devlet tarafından gerekli koşulları sağlamaları için düzenli olarak denetleniyorlar. Fahişelerin çift vardiya çalışmaları yasak. Tamamen kendi iradeleriyle, Hollanda’da çalışma izinleri olan ve sağlık kontrolünden geçenler fahişe olarak çalışabiliyorlar. Fahişelere düzenli sağlık kontrolleri, dil kursları (Hollandaca, İngilizce) ve self-defense kursları ücretsiz olarak sağlanıyor.

5.      Red Light District nedir?
Red Light District, Kırmızı Fener Bölgesi demek ve Amsterdam’da “Window Prostitution” denilen cam kapılar arkasında çalışan fahişelerin en yoğun bulunduğu bölge. Cam kapıların ardındaki fahişelerin dışında Red Light’ta canlı porno showların sergilendiği seks kulüpleri (en ünlüsü Casa Rosso), striptiz kulüpleri, coffeeshoplar, sexshoplar ve fahişelik müzesi (Red Light Secrets: Museum of Prostitution) bulunuyor. Bölgenin en canlı kısmı Casa Rossa’nın da bulunduğu “Oudezijds Achterburgwal” sokağı ve çevresi. 

6.      Neden bölgeye “Red Light” deniliyor?
Aslında mahallenin adı De Wallen ve burası Amsterdam’ın en eski mahallesi. “Red Light District” adı ilk kez Amerika’da 1894’te kaydedilmiş. Red Light isminin nereden dair bir kaç hikaye var. En yaygınları şunlar: Eskiden fahişelerin müsait olduklarında kırmızı ışık yada mum yaktıkları için Red Light denildiği, diğeri ise genelevleri ziyaret eden tren görevlilerinin herhangi bir acil durumda nerede olduklarının belirlenmesi için taşıdıkları kırmızı fenerleri genelev ziyaretlerinde camın önüne koymalarından kaynaklandığı şeklinde. Bugün halen camlarda kırmızı floresanlar yanmakta.

7.      Neden bazı camlarda mavi ışık var?
Bazı transseksüel fahişeler mavi ışık kullanmayı tercih ediyorlar ve Red Light bölgede bir sokakta sadece transseksüel fahişeler bulunuyor. Mor ışıkların ise kırmızı ışıklardan bir farkı yok.

8.      “Black Corner” nedir?
Red Light District’te çoğunun Güney Amerikalı siyahi fahişelerin oluşturduğu bölgeye “Black Corner” deniyor.

9.      Peki “threesome”?
2 tane kızın bulunduğu camları da görebilirsiniz. Yani burda threesome/üçlü grup seks de var. Hatta heteroseksüel bir çiftin, camdaki bir kadınla pazarlık yaptığını gördüm. Herhalde çift olarak da gidip threesome yapılabiliyor.

10.  Camlarda çalışan heteroseksüel erkek fahişe var mı?
Camlarda gün itibariyle erkek fahişe çalışmıyor ancak seks kulüplerinde, online ve eskort servislerde çalışan erkek fahişeler var.

11.  Red Light ne zamanlar açık?
Sabah 6.00-8.00 arasındaki 2 saat dışında, her gün açık.

12.  Fotoğraf çekebilir miyim?
Red Light bölgesinde camlarda çalışan fahişelerin kimliğini belli edecek şekilde fotoğraf çekmek yasak. Kabinlerde düğmeler var ve çektiğinizi gördüklerinde anında polis çağırıyorlar. Diyelim bir şekilde çektiniz ve eve döndünüz, bu fotoğrafları yayımlamanız yasak. Ama sokağın fotoğrafını çekmenizde bir sakınca yok. Fahişeler kimliklerinin ifşa olmasını istemiyorlar. Ben de bu nedenle bu yazımda sadece internetten bulduğum fotoğrafları kullanmayı tercih ettim.

13.  Bazı camların perdeleri kapalı, bu ne demek?
Eğer perdeler kapalı ise o kabinin o sırada meşgul
olduğunu anlayabilirsiniz.

14.  Project 1012 nedir?
Posta kodu 1012 olan Red Light bölgesinde yoğunlaşan seks sektörü nedeniyle, turistlerin de sıkça uğrak yeri olan bu bölgenin iyileştirme projesidir. Bölgenin güvenliğinin arttırılması için cam genelevlerin sayısını yarıya düşürmek, genelev ve seks kulüplerin çalışma şartlarını iyileştirmek, fahişelerinin eğitimini sağlamak ve moda tasarımı gibi yüksek kaliteli/lüks iş yerleri açmayı hedefleyen projedir. 

15.  Ve son olarak, fiyat nedir?
15 dakikalık “Straight s*ck and f*ck” (evet, kullanılan tabir bu, ben uydurmadım) 50 eur. Diğer her şey ekstra, hatta üstlerini çıkarmalarının bile ekstra olduğunu duydum, doğru mu bilmiyorum. Araştırmalara göre bir ziyaretin 10 dakikadan fazla sürdüğü çok nadirmiş, ortalaması da 6 dakikaymış. Daha güzel kızlar daha pahalı veya çirkin diye daha ucuz değil. Pazarlık olaylarının transseksüel, siyahi ve uzakdoğulu fahişelerde daha yaygın olduğunu duydum. Maalesef bu konuda da bir ırkçılık var. Şunu unutmayın bu kadınları pazarlayan kimse yok, kendi iradeleri ile bu işi yapıyorlar ve kendilerinin patronları. Bu nedenle sizi beğenmeyebilirler, istemeyebilirler, indirim yapabilirler, yapmayabilirler, aklınızdaki şeyi kabul de edebilirler, etmeye de bilirler. Bunları yazarken bile çok mutlu oluyorum çünkü seks sektöründe çalışan kadınların bu kadar söz sahibi olduğu bir ülke burası.

Yine de Red Light District'i ziyaret etmeden önce bir iki dakikanızı ayırıp bir video izlemenizi rica ediyorum. Videoya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Benim bilgilerim bu kadar. Eklemek istedikleriniz olursa yorumlarınızı bekliyorum. Unutmadan, yorumlarda uygun bir dil kullanmak zorunludur.



Devamını oku »

15 Mayıs 2015 Cuma

12 Mayıs 2015 Salı

Seni Çok Sevdim, Düsseldorf!

Königsallee
Kadıköy'ü seviyorsanız eminim siz de Düsseldorf hakkında benim gibi hissedeceksiniz. Königsallee'si Bağdat Caddesi'ni, Mitterstrasse ve çevresi Bahariye'yi, barlar sokağı ve Ren nehri kenarı ile de bu sıralar özlemeye başladığım Kadıköy'ü hatırlattı bana Düsseldorf... Belki bundandır Düsseldorf'ta kaldığım 2 gün boyunca "burada da yaşayabilirmişim" diye aklımdan geçirmem.

Nasıl gidilir?
Amsterdam'dan trenle veya araba kiralayarak ortalama 2 saatte, İstanbul'dan ise direk uçuşlarla Düsseldorf'a varabilirsiniz. Köln'den gitmek bir seçenek olabilir, trenle 20-30 dakika sonra Düsseldorf'ta oluyorsunuz. Bu yazıyı yazdığım tarihlerde biletler 12.50 eur'ya satılıyordu ve ortalama yarım saatte bir tren var. Bir de 5 eur'ya Köln-Düsseldorf yolculuğunuzu yapabileceğiz HKX (Hamburg-Köln Express) trenleri var, bunların tek kötü yanı günde 2 kere sefer yapıyor ve sadece internetten alırsanız bu fiyat. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. 

Nerede kalınır?
Düsseldorf'ta Königsallee, Altstadt ve Carlstadt çevresinde kalabilirsiniz. Altstadt Almanca'da eski şehir demek. Bu saydığım bölgelerin arası yürüyerek 10 dakika ve hepsi de gezilecek yerlerden. Düsseldorf'un merkezinde kalırsanız 15 dakika yürüme mesafesinde hemen hemen her yere gidebilirsiniz. 

Nereleri görmeli?
Düsseldorf'ta çok tarihi eser ve müze tarzı bir şey beklemeyin. Burası barları, kafeleri ve alışveriş caddeleri ile ünlü bir şehir. Benim fikrim eski şehir ve çevresini yürüyerek gezmeniz ve beğendiğiniz caddelerde oturup bira yada kahve içmeniz, zaten şehir büyük değil.
  • Königsallee: Lüks mağazaların yer aldığı şehrin en önemli alışveriş caddesi. Caddenin ortasından dere/kanal gibi bir şey geçiyor. Caddenin başında (gerçi yürümeye başladığınız tarafa göre sonunda da olabilir :) ) Hofgarten diye bir park bulunuyor. Hava güzelse burada da zaman geçirebilirsiniz.
  • Altstadt: Almanca'da eski şehir demek olan Altstadt bölgesi Düsseldorf'un barları ile meşhur olan bölgesi. Düsseldorf için "The longest bar in the world" denmesinin nedeni buradaki yanyana ve karşılıklı dizilmiş çok sayıda bardan kaynaklanıyor.
    Ren
  • Carlstadt: Burası Altstadt'ın azıcık güneyindeki mahalle. Burada mağazalar, kafeler ve meydanındaki ufak pazarı (Carlsplatz Market) ile çok güzel bir mahalle. Mittelstrasse, Wallstrasse, Flingerstrasse ve çevresinde gezebilirsiniz. 
  • Marktplatz: Burası şehrin meydanı ve ortasında Jan Wellem'in heykeli yer alıyor. Noel marketi burada kuruluyor ve diğer festivallere de bu meydan ev sahipliği yapıyor. Bolkerstrasse'den Ren nehri'de doğru yürüdüğünüzde meydana ulaşabilirsiniz.
  • Rheinuferpromenade: Ren nehri kenarındaki diyebiliriz. Yan yana bar/restaurantların olduğu ve bir ucunda çok güzel binaların (nehrin karşısında da bu tarz binaları görmek mümkün), diğer ucunda da hava güzelken insanların içeceklerini, kitaplarını yada arkadaşlarını yanlarına alarak takıldığı merdivenlere ev sahipliği yapan kordon boyu. Merdivenlere "Rheintreppen" deniyor.
  • Rheinturm: Şehri yukardan izleyebileceğiniz kule. Hava açıksa manzara hoşunuza gidebilir.
Ne yenir içilir?
Barlarıyla ün salmış bu şehirde tabiki de bira içilir, Düsseldorf'un Alt birası meşhur. Ren nehri kenarındaki mekanlarda oturup manzara izleyebilir veya Altstadt'taki yüzlerce bar/kafe'den birine gidebilirsiniz. Barların bir çoğu gayet iyi ancak birahane olarak en hit mekanı Uerige. Burası kendi biralarını üretiyor ve haftasonları dolup taşıyor, aynı zamanda atıştırmalık veya akşam yemeği için de tercih edebilirsiniz. Uerige dışında Brauerei im Füchschen'in ve Hausbrauerei Zum Schlüssel'in biraları ve yemekleri gayet başarılı. Bu üç mekanın da fiyatları sizi üzmeyecektir :)
Kafe olarak ise Bistro Zicke, Bazzar Caffe ve Woyton'u sevdim. Tatlı ve çikolata arıyorsanız da Königsallee'deki KÖ Center'da bulunan Heinemann'da kendinizi kaybedebilirsiniz.
Düsseldorf'ta yemek olarak her türlü şey bulabilirsiniz çünkü göçmen çok fazla. Japon göçmenlerin fazlalığı nedeni ile çok iyi Uzak Doğu restaurantları bulmanız mümkün.
Birazdan yazacaklarım Türkiye'den gelmişseniz çok ilginizi çekmeyebilir ama bizim gibi gurbetçiyseniz ve Almanya dışında yaşayıp Türk yemeği arıyorsanız işinize yarayacaktır.. Urfa Lahmacun & Kebabhaus'un lahmacun ve pideleri gerçekten çok iyi, kebapları için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Ye de Gör Döner'de ise Almanya'daki dönercilerin kullandıkları meşhur sosları ile dönere ayrı bir tat katıyor ve başarılı. İkisinin de yer aldığı bölge Türkler'in yoğun olduğu caddede ve birbirlerine yakınlar. 

Son Notlar
Wifi bulmak sorun, bir yerde wifi var mı diye sorduk ve garson bize "Hayır, insanlar sohbet etsin" dedi. Bu nedenle internete ihtiyacınız varsa Starbucks doğru adres olacaktır.  Yazımın başında da bahsettiğim gibi Düsseldorf ve Köln birbirine çok yakın. Eğer vaktiniz varsa Düsseldorf'a kadar gitmişken Köln'e de uğramanızı tavsiye ederim. Köln gezi rehberime de buradan ulaşabilirsiniz.

Çok turistik olmasa da yolunuz düşerse bu şehri çok beğeneceğinizi düşünüyorum. Umarım hazırladığım Düsseldorf gezi rehberi size yardımcı olur. Sizin de eklemek istedikleriniz olursa yorumlarınızı bekliyorum.


Devamını oku »

8 Mayıs 2015 Cuma

7 Mayıs 2015 Perşembe

Köln, Cologne, Kolonya?


Muazzam katedrali, kolonyası, Ren nehri, onlarca Roma kilisesi ve Kölsch birası ile ünlü Köln... Öncelikle söyleyim sağdaki fotoğraf benim değil. Köln'de hediyelik eşyaların çoğunun üstünde görebileceğiniz Köln'ün en meşhur fotoğrafı. Bu fotoğrafı koymadan Köln gezi rehberi yazısı eksik kalır gibi hissettim ve ekledim :)

Köln ikinci dünya savaşında yıkılan şehirlerden biri olduğu için çok da tarihi bir şehir beklentiniz olmasın. Genellikle yeni binalar, alışveriş caddeleri, Ren nehri kenarındaki barlar, hava güzelse nehir kenarında oturan insanlar, Roma İmparatorlu'ğundan kalma kiliseler, meydanlardaki bar/restaurant ve kafeler, şehrin biraz dışına doğru (Belçika mahallesi ve Ehrenfeld tarafı) kafeler ve butik dükkanlardan oluşuyor. Bekarlığa veda için de popüler bir adres. 

Nasıl gidilir?
Amsterdam'dan tren veya araba kiralayarak ortalama 2-2.5 saatte, İstanbul'dan ise direk uçuşlarla Köln'e varabilirsiniz. Düsseldorf havaalanından da gitmek bir seçenek olabilir, trenle 20-30 dakika sonra Köln'de oluyorsunuz. Bu yazıyı yazdığım tarihlerde biletler 12.50 eur'ya satılıyordu ve ortalama yarım saatte bir tren var. Bir de 5 eur'ya Köln-Düsseldorf yolculuğunuzu yapabileceğiz HKX (Hamburg-Köln Express) trenleri var, bunların tek kötü yanı günde 2 kere sefer yapıyor ve sadece internetten alırsanız bu fiyat. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. 

Nerede kalınır?
Sizin de bizim gibi bir Köln'de yaşayan bir Türk akrabanız, dostunuz yoksa veya olsa da ben kalmam diyorsanız o zaman Altstad bölgesindeki otellere bakabilirsiniz. Altstadt Almanca'da eski şehir demek. Buradaki oteller haftasonları çok dolu oluyor ve fiyatlarını ikiye katlıyor. Bu nedenle Rudolfplatz, Belgisches Viertel (Belçika mahallesi) veya Ehrenfeld tarafında kalıp toplu taşıma ile de gezebilirsiniz ki bu saydığım mahallere de gezmek için gidilebilir.

Nereleri görmeli?
Baştan söyleyim aşağıda sıraladıklarımın bir kaçını (tamam, itiraf ediyorum NSDOK ve RGM'yi gezmedim) gezmedim ama gezmek isteyenler olursa diye koymak istedim.
  • Köln Katedrali: Zaten Köln'ün merkez istasyonundan (Köln Hbf) çıktığınız karşınızda sizi tüm görkemi ile karşılayacak. 1248 yılında yapımına başlanıp 1476'da durdurulmuş ve sonra tekrar yapımına başlanıp 1880 yılında kullanıma açılan katedral 2. Dünya Savaşı sırasında da bombalanmış ve restorasyonı halen belli kısımlarda devam ediyor. İçerisini gezmek ücretsiz ancak kulelere tırmanmak (asansör yok belirtelim) ve hazine kısmına girmek ücretli. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Öğrenciyseniz kimliğinizi götürün.
  • Hohenzollern Köprüsü: Meşhur Köln fotoğrafındaki köprü... Köprü çeşit çeşit rengarenk kilitler ile dolu, insanlar aşklarını kilitliyorlar gibi bir inançla bu köprünün de her tarafına kilitler takmışlar.
  • Gross St Martin Kilisesi: Köln'de Roma İmparatorluğu'ndan kalma bir çok kilise bulunuyor ve mimarilerinden hemen kendilerini belli ediyorlar. Gross St Martin Kilisesi rehrin kenarında önündeki barlarla ve şirin evlerle Roma mimarisinin Köln'e gelmişken görülmesi gereken örneklerinden biri bence.
  • 4711 Eau de Cologne: Köln, İngilizce'de Cologne olarak geçiyor ve bu da kolonya demek. Köln'ün kolonyaları meşhur çünkü ilk burda üretilmiş ve adına "Köln Suyu/Eur de Cologne" konulmuş. 4711 de meşhur kolonya mağazası. Binası güzel ancak yolunuz düşerse uğrayın, yoksa Katedral'in karşısında da hediyelik mağazası bulunuyor. Bizdeki kolonyalar gibi ucuz olduğunu düşünmeyin.
  • NSDOK (National Socialism Documentation Center): National Socialism bizlerin bildiği adıyla Nazilik ile ilgili dökümanların olduğu yer. İlginiz varsa gezebilirsiniz. Detaylar websitesinde mevcut.
  • Roman-Germanic Museum (RGM): Eğer müze gezmek istiyorsanız burayı görmenizi tavsiye ederim. Köln'ün Roma İmparatorluğu'ndan kalan eserlerini ve daha fazlasını görebilirsiniz. Ziyaret için gerekli bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
  • Rheinseilbahn: Köln'ü yukardan izlemek isterseniz nehir üzerinde çalışan bu teleferiği kullanabilirsiniz. Olmazsa olmaz bir manzara değil, sırayı beklemeye değer mi siz karar verin. Kışın çalışmadığını belirtiyim. Ücret ve detaylar burada.
  • Noel Marketleri: Eğer kasım sonu ve aralıkta Köln'e yolunuz düşerse Noel pazarlarını gezin. Elmalı tatlılar, tarçınlı kurabiyeler ve sıcak şarapları deneyebilirsiniz.
  • Çikolata Müzesi: Burası benim gözümde 3 kısımdan oluşuyor: İlk giriş kısmı genel bilgiler verme (çikolata tüketim/üretim istatistikleri, kakao yetiştirilmesi gibi), çikolata yapımı ve çikolata dükkanı. İlk kısım gereksiz uzun ve sıkıcıydı. Çikolata yapım kısmı güzeldi, bunun sonunda gofret veriyorlar. Ben gofret pek sevmediğim için almayacaktım ki eşim aldı, iyiki de almış o erimiş ılık çikolata ve tazecik gofret offff canım çekti... Gofretten sonra üst katta kendi istediğiniz gibi çikolata yaptırabiliyorsunuz ücreti 5eur'du diye hatırlıyorum. Kalabalıksa bekleme süresi 1 saat oluyor bu nedenle belki de ilk onu yaptırıp sonra müzeyi gezmek daha mantıklı olabilir. En son müzeden çıkınca giftshop ve kafeye de uğramayı ihmal etmeyin. Giftshop'ta ne çeşitler yok ki. Saf kakaodan çikolata likörüne kadar her şey var. Biz Hussel markasının çikolatalarını beğendik. Ücretler ve ziyaret saatlerine buradan ulaşabilirsiniz, öğrenciyseniz kimliğinizi götürün.
Ne yenir içilir?
Köln'de Kölsch birası içilir. Açık renkli berrak bir bira çeşidi. Ben Münih çeşidi birayı daha çok seviyorum ama bundan da baya içtik :) Bir birahaneye oturduğunuzda, Türkiye'deki çay bahçelerinde olduğu gibi (tabi burda çay değil bira), bira bardaklarını bir çay tepsisi gibi şeyde taşıyan garson hemen önünüze koyuyor ve bittikçe getiriyor ta ki siz bira altlığını bardağınızın üstüne kapatana kadar. Bu da ben artık içmeyeceğim demek oluyormuş. Bir de bizdeki adisyona çeltik atılır ya çay içtikçe burada bira altlığına çeltik atılıyor :) Bira her yerde var. Nehrin kenarındaki mekanlarda takılabilirsiniz yada marketten alıp eğer hava güzelse rehrin kenarında çimlerde oturup içebilirsiniz.

Yemek olarak büyük sosisleri ve patatesleri meşhur ve her masada hardalları mutlaka bulunuyor. Merkezde Cölner Hofbrau Früh var, burada sosis ve patates yiyebilirsiniz, hava güzelse dışarda da oturabilirsiniz. Buradayken eğer kulağınıza acayip güzel bir klasik müzik ilişirse sesi takip edin. Hohe Caddesinde (aynı zamanda bir alışveriş caddesi) Tamaris diye bir mağaza var ve bu arada her gün belli saatlarde klasik müzik çalan bir grup var baya iyiler.
Şehir merkezinin biraz dışında da olsa yemek için Max Stark'ı şiddetle tavsiye ediyorum. Genelde Kölnlü'lerin gittiği bir yer. Hizmet hızlı, bira güzel, yemekler muhteşem, porsiyonlar büyük ve fiyatları uygun. Şu bardağın üstüne altlığı koyma olayını bu restaurantta yanımızda oturan Kölnlü çift söyledi. 
Kahve içmek, kahvaltı etmek yada yine bira içmek için de Rudolfplatz ve Belçika mahallesine gidebilirsiniz. Cafe Rico bu bölgenin trendi mekanlarından biri.
Jazz dinlemek isterseniz de Papa Joe's Jazz Lokal'e uğrayabilirsiniz. Giriş ücreti yok sadece bahşiş için bozukluklarınızı hazırlayın. Papa Joe'nun ayrıca restaurant/bar gibi ayrı bir mekanı da var. Biraz gürültülü ama ortamını biz sevdik. 

Son Notlar
Wifi bulmak sorun, Starbucks'a tek gitme nedenimiz internetti. Otellerin bile hepsinde olmuyor, varsa ücretli de olabiliyor. Herkes İngilizce bilmiyor hatta İngilizce ile Almanca yakın dil olduklarından insanlar genelde kelime seçip ne istediğinizi anlıyorlar. Yazımın başında da bahsettiğim gibi Düsseldorf ve Köln birbirine çok yakın. Eğer vaktiniz varsa Köln'e kadar gitmişken Düsseldorf'a da uğramanızı tavsiye ederim. Düsseldorf gezi rehberime de buradan ulaşabilirsiniz. Son olarak da bol bol çikolata yiyin :) 

Sizlerin de tavsiyeleriniz varsa yorumlarınızı bekliyorum.

Beliz







Devamını oku »