2 Mart 2017 Perşembe

Kaş Gezi Rehberi

Bir sahil kasabası düşünün; deniz masmavi, manzara inanılmaz, yaş ortalaması 25-35 (üst sınıra daha yakın olduğumu farkedip "40 mı yazsam" diye düşünmeler...), yabancı turistlerin istilasına uğramamış, yemekler on numara, biralar soğuk... Daha ne olsun? 

Nasıl Gidilir?
Dalaman yada Antalya Havaalanı'ndan ulaşabilirsiniz. Antalya Havaalanı'ndan araçla 3 buçuk saat civarı sürüyor, Dalaman'dan ise 2 saat. Dalaman'dan ayrıca Havaş ile Fethiye Otogarı'na gelip, oradan Kaş otobüsleri ile de geçebilirsiniz. Ben Antalya Havalanını kullanarak hiç Kaş'a gitmedim ancak daha uzun sürse de Havaşla Antalya merkeze ulaşıp, oradan da Kaş'a giden otobüslerle ulaşım sağlanabilir. Yol çok virajlı ve mide bulandıran cinsten. Kısacası ulaşım çok da kolay değil. 

Nerede Kalınır?
Kaş'a gelmişseniz kalmak için iki seçeneğiniz var. Ya şehrin merkezinde küçük oteller ve pansiyonlarda kalacaksınız yada Çukurbağ Yarımadası'nda bulunan tesisleri tercih edeceksiniz. Daha sakin veya romantik bir tatil istiyorsanız Çukurbağ'daki tesislerin inanılmaz manzarası ve lüksü sizi tatmin edecektir. Benim tercihim hep şehrin içinde kalmaktan yana oldu ve son gittiğimizde 8 Pansiyon'da kaldık. Konumu, temizliği ve misafirperverliğini çok beğendik. Sahiplerinden Efe'nin çektiği fotoğraflar otelin duvarlarını süslüyordu ve sağolsun blogumda kullanmam için bana da bir kaç tane yolladı :) (bkz.aşağıdaki fotoğraf).

Kaputaş Plajı

Deniz, Güneş, Taş
  • Kaş'a geliyorsanız Küçük Çakıl ilk adresiniz. Şehrin merkezinde, kayalıkların üstüne kurulmuş iskelelerde hizmet veren bir kaç tesisten oluşur. Şezlonglarda yatarken sanki denizin üstünde yatıyormuş hissi veren, tavla oynarken soğuk bira içilen, yanında pizza yenilen, denizi tertemiz ve buz gibi olan plaj. Biz burada Derya Beach'i tercih ediyoruz ama diğerleri de eminim ki iyidir. Buradaki tesislerde konsept şu: Şezlong ücreti yok ancak bir kaç sezon önce kişi başı 25 TL harcama yapmanız gerekiyordu. Bu yaz fiyat ne oldu bilmiyorum ancak ilk kez gidecekler için şunu söyleyebilirim, şezlonglar gayet kaliteli, büyük ve rahat :)
  • Kaş merkezden minik teknelere binerek Limanağzı'ndaki plajlara geçebilirsiniz. Bilal ve Nuri Beachlerden istediğinizde tekne sizi bırakıyor. Burada da bir şeyler yiyip içmek zorunlu, "ama ben evden börek getirdiydim" yok. 
  • Benim ve tabi ki Türkiye'den ve dünyadan bir çok insanın favori plajı Kaputaş. Bazıları dalgalı olduğu için sevmese de öyle bir suyun içinde olmak paha biçilemez. En son gittiğimde bu plajda yere havlunu serip, evden getirdiğin böreği yeme mantığı hala vardı.
  • Büyük Çakıl plajına ise, Küçük Çakıl'dan şehrin dışına doğru yürüyerek 20 dakikada ulaşılıyor. Pırıl pırıl yine buz gibi suyu olan bir halk plajı. Etsy'den alınsa bile her daim dolabınızın en çirkin parçası olacak plaj ayakkabıları, bu plajda ayak kurtarabilir.
  • Geldik sonunda bir kum plaja; Akçagerme. Özellikle çocuklu ailelerinin akın ettiği temiz güzel bir plaj. Kumdan kaleler, mayo bezli popişler, göbekli babalar... Gözünüzde canlandı dimi? Ben derim ki bırakın burası haftasonları ailelerin olsun, siz haftaiçi gidin.
  • Bunlardan başka Patara, Kalkan yabancı turist akınında. Hidayet'in de denizi güzel olmasına rağmen, ortamını sevemedim.
DejaVu
Ne Yenir İçilir?
Öncelikle uyarıyım bence sahildeki mekanlar aşırı fiyatları, kötü yemekleri, ilgisiz ve ukala garsonları ile beni de, bir çok arkadaşımı da hayal kırıklığına uğratmış durumda. Popüler olmaya başladıktan sonra her sene yeni mekanlar açılan Kaş'ın gündemini Amsterdam'dan takip etmem biraz zor, o nedenle deneyimlediğiniz mekanları yorum olarak yazarsanız vatana millete hayırlı bir iş yapmış olursunuz. 
Ocakbaşı meze rakı derseniz Zaika, "hoşlandığım çocuk beni yarın ilk kez bikiniyle görecek" diyorsanız vegeteryan restoranı Oborus Momus, ev yemeği derseniz Bi'Lokma, rakı balık sofrası ve manzara için Nereid Meyhanesi, Gelos ve Sardelaki. Bunların dışında mantı için Küçük Ev'in methini duydum. Biraz daha şık olsun, manzara da olsun derseniz Voyn Bistro'yu çok seveceksiniz. Klasiklerden ise Ruhi Bey Meyhanesi candır.
Gelelim gecelere... Mavi Bar zaten şehrin simgesi olmuş, DejaVu gün batımının vazgeçilmezi (gün batımından önce gidin yer olmuyor), Echo Bar canlı müziği (programına göz atın mutlaka) ve Hideaway Bar ortamı ile Kaş'ın bence en güzelleri. 

Son Notlar:
  • Kaş giderek popülerleşirken fiyatları da aynı oranda artıyor.
  • Genelde yerli turistlerin olsa da ilginç bir şekilde her gittiğimizde bir Kanadalı turist çift ile tanışıyoruz, ilginçtir...
  • Kaş, Türkiye'nin en güzel dalış noktalarından. Gitmişken deneyin pişman olmazsınız.
  • Tekne turları ile Kekova, Akvaryum Koyu ve Batık Şehri görebilirsiniz. Saklıkent Kanyonu'na da turla veya aracınızla gidebilirsiniz.
  • Vizeniz varsa, tekne turunun fiyatına ve günübirlik bir gezi için yurtdışı çıkış harcı ödemek koymazsa (bu nedense eskiden bana çok koyuyordu da) Meis Adası'nı ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Rehberi de burada!

Devamını oku »

26 Şubat 2017 Pazar

Aperitivo Milano

2017'nin ilk gezisinin adresi Milano'ydu. Siz de bizim gibi kendisi hakkında hep kötü dedikodular duymuşsanız, kendisiyle tanışana kadar bekleyin derim. Siz de eğer benim gibi güneşe hasret, karnı aç (niye bu kuzey ülkelerinin mutfakları bu kadar kötü ya), 36 numara ayakkabı bulamamaktan muzdaripseniz Milano'yu çok seveceğiniz garanti. 

Ne Zaman Gidilir?
Tabiki de kış tatili için gitmiyorsanız, her şehir güneşin parlayıp, terliklerle dolaşabileceğiniz bir havada daha güzel. Ama bizim gibi Kuzey'den Milano'ya gidiyorsanız, -1 derece de sırf güneş var diye o Katedral merdivenlerinde, Como Gölü'nün kenarında da saatlerce oturursunuz. Demem o ki bence Milano her mevsim gezilebilecek bir şehir.

Nasıl Gidilir?
Milano Malpensa Havalanı'na direk uçuşlarla Türkiye'den ulaşabilirsiniz. Havaalanından Milano merkez istasyonuna tren ve otobüsler ile ulaşabiliyorsunuz, biz otobüsle 45 dakikada istasyondaydık. Bir sürü otobüs firması havaalanının çıkışında duruyor, o nedenle ortalama 10 dakikada bir otobüs kalkıyor. Hepsinin fiyatı aynı ve biz gittiğimizde kişi başı 8 euroduydu. Eğer Avrupa'dan Milano'ya uçacaksanız şehrin merkezine çok yakın olan Linate Havaalanı'nı kullanmanızı tavsiye ederim. Bizim dönüş uçağımız bu havaalanındandı ve 10 dakikada bir kalkan ve ücreti 1,5 euro olan şehiriçi otobüslere (73 numaralı hat) binip yarım saatte havaalanına ulaştık. Maalesef bu havaalanına Türkiye'den şimdilik uçuş yok.

Şehiriçi Ulaşım
Aslında yürüyerek de keşfedebileceğiniz Milano'da, biz hava soğuk diye ve uzaktaki mahallelere de gidebilmek için 2 günlük bilet aldık ki bence bu şehir için 2 gün gayet yeterli bir süre. Fiyatı 8,25 euro olan bu bilet tramvay, metro ve otobüslerde geçerli hatta Linate Havaalanına giden 73 numaralı otobüste de kullanılıyor. Bunun dışında günlük veya 10 kullanımlık biletler de mevcut. Biletler hakkında daha detaylı bilgi için Milano'nun şehiriçi ulaşım ağının resmi websitesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Ayrıca bu site Google Maps ile de koordine çalışıyor, bu yüzden telefonunuza Google Maps uygulamasını indirmenizi ve yol tarifi için kullanmanızı şiddetle tavsiye ederim. 

Nerede Kalınır?
Havaalanından şehre ulaştık, şehiriçi ulaşım bilgileri ve biletimizde elimizde olduğuna göre artık otelimize gidebiliriz. Milano'da şehrin merkezini Katedral olarak düşünün. Merkezde, Brera, Porto Nuova mahallesinde ve özellikle yazın gidiyorsanız Naviglio'da kalmanızı tavsiye ederim. Buralar biraz pahalı derseniz ki biz dedik (Hollandalı olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz, bkz. en pinti millet), bizim gibi Loreto metro istasyonun oralarda da kalabilirsiniz. Buradaki Corso Buenos Aires gayet hareketli ve büyük bir alışveriş caddesi. 

Gezilecek Yerler
Listedeki isimlerine tıklayarak daha detaylı bilgiye websitelerinden ulaşabilirsiniz.
  • Duomo di Milano: Acayip görkemli bir katedraldır kendileri. İçini gezebilir, üstüne de çıkabilirsiniz ancak nedense bana şehir mimari olarak süper görünmediği için o kadar merdiveni çıkmaya pek değmeyeceğini düşündüm. 
  • Galleria Vittorio Emanuele II: Katedrali karşınıza aldığınızda solunuzda kalan, mimarisi ile sizi kendine çeken bu pasajda sıra. İçinde lüks markaların bulunduğu gerçekten de çok hoş bir pasaj. Hatta bence paraya kıyıp buradaki mekanların birinde (hepsinin önünde fiyat listesi var) bir şeyler içmenizi öneririm. 
  • Castello Sforzesco: Katedrali arkanıza alıp Via Dante'yi takip ettiğinizde karşınıza muazzam bir kale çıkacak. İçinde bir çok müzenin bulunduğu bu kalenin avlusunu ziyaret etmek ücretsiz. Ben kendisine hayran kaldım. Eğer havanın sıcak olduğu bir mevsimde Milano'daysanız, kalenin bitimindeki Sempione Parkı'nın çimlerine uzanıp bir mola vermek şart. Parkın bitimindeki Milano'nun şehir kapısı olarak bilinen Arco della Pace'yi de gördünüz mü?
  • "Son Akşam Yemeği": Leonarda da Vinci'nin en meşhur eserlerinden "Son Akşam Yemeği" Santa Maria Delle Grazie Kilisesi'nin yemekhanesinin duvarında sergilenmekte. Eseri görmek için biletlerin satıldığı resmi websitesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Biletler satışa 2-3 ay önce çıkıyor ve websitesinde hangi günler hangi ayın biletlerinin satışa çıkacağı hakkında bilgi var. Ben satışa çıktığı günün akşamı iş dönüşü almak için bilgisayar başına geçtiğimde bilet kalmamıştı... Erken davranmakta fayda var. Bilet fiyatı 10 euro.
  • Brera: Bu bölge şehrin en hareketli, en hipster mahallesi. Kafeler, restoranlar, mağazalar, dükkanlar... ne ararsanız burada. Hepsinden güzeli de sokakları ve mimarisi. Kesinlikle gezilmesi gereken bir mahalle.
  • Naviglio: Küçük bir kanalın etrafında bulunan bu mahalle, benim Milano tatilimde en çok beğendiğim bölge oldu. Kanal kenarındaki bir çok kafe, bar ve restoran Milano'nun meşhur aperitivo saatine hazırlanıyordu. Kışın bile bu kadar sevdiğim ve kokteyllerine doyamadığım mekanların, yazın ne kadar harika olacağını tahmin edemiyorum. Aperitivo saatlerini (akşam 5-8 arası) kesinlikle Naviglio'da geçirin derim.
  • Eğer vaktiniz olursa bunlardan başka Teatro alla Scala'da bir opera, bale yada konsere gidebilirsiniz ve Isola mahallesindeki Cimitero Monumentale yani anıt mezarlığı ziyaret edebilirsiniz.
Ne Yenir İçilir?
İnsan mutfağı olmayan bir ülkede gurbette olunca gezi amacı da değişiklik gösterebiliyor. Biz Milano'ya en kötü biraz güzel yemek yeriz döneriz mantığı ile gittik ve bu konuda çok da başarılı mekanlar denedik. Bütün İtalya tatillerinin en zevkli kısmı...
Antica Sicilia

  • Antica Sicilia: Oki'nin Sicilya'dan kalma arancini tutkusu sayesinde keşfettiğimiz, sabahın 7'sinde açılıp tazecik panzerotti denilen hamurişinden (ki Milano'da çok meşhur kesinlikle denemelisiniz), tatlısına ve kahvesine kadar fiyat/performansı 10 numara mekan.
  • Luini: Panzerottisi en meşhur pastane. Milano Katedrali'ne çok yakın ve kapısındaki kuyruktan doğru yerde olduğunuzu anlamanız pek de zor olmuyor. Kahvaltı veya ucuz öğle yemeği için ideal ancak Antica Sicilia gibi oturacak yeri yok. Elinize alıp gezerek yiyebilirsiniz. 
  • Cioccolati Italiani: Bir İtalya yeme içme rehberini dondurmasız düşünemiyorum diyenleri görelim! Luini'nin yanında dışarıya kadar kuyruğu olan başka bir mekan göreceksiniz. İşte orası bu dondurmacı. İnanılmaz güzel. Luini'den panzerottinizi alıp elinizde yerken, buradaki sıraya girin. Eğer pasta yapmaya merakınız varsa, küvertürlerinden de alabilirsiniz.
  • Botega Caffe Cacao: Kahvesi ile meşhur mekan. Açıkcası beklentim daha büyüktü, beklentimi karşılamasa da bir esprisini de göremedim. Eğer molaya ihtiyacınız varsa uğrayabilinecek mekan.
  • Spontini: "Uçaktan inmişlerdi, açlardı ve otellerinin çok yakınında bu pizzacının şubesi olduğunu görünce ellerinde bavul kuyruğa girmişlerdi. Tombik pizza hamuru üstüne bol domates soslu ve peynirli dilim pizzalarının yanına birer de soğuk birayı hüpletince çok sevindirik olmuşlardı". Şaka bir yana; fiyatı, mekanın rahatlığı (tam bir İtalyan), hızlı servisi ile kalbimizi kazanan öğle yemeği için ideal yerdir.
    Risoelatte
  • Risoelatte: Risottonun vatanı Milano'ya kadar gelmişken bu pahalı ve yapımı çok zahmetli pilavı denemeden olmaz. Tamam bir nohut pilavın yerini tutmuyor bu risotto ve aşçı bir arkadaşım sağolsun, sayesinde ben daha güzel yapıyorum ama yine de risotto için olmasa da Milano'dayken uğranılması gereken mekanlardan Risoelatte. Büyükannenizin evinde yemek yemek gibi bir his. Mutlaka ama mutlaka rezervasyon yaptırın, ben e-mail ile yaptırmıştım. Gitmişken de tuvaletine mutlaka uğrayın.
  • Mag Cafe: Artık akşam olduğuna göre gelelim Milano'nun asıl olayı aperitivo meselesine. Akşam iş çıkışı saatlerinde insanların yemek öncesi kokteyl içip, yanında da bir şeyler atıştırma olayına aperitivo deniliyor. Yukarda da bahsettiğim gibi bu olay için bence en doğru mahalle Naviglio. Mag Cafe dekorasyonu, kanal kenarında olması, kokteyllerinin lezzeti ve sunumu ile gönlümünüzü kazandı. Kesinlikle uğrayın, pişman olmazsınız.
  • Rita: Naviglio'daki diğer bir aperitivo mekanı. Bu mekanın kanal manzarası olmasa da atıştırmalıkları çok daha zengin ve lezzetli. Eğer bir gününüz varsa Rita ve Mag arasında seçim yapmakta zorlanacağınız kesin.
    Pizza Am ve Oki :)
  • Pizza Am: Çok yorgun ve hiç aç olmadığım son Milano akşamımızdı. Ama Oki'nin bu mekana gitmek konusundaki ısrarlarını kıramadım ve kendimizi bu mekanın kapısında içeri girmeye çalışırken bulduk. İçeri girdiğimizde adımızı listeye yazdılar ve 1 saat bekleyeceğimizi söylediler. Hemen birer dilim pizza ikram ettiler ve barla fırının arasındaki küçücük yerde diğer 10 kişiyle birlikte beklemeye başladık. Sürekli ikram edilen proseccoları (İtalya'nın köpüklü şarabı) içmekten çakırkeyif olmuştuk bile. Sonunda masamıza geçtik ve süper pizzalarımız ile ev şarabı ısmarladık. Yedik içtik doyduk. Mekanda masa bekleyen insanlar hiç azalmadığından, kahveyi beleş proseccoları içtiğimiz barda yine ücretsiz olarak servis ediyorlar ve yanında da limoncello, badem likörü gibi içkilerden ikram ediyorlar. Kahve ve bu içkiler sindirime yardımcı olduğundan, Türkiye'de yemekten sonra çay ikram etmek nasıl adettense İtalya'da da yemekten sonra kahve ve bu içkileri ikram etmek adetten. Kısacası ucuz, lezzetli, eğlenceli bir İtalyan pizzacı deneyimi yaşamak istiyorsanız adres Pizza Am.
Son Notlar
  • 2 günlük bir gezi Milano için yeterli. Eğer Como Gölü'nü de gezecekseniz ve iki ayağınız bir pabuca girsin istemiyorsanız 3 günlük bir plan da yapabilirsiniz.
  • Milano diğer İtalya şehirlerine kıyasla daha pahalı. Alışveriş konusunda aynı marka Türkiye'de de varsa Türkiye'den almanızı tavsiye ederim çünkü kur nedeni ile Avrupa'da aynı marka daha pahalıya geliyor. 
  • Milano gezi rehberimizin sonuna geldiğimize göre kokteyller, risottolar, pizzalar, dondurmalar ile doyduğunuz, kocaman gülerken bütün dişlerinizin göründüğü fotoğraflar ile telefonunuzun hafızasını doldurduğunuz, güneşten çillerinizin çıktığı bir haftasonuna hazırsınız demektir. İyi tatiller!
Devamını oku »

26 Aralık 2016 Pazartesi

2016 Yılında Nerelerdeydim?

Bugün Noel'in ikinci günü. Hava karanlıkken ve yıl da biterken 2016 yılında nerelere gitmişim bir liste çıkartıyım dedim. Bu sene çalışmaya başlamamla beraber blogta çok aktif olamasam da gezmekten çok geri kaldığım söylenemez. Rehberi olanlar için ismine tıklayabilirsiniz.
Tromso'da...
  • Ocak: Tromso, Norveç. Kuzey Kutup Dairesi içinde doğanın harikası Kuzey Işıkları'nı görmeye gittik.
  • Şubat: Kuzey Kutbu'ndan dönüp bronşit olunca şubat ayında evden dışarı çıktığım söylenemez.
  • Mart: Mart sonundaki Paskalya tatilini fırsat bilip Hamburg ve Bremen'e gittik.
  • Nisan: Hollanda'da lale mevsimi olduğu için bisikletle Lisse tarafındaki lale tarlalarını ziyarete gittik. Geçen sene ise yine aynı yerdeki Keukenhof lale bahçesini ziyaret etmiştik.
  • Mayıs: Heidelberg, Würzburg, Bad Mergentheim, Rothenburg ob der Tauber, Dinkelsbühl, Augsburg, Münih, Füssen ve aralardaki ufak köylerden oluşan bir Güney Almanya turu yaptık. Bu yola Romantik Yol yada Romantik Tur deniliyor.
  • Haziran: Katanya, Taormina, Syracuse ve Palermo'dan oluşan bir Sicilya turu yaptık.
  • Temmuz: Nice, Cannes, Monaco ve çevresindeki Antibes, Eze, Mougins, St Paul de Vence gibi küçük kasabaları kapsayan bir Güney Fransa turu yaptık. 
  • Ağustos: Bisikletle Zaanse Schans gittik. 
  • Eylül: Rodos ve Göcek'te kısa bir yaz tatili yaptık. 
  • Ekim: Hamburg'ta bir haftasonu...
  • Kasım: Evde oturma zamanı...
  • Aralık: Brugge'e Noel pazarlarını görmeye gittik.
Bakalım 2017 bizi nerelere götürecek...
Devamını oku »

11 Aralık 2016 Pazar

Hollanda'da İş Bulma Hakkında

Uzun zamandır sessiz sakin takılan bloguma ciddi bir yazı ile hareket katmaya karar verdim. Blogum hareketsizdi ama Türkiye'de durum tam tersiydi. Bu sebepten olsa gerek, bir hafta geçmiyor ki birisi bize Hollanda'da iş sormasın. Ben de bu yazıyı yazıp işlere biraz açıklık getirmek istedim.

Sevgili okuyucum, muhtemelen Türkiye'deki iyi bir üniversiteden mezunsun, iyi bir şirkette güzel bir işin var. Büyük ihtimalle iyi kötü bir evin, araban bile var. Yani Türkiye'deki işsizlik tavan yapmışken haline şükretmen gereken bir noktadasın. Bunların yanında helikopterin falan yoksa, İstanbul'un trafiğini çekiyorsun; korumayla gezmiyorsan terörden korkuyorsun; döviz cinsinden para kazanmıyorsan her geçen gün paran değer kaybediyor. Ayrıca çocuğunun geleceği için endişeleniyorsan, her ay dünya para ödediğin spor salonuna mesai saatlerin yüzünden gidemiyorsan, müdürün mobbing yapıyorsa, maaşın kredi kartı borcun, ev kredisi, araba kredisi, onun bunun kredisi derken ayın ilk günü bitiyorsa sanma ki yalnızsın. 

Sana nasıl iş bulunur söyleyeceğim ama önce nasıl bulunmaz onu bir açıklayayım da ordan devam edelim. Öyle her TV'de can sıkıcı haber izlediğinde yukarda bahsettiğim kaygıların katlanılmaz noktaya ulaştığın bir anda telefonunu eline alıp yurtdışına kapağı atmış arkadaşlarına mesaj atmakla iş falan bulamazsın. Kendi memleketinde, dilini konuştuğun, kültürünü bildiğin, çalışma izninin olduğu, mezun olduğun üniversitenin adı bilinen bir yerde arkadaşına mesaj atarak iş bulamayacağına göre bir aklını başına al ve düşün bakalım; sen bana mesaj attığında benim sana iş bulma ihtimalim nedir. 


Bir kere Linkedin'de düzgün bir profil oluştur. Çektiğin selfie fotoğrafını koyma, bir zahmet biraz özen. Düzgün makinesi olan fotoğrafçılıktan biraz anlayan bir arkadaşından rica et veya 99'uncu ayakkabını alacağına o parayla gidip düzgün bir CV fotoğrafı çektir. Sonra oturup CV ve önyazını (cover letter) oluştur. Linkedin'deki kendi alanının iş ilanlarından anahtar kelimeleri ve jargonu öğren, o kelimeleri kullanmaya çalış. Kendine güvenin olsun, senin kendine güvenin yoksa karşındaki adam neden sana güvenip seni işe alsın? Her gün Linkedin'deki ilanlara bak. Bütün büyük şirketler buraya ilanlarını koyuyorlar. Mesela sana uygun bir ilan gördün ve şans bu, olur ya o şirkette çalışan da bir arkadaşın yada Linkedin bağlantın varmış. O arkadaşına veya bağlantına o noktada bir mesaj at çünkü bir çok büyük şirketin referans programları var. Belki o kişi sana referans olur ve sana yolladığı link üstünden işe başvurursan mülakata çağırılma şansın artar. Referanslı veya referanssız diyelim işe başvurdun. Başvurduktan sonra ilanda eğer işe alımla ilgilenen kişinin iletişim bilgileri varsa o kişiye mail at, imkanın varsa ara. İşle ilgilendiğini ve başvurduğunu söyle, süreçle ilgili sorular sor. Headhunterlar burada çok ciddi çalışıyor ve bence ilk mülakatları headhunterla yapmak daha yumuşak bir geçiş olabilir. Bunlardan başka Türk bankalarının Hollanda'daki merkezlerinde çalışan çok sayıda Türk expat var. Çok sık pozisyon açılmasa da bu şirketleri yakından takip etmekte fayda var çünkü Türk işe almayı tercih ediyorlar ve sizin CV'nize baktıklarında mezun olduğunuz üniversite ve önceden çalıştığınız yerler kendilerine bir şeyler ifade ediyor.


Dil konusunda gelince; Hollanda, 2016 yılında İngilizce yeterlilik (English proficiency) konusunda dünyanın en iyi ülkesi seçildi (anadili İngilizce olan ülkeler dışında), Türkiye ise bu konuda en düşük ülkelerden biri oldu. O yüzden karşındaki adamın İngilizce'sinin senden iyi olma ihtimali yüksek. Eğer İngilizce'yi en son üniversitede kullanmışsan ve kendini bu konuda güvenli hissetmiyorsan kendine acilen bir kurs bul. 

En önemli konulardan birisi de maaş beklentisi. Bir çok kişide Avrupa'da maaşların çok yüksek olduğu gibi bir algı var çünkü Avrupalı'nın parası var. İşin ilginci kimse burada paranın ne kadar değerli olduğunu, kimsenin kimseye hava atmak için son model telefon, araba gibi lükslerin peşinde koşmadığını farketmiyor. Bizim de Oki'nin mülakat sürecine başladığında maaş beklentimiz çok farklıydı. İyi ki ben çok fazla Alman expatın olduğu bir şirkette çalışıyordum ki onlara maaş ve yaşam koşullarını danışma şansım oldu ve ayaklarımız daha yere basarak maaş beklentimizi söyledik. Hani öyle Türkiye'de kazandığım TL'nin eurosunu kazanacağım gibi bir düşünceniz varsa sadece size "Ah keşke..." diyebilirim.


Hollanda'da vergiler çok yüksek ancak expatlar için "30% tax ruling" denilen bir sistem var. Kısaca anlatmak gerekirse siz 100 eur maaş alıyorsanız bunun 30 eurosunu hiç vergi ödemeden, 70 eurosunu ise denk gelen vergi diliminin üstünden vergi ödeyerek alıyorsunuz. Expat olabilmeniz için de belli bir maaş sınırı var. Detayları buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Eğer maaşınız 30% ruling için yeterliyse anlayın ki Hollanda için ortalamanın üstünde, rahat yaşayabileceğiniz bir maaş teklif edilmiştir. 

Kendi hikayeme gelince... Ben Hollanda'da oturuyor olmama, çalışma iznim olmasına rağmen 5-6 ay yağmurda karda haftada ortalama iki mülakata gittim. Ne istediğimi biliyordum ama iş bana göre olmasa da "mülakat tecrübedir" dedim, gittim. Şimdi dünyanın en iyi şirketlerinden birinin Hollanda'daki merkezinde çalışıyorum. 

Son olarak halinden şikayet ediyorsan, bu durumu değiştirmek için aksiyon almak zorundasın, kimse senin yerine bunu yapamaz. Çalışmadan, uğraşmadan hiç bir şey olmuyor. Sabırlı ol, ümitsizliğe kapılmamaya çalış ve pes etme. Kendi tecrübelerime dayanarak size en azından Hollanda'da işler nasıl yürüyor biraz anlatmaya çalıştım. Bu işin uzmanı değilim. Bu yazıyı okuyup, farklı tecrübesi olanlar veya benim bilmediğim şeyleri paylaşmak isteyen olursa lütfen yorum yapmadan geçmesinler. Belli mi olur, belki birilerinin "Amsterdam'da Ev Kiralama" yazımı okumalarına kadar uzanan sürecine yardımınız olur.

Devamını oku »

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Amsterdam'ın Yazlık Mekanları

Amsterdam'da havaların 25-30 derece arası seyrettiği bu günlerde, nadir bulunan bu havanın tadını çıkarmak isteyenler sokaklara akmış durumda. Güneş pırıl pırılsa, hava  da akşam 10'da kararmaya başlamışsa, o zaman Amsterdam'ın en hippi, plaj konseptli açık hava mekanlarının zamanı gelmiş demektir. O zaman bikinileri giyin ve yazın tadını çıkarın.

İsimlerine tıklayarak mekanların websitelerine ulaşabilirsiniz. 
  • Hannekes Boom: Amsterdam Centraal Station'a yakınlığı nedeniyle midir bilmem ama kalabalıklığı ile listemin birinci sırasına oturan mekan. Ortam harika, bira soğuk, hava sıcak. O zaman hayat güzel!
  • Pllek: Geniş koltukları ile iç mekanı da gayet ferah ve güzel olan, hava ısınınca ise dışarısının da harika olduğu Amsterdam Noord'ta bulunan mekan. Gitmeyi planladığınız haftasonu eğer IJ Hallen pazarının kurulduğu haftasonu ise yer bulmanız biraz zor olabilir. Yemeklerinin de içeceklerinin de tadı harika olan mekan.
  • Roest: Pllek'te olduğu gibi iç mekanının da dış mekanının olduğu kadar güzel olduğu hippi mekan. Neredeyse haftanın her günü bir konser veya partinin düzenlendiği mekanın programına websitesinden ulaşabilirsiniz.
  • De Ceuvel: Çevreye duyarlılığı, organik yemekleri ile listemdeki en hippi mekan burası. Hamaklarında yatıp, organik yemekleri ile stresten uzak bir gün için bire bir. 
  • Strandzuid: Yazın en sık gittiğim mekan olabilir. Beatrix Park ile göl manzarasını bir arada sunduğundan benim yaz ayları için favori mekanım. Yemekleri ve onlarca çeşit birası ile menüsü ile de kalbimi kazanmıştır.


Devamını oku »

Amsterdam Yeme İçme Rehberi Vol.2

Uzun zaman süren sessizliğimi bugün girdiğim Hollandaca konuşma sınavımla bozmuşken, sınavdan geçmenin verdiği gurur ile bir yazı patlatayım dedim. Hazır yaz da gelirken yine Amsterdam'ın kafe ve restoranlarından bir kaç öneride daha bulunayım. Eğer bu yazımın ilk bölümüne göz atmak isterseniz buraya, Amsterdam'ın en iyi coffeeshoplarını arıyorsanız da buraya tıklayıp o yazıları da okuyabilirsiniz. 
Back to Black
  • Back to Black: Benim Amsterdam'daki favori kafem. Duvarlarının rengi, kahvesinin lezzeti, cam kenarındaki masaları, kedisi... Her şeyiyle favori mekanım. Ücretsiz wifi da var. Her hafta mutlaka uğrayıp kendi kendime 2 fincan kahve içip saatlerce kitap okuduğum mekandır. İçerde elinde Türkçe bir kitapla, siyah gözlüklü birini görürseniz gelin bir merhaba deyin :)
  • Greenwoods: İki şubesi olan ve ikisinin de gayet başarılı olduğu, kahvaltı için Amsterdam'ın önde gelen mekanlarından. Özellikle Keizersgracht'taki şubesinin terası direk kanalın dibindedir, yer bulursanız "Değmeyin keyfime" moduna geçersiniz.
  • Cafe de Jaren: Terası ile pek bir meşhurdur. Yemekleri, ortamı ve Amsterdam'da eşine az rastlanan uzun çalışma saatlerine sahip kafe/restoranlardan biri olması nedeniyle de eğer yolunuz düşerse uğranabilinecek mekanlardan biridir. 
  • Blue Amsterdam: Hollanda bilindiği üzere dümdüz bir ülke ve Amsterdam kazıkların üstüne kurulduğu için "Şu tepeye yada kuleye çıkıp bir manzara izleyim" diyebileceğiniz pek bir yer yok. Blue Amsterdam, Amsterdam'ın alışveriş caddesi olan Kalverstraat'taki Kalvertoren'ın en üst katında 360 derece manzaraya sahip bir kafe. Çok turistik olduğunu ve yiyecek-içeceklerinin çok da iyi olmadığını ama manzarası için bir ziyareti hakettiğini düşündüğüm mekan.
    Trust
  • Trust: Meşhur Albert Cuypmarkt'ın kurulduğu sokakta bulunan değişik konsepti nedeniyle listeme aldığım mekan. Öncelikle şunu söylemeliyim, bu mekana gidecekseniz açken gitmeyin çünkü siparişinizin gelme süresi ortalama 1 saat, içeceğiniz gelme süresi ortalama yarım saat. Çalışanlarını (belki de gönüllülerini demem daha doğru olabilir), sizin siparişinizi hazırlamak yerine meditasyon yada sarılma terapisi yaparken görmeniz, bu mekan için normal bir durum. Bu mekanda menüde fiyat yazmıyor, siz kalkmadan önce ne kadar ödemek isterseniz o kadar ödeyip mekandan ayrılıyorsunuz. Yiyip içip hiç bir şey ödemeden de kalksanız kimse size bir şey demiyor. Hatta ben bir kere "biz şurda oturuyorduk, bakın bırakıyorum parayı" dedim de, kadın bana gülümseyerek "We trust" dedi. Tipik bir Türk insanı mekanın beleşçilerle dolup taşacağını ve batacağını düşünse de, dünyada bu konseptteki kafelerin gayet başarılı olduğu görülmüş.
  • Cafe de Klos: Yemek mekanlarına geçişi, Amsterdam'ın en bomba etçilerinden biriyle yapıyoruz. Haftasonları ortalama 2 saat kuyruk bekledikten sonra girenlerin anlata anlata bitiremediği ufacık mekan. Spare ribs denen yemeği pek bir meşhurdur. Websitesi yok, o nedenle adresini şuracığa not düşeyim; Kerkstraat 41. Akşamüstü 4'te açıldığını da unutmayın.
    Moeders
  • Moeders: Hollandaca'da "Anneler" demek olan ("iyi ki bir geçtin konuşma sınavını Beliz ya, amma böbürlendin" mi dedi birisi?) Moeders'ın isminden de anlaşılacağı gibi geleneksel Hollanda yemeklerini tadabileceğiniz mekandır. Mekanın şöyle bir hikayesi var: Sahibi mekanın açılışına gelen herkesten evlerinden birer tabak, bardak ve çatal-kaşık getirmelerini istiyor ve 25 yıl sonra da mekanda halen bunlar kullanılıyor. Bu mekana gideceklere önerim menüye bir göz atmaları. Hollanda mutfağı çok gelişmiş değil ve domuz eti çok kullanılıyor. Vejeteryan yemeğe de menülerinde yer verseler de sonra gidip de aç kaldık demeyin, benden söylemesi...
  • Saturnino: Çoğu büyük şehirde olduğu gibi Amsterdam'da da çok fazla İtalyan restoranı bulmak mümkün. Ancak burdakilerin bir özelliği çoğunun Türkler tarafından işletilmesi, o nedenle Saturnino gibi garsonlarının bile İtalyan olduğu bir İtalyan restoranı bulunca insan mutlu oluyor. Saturnino'nun uygun fiyatları, büyük porsiyonları, ev şarabından kahvesine kadar başarılı menüsü şöyle kenarda dursun; o yemekten önce getirdikleri pizza hamurundan yapılmış sıcacık minik ekmekleri ve sarımsaklı tereyağı nedir ya!
  • SkyLounge: Amsterdam'da çok fazla mekana manzarası güzel diye gittim ve hep bir hayal kırıklığı yaşadım. İstanbul'dan gelen birini etkileyecek manzara çok da kolay bulunmuyor diye düşünmeye başlamıştım. O nedenle SkyLounge'a çoook uzun süre gitmedim. En sonunda bir gün dil kursundan arkadaşlarım "Nasıl gitmemiş olabilirsin, hemen şimdi götürüyoruz seni!" diyerek kolumdan sürükleye sürükleye götürdüler. Double Tree otelinin lobisinden asansörle 11.kata çıktığınızda daha SkyLounge'ın kapısından girerken manzaraya hayran kalıyorsunuz. Gündüz kahve içmeye olsun, akşam içki için olsun mutlaka uğrayın derim. Terası güzel olsa da alçakta oturduğunuzdan manzara pek görünmüyor, o nedenle içerde barlarda oturmanızı tavsiye ederim. Kahve içerseniz ikinci kez doldurtmak ücretsiz, aklınızda olsun.
    SkyLounge
  • Wynand Fockink: Hollanda'nın jenever denen likör-cin arası içkisi çok meşhurdur ve Wynand Fockink de bu içkiyi üreten mekanların başında geliyor. Pasaj gibi bir geçitin içinde minicik, oturacak yerinin olmadığı, onlarca çeşit likörü olan ve geleneksel bardaklarda servis yapan akşamüstü 3'te açılıp, akşam 9'da kapanan mekana uğrayıp likörlerin tadına bakılmalı. 
Devamını oku »

2 Nisan 2016 Cumartesi

Mızıkacılar Şehri Bremen

Geçen hafta Paskalya tatilini fırsat bilerek Hamburg ve Bremen gezisi yapmaya karar verdik. Ben Bremen'i sevdim. Küçük, biraz masalsı, biraz tarihi, güzel mi güzel bir şehir. Ayrıca Hitler'e en az oy çıkan Alman şehri olarak da gönlümü kazanmıştır. Günübirlik veya bir gece konaklamalı gezi planı yapmanız şehri keşfetmenize yetecektir.

Nasıl Gidilir?
Hamburg merkez istasyonundan trenle yada Flixbus otobüsleri 1,5 saatte ulaşabilirsiniz ve otobüslerin fiyatları 5 eur'dan başlıyor, normal trenlerin de fiyatları az çok bu civarda. Hızlı trenler ile daha kısa sürede de gidebilirsiniz ancak fiyatları bu kadar uygun değil. Biz normal trenle gittik ve 1,5 saat sonunda Bremen'deydik. Bremen küçük bir şehir o nedenle merkez istasyondan Altstadt yani eski şehre yürüyerek geçebilirsiniz. 

Nereleri Görmeli?
  • Marktplatz: Şehrin meydanı. Biz gittiğimizde hava biraz yağışlıydı ve tatil olması nedeniyle biraz boştu ama eminim ki hava güzelken buradaki kafelerde oturup harika mimariye sahip binalara karşı bira içmek süper olur. Bu alanda belediye binası, şarap mahzeni, Bremen mızıkacıları heykeli, St. Petri Kilisesi ve Bremer Loch bulunuyor. 
  • Bremen Mızıkacıları Heykeli: Bremen'i Bremen yapan masalın kahramanları. Evet minik, evet görkemli değil ama görmek gerekir. Marktplatz'ta yer alıyor.
  • Bremer Loch: Bu aslında şehir meydanında yerde bulunan bir delik ve buraya para attığınızda, bu 1 cent de olabilir, Bremen Mızıkacıları'ndaki hayvanlardan birinin sesi geliyor. Bence çok eğlenceliydi.
  • Rathaus: Meydana geldiğinizde gözünüze çarpan en büyük bina, Bremen'in belediye binası. İçini gezmek için turlara da katılabilirsiniz. Binanın önünde bulunan ve kılıç tutan heykel ise şehrin koruyucusu olarak biliniyor. Ayrıca belediye binasının altında Bremen Ratskeller isimli 600 yıllık şarap mahzeni de, belediye binası da UNESCO'nun dünya mirası listedinde.
  • Böttcherstrasse: Marktplatz'a bağlanan bu sokakta tasarım ve butik dükkanlar, 2 tane müze ve restoranlar bulunuyor. 100 metre civarında masal tadında bir sokak. Burada Haus des Glockenspiel evi bulunuyor ve bunun üstündeki mavi porselen çanlar günde 3 kez (12.00, 15.00 ve 18.00'da) çalmaya başlıyor. Bence 5 dakikanızı ayırın ve bu gösteriyi izleyin.
  • Schnoor: Bu mahalle daracık sokakları ve mimarisi ile tam bir sanat sokağı. Zaten galeri ve el yapımı hediyeliklerin de bulunduğu bu sokak bana göre Bremen'i masalsı yapan yer. Mutlaka ama mutlaka görülmeli.

  • Schlachte: Biz gittiğimizde tatil olduğu ve hava kapalı olduğu için nehir kenarına dizilmiş sıra sıra kafe ve restoranların bulunduğu bu mahallede çok vakit geçiremesek de bence hava güneşliyken iğne atsan yere düşmeyecek cinsten bir bölge. Size tavsiyem gittiğinizde hava izin verirse,  yeme içme olayını buradaki kafelerin teraslarında yapmanız. 
  • Mühle am Wall: Eğer merkez istasyonundan eski şehre yürüyerek geçmişseniz, Wallanlagen Parkı'nı ve içindeki yeldeğirmeni de gözünüze çarpmıştır. Bu yeldeğirmeninin diğer bir adı da Kaffeemühle yani kahve değirmeni. Bu yel değirmeninin içindeki kafede taze bir kahve içmeden Bremen'den ayrılmayın derim.
  • Beck's Experience: Beck's birası Bremen'de üretiliyor. Gelmişken eğlenceli bir tur yapmak isteyenler Beck's Experience'a katılabilirler. Biz Heineken Experience ile hemen hemen aynı olduğundan katılmadık. Detaylar için buraya tıklayabilirsiniz.
Son Notlar:
  • Ben Schnoor mahallesindeki Cafe Tölke'nin dekorasyonunu çok beğendim. Mumlarla süslenmiş şirin ve romantik masalarında bir tatlı yenmeli.
  • Yine bu bölgedeki hediyelik eşyalar çoğu şehre göre baya orijinaldi. Ne kadar orijinal bir şey almak isterseniz, fiyatı da o derecede orijinal oluyor, bilginize...
  • Sonuç olarak Hamburg'a kadar gitmişken görülmesi gereken bu şirin şehre uğramanızı tavsiye ederim. 




Devamını oku »