29 Nisan 2015 Çarşamba

Ben Kimim?

Merhaba,

Ben Beliz, bu blogda benim valizim :) Şubat 2015'ten beri Amsterdam'da yaşıyorum. 

İzmit'te doğdum. Depremden sonra yatılı okula gitmek için İzmit'ten ayrıldım. 2003 yılında üniversite için İstanbul'a geldim. Üniversite yıllarımda fotoğrafçılıkla tanıştım.

Haziran 2014'te evlendim. İşime gider, fotoğraf çekerdim. Bir de doktorama devam ediyordum. Sonra Oki'ye Amsterdam'dan iş teklifi geldi. Yıllar önce bu şehre gelip çok sevmiştik ve bu şehirde yaşama fikri bizi heyecanlandırmaya başladı. En sonunda "Daha 30 yaşında bile değiliz bir gidelim ya yapamazsak burası bizim memleketimiz basar döneriz." dedik ve taşınmaya karar verdik. Pılımızı pırtımızı topladık geldik.

Blog yazmayı hep istiyordum ancak İstanbul'daki aşırı yoğun tempomda imkansız gibi bir şeydi. Şimdi Amsterdam'ın tadını çıkartıyorum, sürekli yeni yerleri gezme planı yapıyorum, blog yazıyorum ve yeni dünyaya gelmiş bebişlerin hatta onlar dünyaya gelmeden önce anne ve babalarının fotoğraflarını çekiyorum. Sonra o bebişler büyümeye başlıyorlar, bazılarının kardeşleri oluyor ve aile fotoğraflarını da çekiyorum. Gezmeyi çok ama çok seviyorum. Hayatımda gezi planı yapmadığım bir döneme denk gelmeniz pek olası değil. Yemek yapmayı ve arkadaşlarımı ağırlamayı seviyorum. Bisiklete binmeyi çok seviyorum bu yüzden çok doğru bir ülkede yaşadığımı düşünüyorum. Bakalım zaman geçtikçe hayatımda neler değişecek, burdan sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Bu blogda Hollanda'ya yerleşen expatlara ve Türk'lere yardımcı olacak bilgiler, gezi yazılarım, fotoğraflarım ve benim hayatımdan notlar olacak.

Sevgiler,
Beliz :)
Devamını oku »

24 Nisan 2015 Cuma

Hollanda'da Neyi Nereden Alırım?

Selamlar,

Amsterdam'a geldiğimiz ilk ay eşimin şirketi bize residence/otel gibi bir şey ayarlamıştı, içinde ufak bir mutfağı, oturma alanı falan vardı. Aylardan Şubat, hava soğuk, ayağımızda botlar. Odaya geldik bir baktık ki bavullara terliklerimizi koymamışız, hepsi paketlenmiş şekilde diğer eşyalarımızla birlikte tırdaydı ve biz kendi evimize çıkana kadar gelmeyecekti. Ağır botlarla mı dolaşacaktık odada? Hemen markete gittik. Bırakın pofidik ev terliklerini, parmak arası terlik bile bulamadık. Ben bir kaç gün sonra istanbul'a döndüm, iki hafta kadar İstanbul'da kalacaktım ve eşim bu süre boyunca terlik bulamadı ve ben İstanbul'dan alıp getirdim :) Nereye veya neye bakacağınızı bilmediğiniz zaman en basit şeyi bulmak işkenceye dönüşebiliyor hele ki hava dondurucuysa ve haftaiçi bütün her yer siz işten çıktığınızda çoktan kapanmışsa. İşte bu yüzden az çok neyi nerede bulabileceğinize yardımı dokunacağınızı düşündüğüm genel bir rehber hazırlamaya karar verdim. 
Öncelikle Hollanda'da alışveriş merkezi yaygın değil. Bizim gibi gidip şehrin merkezine saçma sapan bir bina dikip şehrin görüntüsünü mahvetmiyorlar. O nedenle bir alışveriş merkezine gider herşeyi alırım diyemiyorsunuz.

  • Nuri Genco ve Genco: Türk marketi. Çay, ayran, peynir, et, baklagil, kuruyemiş, zeytin... her şey var :)
  • Albert Heijn: Bizim Migros'umuz gibi düşünebilirsiniz. En bilinen, en yaygın market. Fiyatları diğer marketlere kıyasla bazı ürünlerde biraz pahalı ama ürünleri kaliteli ve çok çeşitli. Aşağıda "AH" olarak kısaltacağım.
  • Jumbo: Aynı AH gibi ama onun kadar yaygın değil. Jumbo'nun da ürünleri kaliteli ve fiyatları AH civarı.
  • Dirk: Albert Heijn kadar olmasa da bu da yaygın bir market. Ürünlerin markaları AH'dan farklı olabiliyor.
  • Lidl ve Aldi: Marketlerinin görüntüsü bizim Bim'ler gibi. Ucuz, ürünleri diğer marketler kadar kaliteli olmayabiliyor. Deneyip bakmak lazım. Çok yaygın değiller.
  • Marqt: Organik ve doğal ürünler marketi. Fiyatları yüksek ve ürünleri kaliteli. Hollanda'da organik ürünler "Biologisch" diye geçiyor. 
  • De Tuinen: Bu dükkanlarda bizim aktarlara benziyor. daha çok bitki çayları, sağlık ürünleri, baharatlar, doğal ürünler satılıyor. 
  • Gall Gall: İçki/likör dükkanı. Hemen hemen her AH'nın yanında veya çevresinde dükkanları var. Çok yaygınlar. Rakı bile satılıyor ve Türkiye'den ucuz :)
  • Etos: Türkiye'de yeni yeni yaygınlaşan Gratis/Watson gibi dükkanlara benziyor. Farklı olarak Hollanda'da reçetesiz satılan ilaçları buralardan temin ediyorsunuz. 
  • Blokker: Burası temizlik malzemeleri, züccaciye ve elektrikli ev aletleri satıyor. 
  • Kruidvat: Deterjanlar, kişisel bakım ürünleri tarzı şeyleri marketlere kıyasla biraz daha uyguna bulabilirsiniz.
  • Hema: Bu dükkanlarda kıyafet, çanta, perde, havlu, nevresim, fotoğraf albümü, makyaj ürünleri, sevimli mutfak eşyaları, aklınıza gelmeyecek ıncık cıncık şeyleri bulabilirsiniz. Çok çeşitli ürünler beklemeyin sadece basic çeşitler var ama sevimli ve gerekli şeyler bulabilirsiniz.
  • Action: Büyük bir 1 milyoncu gibi düşünebilirsiniz. Bisiklet malzemelerinden, iç çamaşıra; kırtasiye ürünlerinden bitki tohumuna çok çeşitli ürünler bulabilirsiniz.
  • Gamma ve Praxis: Türkiye'deki Koçtaş mağazaları gibi.
  • Decathlon: Her türlü spor ürünleri bulabileceğiniz mağazalar. Binicilik, okçuluk gibi sporlar da dahil.
  • Van Haren: Bunu sona bırakmak istedim :) terlik aldığımız yer. Çok kaliteli ve çeşitli bir yer düşünmeyin. Terlik ve ayakkabı bulabilirsiniz. 
Bu liste daha uzar gider. Sizin de eklemek istedikleriniz olursa lütfen yorumlarda belirtin. Şunu da söyleyim marketlerde torbalar ücretli (20 cent civarı) ve genelde insanlar alışveriş çantası gibi torbalardan alıp eskiyene kadar onları kullanıyorlar. Marketlerin ve dükkanların çalışma saatlerini ve bulundukları yerleri websitelerinden bulabilirsiniz. 

Eğer aklınıza gelip benim listeye koymadığım mağazalar varsa yorum yaparak beni bilgilendirirseniz sevinirim.

İyi alışverişler dilerim,
Beliz
Devamını oku »

23 Nisan 2015 Perşembe

Maldiv Maldiv Maldiv...

Odamızın manzarası
Aaah ah şu anda orada olmak vardı...

Nasıl bir yer?
Maldivler'in isminin çoğul olmasının da nedeni tek bir kara parçasından oluşmaması. Hint Okyanusu'nda bulunan 1200 civarında adadan oluşur, bunların 280 tanesi kadarında yerleşim vardır. Başkenti Male'dir. Maldivler'in 30 yıl içinde küresel ısınma nedeniyle sular altında kalacağı söylenmektedir. Öncelikle balayı için gerçekten de harika bir yer.

Ne zaman gidilir?
Mayıs-Eylül aylarında yoğun yağış görülür, ancak sıcaklık yağmur olsa da 30 derece civarında. En yağışsız mevsimi Ocak-Nisan aylarındadır. Biz haziranda evlendiğimiz halde balayımızda değil, ocakta gittik. Neden derseniz, 15000 TL masraf yapacaktık ve o hafta yağmura denk gelirsek diye paramızı riske atamadım.

Nasıl gidilir?
Tekne ve deniz uçağı
THY'nin Atatürk Havaalanı'ndan Male'ye direk uçuşu var, 8 saat sürüyor. Emirates, Flydubai ve Qatar Havayolları aktarmalı uçuyor. Amsterdam'dan ise direk uçuş bugün itibariyle yok. Uçak biletleri yağışlı mevsimde daha uygun olabiliyor. Ben hep skyscanner.com'a girip uçuşların zamanlarını, aktarmaları ve fiyatlarını karşılaştırıyorum. Biz Ocak ayında giderken THY'nin gidiş-dönüş bileti kişi başı 2400 TL'di (şimdi 2500 olmuş, tabi döviz kurları çoştu), varsa millerinizi kullanmanız mantıklı olabilir. Şimdi size bir ipucu: Mille gitmek isterseniz THY 60000 mil ve 800 TL civarı bir vergi alıyor. Biz şöyle yaptık; eşim kendini normal ve beni refakatçı aldı böylece bana 60000 yerine 42000 mil verdik. Bu işlemi THY sadece telefondan yapıyor. Peki Male Havaalanı'ndan sonra otelinize nasıl gideceksiniz? İki seçenek var ya deniz uçağı yada sürat teknesi. Hangisi olacağı sizin otelinizin Male'ye uzaklığına göre değişiyor. Otelinizin websitesinden bu bilgiye ulaşabilirsiniz. Ucuz mu? Tabiki de değil! Maldiveler'de hiç bir şey ucuz değil! Ücretler mesafeye göre değişiyor ama deniz uçağı ortalama 400 USD, tekne ise 200 USD. Biz tekneyle gittik. Teknede dönüş yolunda hava karanlıktı ve o derin, tek bir ışığın olmadığı okyanusta o hızda giderken itiraf ediyorum baya tırstım. Deniz uçağına binen arkadaşlarım da çok güzel bir deneyim olduğunu söylediler.

Otel seçimi
Maldivlerde otel seçiminiz çok önemli. Çünkü her adada tek bir tesis var ve siz tesisin imkanları ile sınırlısınız. Ben beğenmedim burayı atlayıp başka bir adaya gidiyim gibi bir durum da pek mümkün olmuyor. Çalışanlar çok ama çok güleryüzlü. Siz yanlarından geçerken bile işlerini bırakıp hemen size selam veriyorlar, bir ihtiyacınız olup olmadığını soruyorlar çünkü felsefe "Biz sizin için herşeyle ilgileniriz siz dinlenmenize bakın" şeklinde. Yani Türkiye'deki lüks tesislerdeki ukalalık yapan çalışanlarla karşılaşmanız mümkün değil. Baksanıza, fotoğraflarını çekmek için rica ettim, çok mutlu oldular çektiğime :)


Biz çok ama çok araştırmalar sonucunda Anantara Veli'de kaldık, çok da memnun ayrıldık. İlk gün odada bizi soğuk bir şampanya ve meyve tabağı bekliyordu. Bir gece standart su üstü bungalovda kaldıktan sonra bizi deluxe  su üstü bungalova aldılar :) Ne farkı vardı derseniz; oda daha büyüktü, daha private/müstakildi ve biraz daha lükstü. Aşağıda odanın resimlerini görebilirsiniz. Oteller genel olarak pahalı. Benim önerim booking.com ve tripadvisor'dan yorumları okuyun. Genelde puanlar yüksek ve yorumlar iyi. Ben kötü yorumları okudum ve bunların benim için sorun olup olmadığını düşünüp kararımı verdim. Balayı için bütçeniz el veriyorsa su üstünde kalmanızı öneririm. Ancak çoook önemli bir noktaya değinmek isterim ki sahilin en başındaki 1-2 bungalovda kalmayın çünkü sabah su seviyesi 30 cm kadar düşüyor ve akşamüstü tekrar yükseliyor. Eğer ilk 1-2 bungalovda kalırsanız öğleden sonraya kadar su üstünde değil karada kalmış olursunuz.

Oda ve teras
Sözde su üstü bungalov
Maldivlerden bahsederken genelde balayı üstüne konuşuluyor ancak havaalanında bir çok çocuklu aileye de rastladım. Denizin sığ olması ve kumlu olması nedeniyle aileler için de çok uygun bir yer. Her tesis çocuklu aileleri almıyor, bunun bir nedeni de bazı tesislerin sahilde bungalovları olmaması ve su üstü bungalovların çocuklar için tehlikeli olması. Bizim otelden Anantara Dhigu'ya ring gibi sürekli ufak bir tekne gidip geliyordu ve ücretsiz olarak iki tesis arasındaki ulaşımı sağlıyordu. Anatara Dhigu'nun kumsalı çok güzel ve büyük olduğu için bir gün oraya gittik ve bence sahildeki bungalovlarda kalınırsa burası çocuklu aileler için çok uygun bir tesisti.
Maldiv'de iyi tesisler genelde oda kahvaltı çalışıyorlar, kalmak istediğiniz otele restaurantlarının fiyat listesini ve yarım pansiyon/herşey dahil fiyatlarını da sorun. Herşey dahil sistemiyle çalışan otellerin kalitesi biraz daha düşüyor, bizim Antalya'dakiler gibi. Tabiki de herşey dahil çalışıp çok kaliteli tesisler de var, fiyatları biraz daha yüksek oluyor. Tavsiye isterseniz Constance Moofushi en iyi tesislerden biri. Gidip çok memnun kalan arkadaşlarımdan da kaliteli dediler.

Ne götürmeli?
Aslına bakarsanız bikini, mayo, yüksek faktörlü güneş kremi, kitap, 1-2 askılı elbise, terlik, şapka ve güneş gözlüğü dışında hiç bir şeye ihtiyacınız yok. Sanmayın ki tesisin restaurantlara gidince herkes pür makyaj, şıkıdım elbiseler ve topuklularla geziyor. Herkes parmak arası terlik yada yalın ayak, üstülerine geçirmişler bir şort, T-shirt, takılıyorlar. Aaa bu arada unutmadan Maldivler hep rüzgarlı o nedenle akşamları üstünüze hırka giymek isteyebilirsiniz.
Havlu, deniz gözlüğü, şnorkel, palet, plaj çantası, banyo eşyaları, kese, vücut kremi, diş fırçası, traş kremi ve jilet, tarak, terlik ve hatta yoga mati odalarda var. Güneş kremi, sinek ilacı, sualtı fotoğraf makinesi de ücretli olarak satılıyor. Siz de benim gibi otel şampuanı sabunu kullanamam diyorsanız, tüm ürünlerinin l'occitane olduğunu duyunca sevineceksiniz. Diğer tesislerde de bu tarz kaliteli markalar kullandıklarını düşünüyorum. Bir de benim gibi süt beyazıysanız yanınıza silverdin, bepanthen merhem ve anestol götürün. Bunları karıştırıp akşamları sürün, anestol ağrıyı alıyor, silverdin yanığı iyileştiriyor, bepanthen ise her derde deva zaten :)

Dikkat edilmesi gerekenler
  • Maldivler'de yerel halkın içki tüketmesi yasak  o nedenle oteller dışında hiç bir yerde içki yok. Ülkeye girerken de yanınızda götürmeyin, havaalanında el koyuyorlar. Kurallar için sağdaki fotoğrafa bakabilirsiniz.
  • Üstsüz güneşlenmek, denize girmek yasak.
  • Çeşmelerden su içilmiyor. Odanıza her gün su bırakıyorlar (giden bütün arkadaşlarımın kaldıkları tesislerde de bırakılıyormuş) ancak herşey dahil bir tesiste kalmıyorsanız ve bizim gibi çok su içiyorsanız bu bırakılan su yeterli gelmeyebilir. 
  • Doğal ve sıcak olduğu için karınca, böcek, sinek gibi şeyler olabiliyor. Tesisler her gün ilaçlama yapıyorlar. Biz karıncadan başka bir şey görmedik. 
  • Denizin içinde kısım kısım gördüğünüz koyuluklar yosun değil mercan. Balıklar bunlarda yoğunlaşıyor. Özellikle sabah deniz seviyesi alçakken dikkat edin benim gibi mutlulukla yüzerken kolunuz bacağınız çarparsanız çok pis çiziyor ve tuzlu suda yanıyor. 
  • Halkı fakir. Biz odamızı temizleyen çocuğa bir kaç dolar bahşiş bıraktık, sevinmiş bize not yazıp bırakmış :)
  • Köpekbalığı biz hiç görmedik zaten su sığ. Görenlerin, ki onlar da küçük olduklarını söylüyorlar, dalışı noktalarında gördüklerini tahmin ediyorum. Bu kısımlar derin. 
Deniz uçağı dışındaki bütün fotoğrafları ben çektim, manzaralar gerçekten fotoğraftakiler gibi. Umarım faydalı olmuştur, sizin de tavsiyeleriniz varsa yorumlarınızı bekliyorum. Şimdiden iyi tatiller...
Maldivler'de Günbatımı
Devamını oku »

21 Nisan 2015 Salı

Hollanda'da Lale Zamanı

Amsterdam'ın nisanını çok seviyorum :)

Bu ayı daha da güzelleştiren bir şey de lale bahçelerindeki çiçeklerin açması. Siz benim lale dediğime bakmayın, sümbül, gül, nergis, kasımpatı gibi daha bir çok çiçek çeşidi mevcut. Bu bahçelerin en meşhuru Keukenhof. 


Her sene mart ortasından mayıs ortasına kadar lale bahçeleri ziyarete açılıyor. Mart'ta ve nisan başında çiçekler tam açmadığı için ziyaret için çok da doğru bir zaman olmayabilir. Nisan ortasından sonra ziyaret etmek daha keyifli. Mayısın ortasına da kalmamak gerek, bu tarihte de çiçekler artık ölmeye başlıyorlar ve pek hoş bir manzara olmuyor.

Keukenhof biraz şehrin dışında. Biz Türk usulu uzun bir haftasonu kahvaltısı yapınca evden öğlen gibi çıktık ve otobüs için 1.5 saat sıra bekledik. Siz bence sabah saatlerinde yola koyulun veya haftaiçi gidin. Biletleri Keukenhof'un websitesinden alırsanız bir de bilet sırası beklemezsiniz. Combi bilet alırsanız otobüs ücreti de içinde oluyor ve daha uyguna geliyor.

Keukenhof'a gidiş yarım saat sürüyor ve yol üstündeki lale tarlalarının (bahçe demek için fazla büyükler) ve evlerin görüntüsü muhteşem. 


Açıkcası ben Keukenhof'a giderken içerisinin çiçek tarlaları ile dolu olduğunu düşünmüştüm ancak girince gördük ki burası bahçe gibi düzenlenmiş, içersinde çocuklar için oyun alanları, çeşitli sergiler ve aktiviteler var. Aşağıda parkın haritasını koydum, burada sağ alt tarafta ve sağ kenarda (yazıların altında kalmış) rengarenk çizgilerle gösterilmiş kısımlar çiçek tarlaları ve bahçeyle arasında kanal var. Bu nedenle oralara bahçenin içinden geçilmiyor. Tarlaların fotoğrafını çekmek ve yakından görmek için 8 eur karşılığında 45 dakikalık bot turları var, Keukenhof'un içindeki yel değirmeninin oradan biletleri satıyorlardı. Diğer bir seçenek ise bahçeye hiç girmeyip, Keukenhof'un girişinden bisiklet kiralayıp (günlük 10 eur) tarlaları bisiklet ile ziyaret edebilirsiniz. Ben seneye gidersem kesinlikle böyle yapacağım ve hatta eşimi kandırabilirsem 2 kişilik bisikletlerden kiralamak gibi bir hayalim var :)


Keukenhof'ta bir kaç sergi alanı var. Bu sergilerden birinden lalelerin tohumdan ekilebilecek soğan olana kadarki sürecinin 25 yıl olduğunu göstermişler, bu beni baya bir şaşırttı. Ayrıca sergilerin birinde lalelerin Hollanda'ya Osmanlı İmparatorluğu tarafından getirildiğini belirtmişler ve 2. Süleyman'ın bir tablosunu asmışlar. O zamanlar lale soğanları çok değerliymiş, tek bir lale soğanının ev değerinde olduğu söylenmekte. Gelin görün ki adamlar çalışmışlar ve bizden aldıkları laleleri bugün Hollanda'yı temsil eden en önemli şeylerden biri haline getirmeyi başarmışlar. 


Keukenhof'a giderken yanınızda içeceğinizi ve sandviçlerinizi götürebilirsiniz veya oradaki standlardan hot dog, patates kızartması, minik pancake gibi şeyler de alabilirsiniz. İçeride self servis restaurantlar da mevcut. Biz yiyecek ve içeceğimizi yanımızda götürdük ve mis gibi çiçek kokuları içinde çimlere yayılıp ufak bir piknik yaptık. Bence en keyiflisi böylesi :)


Keukenhof için her türlü bilgiye www.keukenhof.nl'den ulaşabilirsiniz. Şimdiden iyi eğlenceler... 



Devamını oku »

13 Nisan 2015 Pazartesi

Kira Komitesi / Huur Commissie

Selamlar,

Amsterdam'da ev kiralama süreci ile ilgili yazımdan sonra biraz da kiraların fiyatlandırmaları hakkında bilgi vermemin işe yarayacağını düşünüyorum.

Daha önce de bahsettiğim ev arama sitelerine girip evlerin fiyatlarına baktığınızda dudağınız uçuklayabilir. Evet, Amsterdam'da evler pahalı ama expatlara. Biz 1400 eur kira verirken, aynı eve Hollandalı yan komşum 500-600 eur civarı ödemekte. Nasıl mı? Huur Commissie yani kira komitesi sayesinde. 

Hollanda'da evlerin değeri bir puanlama sistemine göre belirleniyor ve evinizin puanı 140 ve altında ise kira komitesi o evden alınabilecek en yüksek kira değerine dair bir rapor veriyor. Puan 141 ve üstüyse o zaman eviniz free market oluyor ve herhangi bir limit olmaksızın istenildiği ücretten kiraya verilebiliyor. 

Peki puanlamayı neler etkiliyor? En önemlisi evin net metrekaresi. Buna bahçe/balkon dahil değil, tabiki de bahçe ve balkonun da metrekaresi hesaba katılıyor sadece puanı evin net metrekaresi ile aynı oranda etkilemiyor. Evin metrekaresinden başka oturduğunuz mahalle, evin yapılma yılı, Amsterdam'daki tarihi bölgenin içinde yer alıp almaması, içindeki eşyalar da puanlamaya etkisi var. Evinizin puanını kendiniz hesaplamak için buraya tıklayarak Huur Commissie'nin sitesindeki testi yapabilirsiniz. Bu site maalesef Hollandaca, Google Chrome kullanıyorsanız sayfada sağa tıklayıp İngilizce'ye çevirebilirsiniz.

Peki uygulama nasıl oluyor? Öncelikle evi tutup, kira sözleşmenizi imzalıyorsunuz. Kira sözleşmeleri Hollandaca oluyor. Bu noktada dikkat etmeniz gereken şey kontratınızın kalıcı olması. Eğer kontratınız geçici ise, ki bu çok özel durumlarda olmakta, ev sahibi istediği ücretten kiraya verebilir. Bu maalesef bizim başımıza geldi. Hollandaca bilmememizden faydalanan uyanık emlakçı ve ev sahibi bize evin geçici kiralandığını söylemedi. Sizin kontratta da aşağıdaki gibi bir yazı varsa anlayın ki kontratınız geçici. Benim şu anki aklım olsaydı kontratı imzalamadan bir kopyasını isterdim ve Google Translate'ten çevirisini yapardım ama daha da iyisi kontratını imzalamadan gidip Huur Team'e yani kira takımına danışmak. Dikkat edin Huur Commissie değil Huur Team!


Huur Team nedir? Huur Team gönüllü olarak kiracıları korumaya çalışan bir organizasyon. www.wswonen.nl sitesinden kendilerine ulaşabilirsiniz. Burada http://www.wswonen.nl/contact/  linkinden evinize en yakın huur team ofisini haritadan bularak çalışma saatlerinde danışmaya gidebilirsiniz. Gittiğinizde genelde bu işlerden sorumlu gönüllü bir avukat kontratınızı kontrol ediyor ve size yön gösteriyor. Evinizin puanını ölçtürmek isterseniz, adınızı ve telefon numaranızı bırakıyorsunuz ve sizi 1-2 gün içinde arayıp randevu ayarlıyorlar. Ben açıkcası eve 2-3 kişilik bir takım gelecek ve bir kaç saat sürecek diye düşünüyordum ki kapıda bir tane universite öğrencisi tipinde bir kız görünce şaştım :). Aşağıda fotoğrafını koyduğum lazer metre ile evi 15 dakikada ölçtü gitti. Aynı gün içerisinde evimizin puanını belirten raporu da mail attı. Huur Team gönüllü olduğu için tüm hizmetleri ücretsiz ve sizin bu noktaya kadar yaptığınız hiç bir şeyden ev sahibinin haberi olmuyor.
Bizim evimizin puanı 140'ın altında olmasına rağmen kontratımız geçici olduğu için kira indirimi yaptıramadık. Ama eğer kontratımız geçici olmasaydı bu noktada bir karar vermemiz gerekecekti. Önümüzde 3 seçenek olacaktı: 
1. Huur Team'e yasal işlem başlatılması için Huur Commissie'ye başvurmasını isteyecektik,
2. Ev sahibine diyecektik ki bu evin değeri 600 eur ama sen 1400 eur kira alıyorsun gel pazarlık yapalım. 
3. Susup hiç bir şey olmamış gibi kiramızı ödemeye devam edecektik. 

Eğer 1 veya 2. seçeneğe karar verirseniz ev sahibi ile işlerin çirkinleşmesine hazırlıklı olun çünkü bütün kozlar sizin elinizde. 

Diyelim 1. seçeneği tercih ettiniz. Huur Team sizin için tüm yazışmaları ve Huur Commissie'ye başvurunuzu yapıyor. Huur Commissie'nin hizmetleri ücretli. Olay Huur Commissie'ye taşındığında ev sahibinize  de haber veriliyor. Huur Commissie de resmi bir puanlama yapmak için evinize geliyorlar, isterse ev sahibi de gelebiliyor. Evin puanı yine 140'ın altında çıkarsa, ki Huur Team'in değerlendirmesi ile genelde paralel oluyor çok fark çıkmıyor, olay mahkemeye devroluyor. Mahkeme sonuçlanınca ve kiracı kazanınca yüksekten ödediği kiraları da geri ödeme olarak alıyor ve ayrıca Huur Commissie'nin masraflarının hepsini ev sahibi ödüyor.

2. seçeneğin birinciye göre ev sahibi için bir çok avantajı var. Mahkemeye giderse kazanma ihtimali yok denecek kadar az. Ev bir kere resmi değerlendirmeye girdi mi, ev tabiri caizse mimleniyor. Huur Commissie'nin kontrolünde oluyor ve hiç bir zaman yüksekten kiraya veremiyor, ayrıca websitesinde de yayınlanıyor. Buradan kira komisyonuna gitmiş evleri bulabilirsiniz. Ayrıca diyelim rapora göre evin kirası 600 eur'yu geçemez ve siz 1400 eur veriyorsunuz. Ev sahibi diyorki kirayı 1000 eur'ya düşürüyorum mahkemeye gitme. Peki sizin kiracı olarak kazancınız ne oluyor? Kiranızı düşürmek için mahkemenin sonuçlanmasını beklemek zorunda kalmıyorsunuz ve uğraşmıyorsunuz. Son olarak şunu da eklemeliyim Huur Commissie'ye başvurabilmeniz için kontratınız 6 aydan eski olmamalı. 

Ev kiralama süreci ile ilgili daha detaylı bilgiye "Amsterdam'da Ev Kiralama" başlıklı yazımdan ulaşabilirsiniz.

Bu sıkıcı ama bir o kadar da önemli yazımın sizlere bir faydası dokunması dileğiyle. Sizin de deneyimlerinizden paylaşmak istedikleriniz varsa yorumlarınızı bekliyorum.

Beliz
Devamını oku »

10 Nisan 2015 Cuma

Amsterdam'da Ev Kiralama

Yeniden merhaba,

Bu yazımda buraya gelen göçmenlerin ilk halletmesi gereken sorun olan "başını sokacak bir yer" bulmaktan bahsedeceğim. Vereceğim bilgilerin çoğunluğu kapsadığını, genelleme olduğunu ve istisnai durumlar olabilleceğini yazıma başlamadan belirtmek istiyorum.

Hollanda'da evler genelde 3 metreye yakın tavan yüksekliği, büyük camları, dar kapı ve merdivenleri, küçük olmaları ve tuğla yapılar olmaları ile dikkat çeker. Eskiden evler ahşapmış ancak şehir yangın ile yerle bir olunca evleri tuğla inşa etmişler ki ben bu tuğlaların görüntüsüne bayılıyorum :) özellikle merkezdeki mahalleler ve caddelerde şehrin silüetini bozacak yapılar görmek zor.

Şimdi gelelim adım adım ev kiralama sürecine. Öncelikle internetten ev arama burada en yaygın yöntem. En çok kullanılan iki websitesi www.pararius.com ve www.funda.nl. İlanlarda eve 1 odalı diyorsa bizim stüdyo gibi düşünebilirsiniz yani yatak odası ve yaşam alanını ayıran bir duvar kapı yok. 2 odalı denildiğinde ise 1+1 evlerden bahsettiklerini göreceksiniz. Kısacası burada salonu da oda olarak sayıyorlar. Ayrıca Amsterdam dünyada en fazla expat barındıran şehirlerden olduğundan evler merkezde büyük çoğunlukla eşyalı kiralanıyor. Tabiki de özel durumlar olmuyor değil. Bir arkadaşımız evin eşyaları eski diye ev sahibine istemediğini söylemiş ve ev sahibi de eşyalarını çıkarmayı kabul etmiş. Ben de ev sahibine Türkiye'den getirdiğim tabak, tencere, yorgan, yastık gibi şeylerim olduğunu söyleyip yer kaplamaması açısından evdekileri almasını rica ettim ve aldı. Bu kısım işin detayı ve tamamen sizin ve ev sahibinin durumuna bağlı. 

Biz tekrar dönelim asıl konumuza... Maalesef Amsterdam'da İstanbul'daki gibi bir evi görüp kiralanmaya karar verme süresi uzun değil ve zaten çok fazla ilan da yok. İlanı görüp hemen emlakçıyı arayıp randevu almanız gerek, hiç zaman kaybetmeyin derim, bu bir yarış :). Emlakçılar genelde haftaiçleri ve 9.00-17.00 çalışırlar. O nedenle size iş saatlerinde bir randevu verecekler, akşam iş çıkışı gidip görmek gibi istekleriniz emlakçıları ufak bir şoka sokabilir :) kim bilir belki şansınız yaver gider akşam saatlerinde evi gösterirler. Evlerin kira fiyatlarına bakarken "included/excluded" olup olmadığına dikkat edin. Bu ne demek? Hollanda'da elektrik, gaz ve suya önceki senenin kullanımına bakılarak tedarikçi şirketlerin belirlediği ücrette her ay sabit bir fatura ödeniyor ve yıl sonunda sizin kullanım oranınıza göre yıllık geri ödeme alıyorsunuz veya fazla kullanımın ücretini ödüyorsunuz. Bazı evlerde faturalar tutarı kiranın içinde alınıyor. İlanların ücret kısmında yada açıklama kısmında bu bilgiyi veriyorlar. Yazmıyorsa emlakçıyı aradığınızda bunu mutlaka sorun. Eğer included ise kira bedelinin 150 yada 200 eur gibi bir kısmı faturalar içindir. İlanda yazmıyorsa bunun ne kadar olduğunu da sormanızı öneririm. Peki faturalar ne kadar geliyor? Bu tamemen evin büyüklüğüne, izolasyonuna ve termometreyi kaç dereceye ayarladığınıza göre değişir. Bizim gibi 55 metrekare, izolasyonu iyi olmayan, 20 derece bir evde oturuyorsanız elekrik, su ve doğalgaza 100-150 eur civarı bir ücret ödersiniz. 

Şimdi yukarıda bahsettiğim yarış olayını biraz daha açıyım. Siz ilanı gördünüz aradınız, o ev siz arayana kadar tutulmuş olabilir veya siz pazartesi aradınız ve çarşambaya randevu aldınız, o ev yine çarşambadan önce randevusu olan biri tarafından hemen tutulmuş olabilir. Yani İstanbul'daki gibi "Ay ben bir düşüniyim, eşime sorayım, yarın haber veriyim" gibi bir durum yok. Tabiki de ertesi gün haber verebilirsiniz, düşünebilirsiniz ancak o süre içinde evin tutulması yüksek ihtimal, kapora diye bir olay da duyulmuş değil. Diyelim evi beğendik, emlakçıya kibarca bu son fiyat mı diye bir sorun belki 50-100 eur gibi bir indirim olabilir. Ben sordum 50 eur indirdiler kiramızı :). Burada ev kiralarken emlakçı ücreti ev sahibinden alınıyor. Ancak siz de bir emlakçı ile anlaşıp istediğiniz evin özelliklerini söyleyip size ev bulmasını isterseniz sizin de ödemeniz gerekiyor. İnternetten bulduğunuz ev için bir ücret talep edemiyorlar. Eğer expatsanız genelde çalıştığınız şirket emlakçı ücretlerini karşılıyorlar. Expat olduğunuzu bilen uyanık emlakçılar da sizden ücret talep ediyorlar, aynı bizim emlakçımız gibi :). Türkiye'den gelince de bu size anormal gelmiyor çünkü Türkiye'de emlakçı ücretini hep kiracı ödüyor. Biz peki bunun hukuki olmadığını nasıl öğrendik, o kısmı bir sonraki yazımda açıkladım, ev kiralarken "Kira Komitesi / Huur Commissie" yazımı da okumanızı öneririm. Depozito olarak genelde bir kira isteniyor, çalıştığınız şirket size depozito yerine "bank guarantee" sağlıyor olabilir, eğer sağlıyorsa emlakçınıza bunu kabul edip etmeyeceğini sorun, genelde kabul etmemeleri için bir neden olmuyor.

Evimizi kiraladık, paracıklarımızı da verdik. Şimdi ne yapıyoruz? Elektrik, su ve doğalgazımızı üstümüze aldırıyoruz. Burada her şey özelleştirilmiş durumda, enerji tedarikçileri de ve birden çok şirket tarafından sağlanıyor. Elektrik ve doğalgaz burada beraber sağlanıyor ve faturaları da beraber geliyor. İstediğiniz tedarikçiyi seçmekte özgürsünüz. Aralarında fiyat olarak çok büyük farklar olmuyor, aylık 5-10 eur gibi bir şey oynar. Yine de karşılaştırmak için www.energievergelijken.nl/en sitesini kullanabilirsiniz. Bu yazımı yakın zamanda okuyanlar olursa diye bir notum var; Media Markt mağazalarında bir kampanya var, orada standı olan tedarikçi şirketine geçerseniz size 175 eur mağaza çeki veriyor, almanız gerekenler varsa belki çek işinize yarar. Su için tek bir tedarikçi var. İnternet ve televizyon da beraber sağlanıyor. Bunda en iyi hizmeti UPC sağlıyor ve biz de onu kullanıyoruz, ancak fiyatı da diğerlerine göre yüksek. O nedenle Telfort, Online, Tele2 gibi diğer şirketlerin de fiyatlarına göz atmakta bence fayda var. Unutmadan, bağlanma sürelerinin ortalama 3 hafta olduğunu unutmayın. Şu an "Neeee 3 hafta mı? Şaka mı bu?" dediğinizi duyar gibiyim.

Peki evimizi tuttuk temizlik için yardıma ihtiyacınız olabilir. Biz ve arkadaşlarımız genelde yine Türk'leri tercih ediyoruz çünkü iletişimi de, temizlik huylarımız da bir Hollandalı'ya kıyasla daha yakın oluyor. Ücret olarak Türkler de Hollandalılar da saatine 12 eur civarı bir ücret alıyorlar.

Şu ana kadar ki adımların sonucunda evimizi tuttuk, temizledik, elektrik su dogalgazımızı, internetimizi bağlattık. Şimdi sıra ikametgahımızı aldırmada. Kira kontratını kaptığımız gibi belediyeye gidiyoruz, danışmada ne için geldiğimizi söyleyip numaramızı alıyoruz. Burada her şey gibi bu da yavaş olacak. Gittiğinizde bir kaç saat beklemeye hazır olun. Hani biraz önce danışmadan numara almıştık ya o sırada numarayı veren kişiye posta kutunuza yapıştırmak için aşağıda resmini koyduğum etiketlerden isteyin, ücretsiz olarak veriyorlar çünkü gelen reklam broşürlerinden bir süre sonra bıkacaksınız. Daha bıkmadıysanız bile siz alın dursun evde bir çekmecede, kesin kullanacaksınız :)



Son adımımız konsolosluğa taşındığınızı bildirmek. Konsolosluk Rotterdam'da. Buraya posta ile yeni adresinizi yollayabiliyorsunuz, ihmal etmeyin. Konsolosluğun web sitesi ve adresinin linki de http://rotterdam.bk.mfa.gov.tr/ContactInfo.aspx şeklinde. 

Böylece yeni eviniz hayırlı olsun, umarım siz de evinizi benim gibi çooook seversiniz. Evinizden ekmeğiniz, tuzunuz ve şarabınız eksik olmasın :)


Sizin de deneyimlerinizden eklemek istediğiniz şeyler varsa yorumlarınızı bekliyorum.
Devamını oku »

7 Nisan 2015 Salı

Hallo Amsterdam!

Herkese merhaba,

İstanbul'dan Amsterdam'a taşınalı yaklaşık 2 ay oldu ve ben sonunda cesaretimi toplayıp bilgisayarın başına oturdum. Aslında bu sürecin 2 ayı bulması  sadece benim cesaret edememden değil Hollanda'nın bir Türk'e göre garip gelen süreçlerinden de kaynaklandı, onları sonraki yazılarımda anlatacağım.

Öncelikle blogumun ismini bulan sevgili arkadaşım Abide'ye çok teşekkür ederim. 5 yıla yakındır gezi blogu yazıp, çektiğim fotoğrafları koymak istiyordum. Buraya taşınıp sıkılmaya başlayınca artık zamanı geldi dedim.

Taşınmamızdan bugüne kadar geçen 2 aylık sürecin sonunda Amsterdam'da şirin evimizde ısınmaya başlayan havaların tadını çıkarıyoruz. Bir sonraki yazımda Amsterdam'daki uzun ev kiralama ve maceralı taşınma sürecinden bahsedeceğim. 

Görüşmek üzere,
Beliz :)


Devamını oku »